27 Temmuz 2009 Pazartesi

HERŞEYİN BİTTİĞİ AN

Thomas Edison'un laboratuvarı 1914 yılının Aralık ayında yanmış. Zararın iki milyon doların üzerinde olmasına karşın, bina sadece 238. 000 dolara sigortalıymış, çünkü bina betondan yapıldığı için yanmaz olduğu düşünülüyormuş.



O soğuk Aralık gecesi Edison'un yaşamı boyunca yaptığı çalışmaların büyük bir kısmı kül olmuş. Ertesi sabah 67 yaşındaki Edison yanıp kül olan laboratuvarına bakıp şunları söylemiş:



"’Bu felaketin değerini bilmemiz gerek. Bütün hatalarımız yandı, kül oldu. Şükürler olsun Tanrıya, herşeye yeniden başlayabiliriz. "



Yangından tam üç hafta sonra Edison Fonografı bulmuş.


Büyük bir felaketin karşısında Edison'un gösterdiği olgunluğu göstermek çoğumuz için mümkün olmayabilir. Asıl önemli olan her gün karşılaştığımız küçük felaketler karşısında savaşmaya devam edecek gücü bulabilmektir.



Küçük felaketlere rağmen cesaretini kaybetmeme gücünü yine her gün karşımıza çıkan küçük mucizelerde bulabiliriz. Günün sonunda geriye dönüp baktığımızda, felakete dönuşebilecek olayların bir şans veya mucize eseri gerçekleşmediklerini görmek hiç de zor değildir. Felaketlerle mucizelerin arasındaki ince çizgiyi farkettiğimiz zaman aslında ne kadar şanslı olduğumuzu anlayabiliriz.



Hepimizin başına gelmiştir: Kapısını açık unuttuğunuz halde çalınmayan araba, gaz sancısı olduğu anlaşılan kalp krizi, elinizden düşüp de kırılmayan bardak, en sıkışık zamanda pantolonun cebinden çıkan para, elektrik kesilmeden birkaç saniye önce kaydettiğiniz dosya, sizin arkasından koştuğunuzu farkederek duran otobüs şöförü, kapağı açık unutulan fakat mürekkebi bittiği için çantanıza akmayan dolma kalem, gece uğradığınız bakkalda bulduğunuz son ekmek, tam size çarpacakken aniden durmayı başaran araba, yangın büyümeden bastıran sağnak yağmur, son anda iptal edilen çalışamadığınız sınav, üstünüze değil de yere dökülen kaynar çay, en sıkıntılı anınızda gelen güzel haber, kaybettiğinizi zannederken beklenmedik bir yerden çıkan kıymetli eşyanız, evinizden çaldıklarını satamadan yakalanan hırsız, yola fırlarken yakaladığınız küçük çocuk, kırılan fakat parçalanmayan cam, elinizi kesmeyen kör bıçak ve bunlar gibi daha yüzlerce küçük mucize günümüzün her anında bizi bekler.



Biz bunları mucize olarak görmek yerine şansımıza bağlar ve önemsemeyiz. En küçük felaketi büyüterek perişan olurken, mucizeleri küçük görmek ne yazık ki doğamızda vardır.



Hayatımız böyle küçük mucizelerle doluyken karşılaştığımız küçük felaketler karşısında belki daha metin olabiliriz. Sonuna geldiğimiz her günde aslında mucizelerin felaketleri kat kat aştığını görebilirsek belki ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edebiliriz.



Felaketler büyük olsun, küçük olsun her zaman bir çarenin bulunduğunu hatırlayabilirsek belki Edison gibi cesur davranabiliriz. Aslında tüm felaketlere göğüs gerebilecek güce sahip olduğumuzu ve bu gücün de hergün karşılaştığımız mucizelerde saklı olduğunu bilirsek belki acılara bakıp gülümsemeye devam edebiliriz.



Ve ne olursa olsun aslında şanslı olduğumuzu düşünebiliriz. Herşeyin sonu gibi görülen her anın devamında bir hayat yatar. Sonların aslında yeniden başlangıçlar olduğunu görmek hepimizin elindedir. Hayatınızdaki mucizelerin felaketlerden daha fazla olması dileğiyle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder