04 Şubat 2011 Tarihli Resmi Gazete
Sayı: 27836
TÜRK BORÇLAR
KANUNU
Kanun No. 6098
Kabul Tarihi: 11/1/2011
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Kaynakları
BİRİNCİ AYIRIM
Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri
A. Sözleşmenin
kurulması
I. İrade
açıklaması
1. Genel
olarak
MADDE 1- Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun
olarak açıklamalarıyla kurulur.
İrade
açıklaması, açık veya örtülü olabilir.
2. İkinci derecedeki
noktalar
MADDE 2- Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci
derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş
sayılır.
İkinci derecedeki noktalarda
uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara
bağlar.
Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklıdır.
II. Öneri ve kabul
1. Süreli öneri
MADDE 3- Kabul için süre belirleyerek bir sözleşme yapılmasını öneren, bu
sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.
Kabul
bu süre içinde kendisine ulaşmazsa; öneren, önerisiyle bağlılıktan
kurtulur.
2. Süresiz öneri
a. Hazır olanlar arasında
MADDE 4- Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye yapılan
öneri hemen kabul edilmezse; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
Telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan
iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olanlar arasında yapılmış
sayılır.
b. Hazır olmayanlar arasında
MADDE 5- Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir kişiye yapılan
öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının
beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar.
Öneren, önerisini zamanında ulaşmış
sayabilir.
Zamanında gönderilen kabul, önerene geç ulaşır ve öneren onunla
bağlı olmak istemezse, durumu hemen kabul edene bildirmek
zorundadır.
3. Örtülü kabul
MADDE 6- Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir
kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde,
sözleşme kurulmuş sayılır.
4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi
MADDE 7- Ismarlanmamış bir şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz. Bu şeyi alan
kişi, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü değildir.
5. Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri
MADDE 8- Öneren, önerisi ile bağlı olmama hakkının saklı olduğunu açıkça
belirtirse veya işin özelliğinden ya da durumun gereğinden bağlanma niyetinde
olmadığı anlaşılırsa, önerisi kendisini bağlamaz.
Fiyatını göstererek mal sergilenmesi veya tarife, fiyat listesi ya da benzerlerinin gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça öneri sayılır.
6. İlan yoluyla ödül sözü verme
MADDE 9- Bir sonucun gerçekleşmesi karşılığında ödül vereceğini ilan yoluyla
duyuran kimse, sözünü yerine getirmekle yükümlüdür.
Ödül sözü veren, sonucun
gerçekleşmesinden önce sözünden cayarsa veya sonucun gerçekleşmesini engellerse,
dürüstlük kurallarına uygun olarak yapılan giderleri ödemekle yükümlüdür. Ancak,
bir ya da birden çok kişiye ödenecek giderlerin toplamı, ödülün değerini
aşamaz.
Ödül sözü veren, giderlerinin
ödenmesini isteyenlerin beklenen sonucu gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse,
giderleri ödeme yükümlülüğünden kurtulur.
7. Önerinin ve kabulün geri
alınması
MADDE 10- Geri alma açıklaması,
diğer tarafa öneriden önce veya aynı anda ulaşmış ya da daha sonra ulaşmakla
birlikte diğer tarafça öneriden önce öğrenilmiş olursa, öneri yapılmamış
sayılır.
Bu
kural, kabulün geri alınmasında da uygulanır.
III. Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmenin hüküm anı
MADDE 11- Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmeler, kabulün gönderildiği
andan başlayarak hüküm doğurur.
Açık
bir kabulün gerekli olmadığı durumlarda, sözleşme önerinin ulaşma anından
başlayarak hüküm doğurur.
B. Sözleşmelerin şekli
I. Genel kural
MADDE 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir
şekle bağlı değildir.
Kanunda sözleşmeler için öngörülen
şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan
sözleşmeler hüküm doğurmaz.
II. Yazılı şekil
1. Yasal şekil
a. Kapsamı
MADDE 13- Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin
değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur. Ancak, sözleşme
metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın
dışındadır.
Bu
kural, yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da
uygulanır.
b. Unsurları
MADDE 14- Yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına
girenlerin imzalarının bulunması zorunludur.
Kanunda aksi öngörülmedikçe, imzalı bir mektup,
asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları
kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza
ile gönderilip saklanabilen metinler de yazılı şekil yerine
geçer.
c. İmza
MADDE 15- İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur.
Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki
sonuçlarını doğurur.
İmzanın el yazısı dışında bir araçla atılması, ancak örf ve âdetçe
kabul edilen durumlarda ve özellikle çok sayıda çıkarılan kıymetli evrakın
imzalanmasında yeterli sayılır.
Usulüne göre onaylanmadıkça veya imza ettikleri sırada metnin
içeriğini bildikleri ispat edilmedikçe, görme engellilerin imzaları onları
bağlamaz.
d. İmza yerine geçen işaretler
MADDE 16- İmza atamayanlar, imza yerine usulüne göre onaylanmış olması
koşuluyla, parmak izi, el ile yapılmış bir işaret ya da mühür
kullanabilirler.
Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler
saklıdır.
2. İradi şekil
MADDE 17- Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir
şekilde yapılması kararlaştırılmışsa, belirlenen şekilde yapılmayan sözleşme
tarafları bağlamaz.
Herhangi bir belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa,
yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır.
C. Borç tanıması
MADDE 18- Borcun sebebini içermemiş
olsa bile borç tanıması geçerlidir.
D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve
yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için
kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas
alınır.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına
güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu
savunmasında bulunamaz.
E. Genel işlem koşulları
I. Genel olarak
MADDE 20- Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin,
ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına
hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme
metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede
önem taşımaz.
Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin
metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem
koşulu sayılmasını engellemez.
Genel işlem koşulları içeren
sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin
tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem
koşulu olmaktan çıkarmaz.
Genel işlem koşullarıyla ilgili
hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen
izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de,
niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.
II. Kapsamı
1. Yazılmamış sayılma
MADDE 21- Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının
sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin
karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların
içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul
etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış
sayılır.
Sözleşmenin niteliğine ve işin
özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.
2. Yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi
MADDE 22- Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki
hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan
koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri
süremez.
III. Yorumlanması
MADDE 23- Genel işlem koşullarında
yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa,
düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
IV. Değiştirme yasağı
MADDE 24- Genel işlem koşullarının
bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek
yanlı olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir
hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar
yazılmamış sayılır.
V. İçerik denetimi
MADDE 25- Genel işlem koşullarına,
dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu
ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.
F. Sözleşmenin içeriği
I. Sözleşme özgürlüğü
MADDE 26- Taraflar, bir sözleşmenin
içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce
belirleyebilirler.
II. Kesin hükümsüzlük
MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik
haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak
hükümsüzdür.
Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması,
diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin
yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz
olur.
III. Aşırı yararlanma
MADDE 28- Bir sözleşmede karşılıklı
edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor
durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden
yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun
özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek
ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki
oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar
gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda
kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her
hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde
kullanabilir.
IV. Önsözleşme
MADDE 29- Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler
geçerlidir.
Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği,
ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.
G. İrade bozuklukları
I. Yanılma
1. Yanılmanın hükümleri
MADDE 30- Sözleşme kurulurken esaslı
yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz.
2. Yanılma hâlleri
a. Açıklamada yanılma
MADDE 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme
için iradesini açıklamışsa.
2. Yanılan, istediğinden başka bir
konu için iradesini açıklamışsa.
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini,
gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken
belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için
iradesini açıklamışsa.
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek
istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli
ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin
geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.
b. Saikte yanılma
MADDE 32- Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki
sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük
kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı
tarafça da bilinebilir olması gerekir.
c. İletmede yanılma
MADDE 33- Sözleşmenin kurulmasına
yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından
yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri
uygulanır.
3. Yanılmada dürüstlük kuralları
MADDE 34- Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri
süremez.
Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kasdettiği anlamda
kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş
sayılır.
4. Yanılmada kusur
MADDE 35- Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden
doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya
bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez.
Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı
aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir.
II. Aldatma
MADDE 36- Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa,
yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu
bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı
bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı
değildir.
III. Korkutma
1. Hükmü
MADDE 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması
sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer
taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı
kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat
ödemekle yükümlüdür.
2. Koşulları
MADDE 38- Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya
yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın
bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş
sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir
yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya
yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı
bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul
edilir.
IV. İrade bozukluğunun giderilmesi
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme
yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin
ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını
bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir
sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan
kaldırmaz.
H. Temsil
I. Yetkili temsil
1. Genel olarak
a. Temsilin hükmü
MADDE 40- Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına
yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı
bağlar.
Temsilci, hukuki işlemi yaparken bu
sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olur. Ancak, karşı
taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması
gerekiyor ya da hukuki işlemi temsilci veya temsil olunandan biri ile yapması
farksız ise, hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait
olur.
Diğer durumlarda alacağın devri veya
borcun üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
b. Temsil yetkisinin içeriği ve derecesi
MADDE 41- Başkası adına ve hesabına temsil kamu hukukundan doğmuşsa, temsil
yetkisinin içeriği ve derecesi bu konudaki yasal hükümlere; temsil hukuksal bir
işlemden doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi o hukuksal işleme göre
belirlenir.
Temsil yetkisi üçüncü kişilere
bildirilmişse temsil yetkisinin içeriği ve derecesi, bu bildirime göre
belirlenir.
2. Hukuki işlemden doğan yetki
a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması
MADDE 42- Temsil olunan, hukuki bir işlemden doğan temsil yetkisini her zaman
sınırlayabilir veya geri alabilir. Ancak, taraflar arasındaki hizmet, vekâlet
veya ortaklık sözleşmeleri gibi hukuki ilişkilerden doğabilecek haklar
saklıdır.
Temsil olunan, bu hakkından önceden
feragat edemez.
Temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü
kişilere açıkça veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen
geri aldığını onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını iyiniyetli
üçüncü kişilere karşı ileri süremez.
b. Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar
MADDE 43- Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca
kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya
temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya
iflas etmesi durumlarında sona erer.
Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona
ermesi durumunda da uygulanır.
Tarafların karşılıklı kişisel hakları
saklıdır.
c. Yetki belgesinin geri verilmesi
MADDE 44- Temsilciye yetki belgesi verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda
temsilci, bu belgeyi temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği
yere bırakmakla yükümlüdür.
Temsil olunan veya halefleri,
temsilcinin belgeyi geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı
iyiniyetli üçüncü kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler.
d. Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi
MADDE 45- Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği sürece, temsil
olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış olduğu hukuki işlemlerin sonuçlarıyla
bağlıdırlar.
Bu
kural, üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda
uygulanmaz.
II. Yetkisiz temsil
1. Onama hâlinde
MADDE 46- Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem
yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar.
Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem
yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi
onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması
durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.
2. Onamama hâlinde
MADDE 47- Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması
hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz
temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada
karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini
ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez.
Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu
yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.
Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.
III. Saklı hükümler
MADDE 48- Ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticari vekillerin
yetkisine ilişkin hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri
A. Sorumluluk
I. Genel olarak
MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu
zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar
verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir
fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle
yükümlüdür.
II. Zararın ve kusurun ispatı
MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü
altındadır.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak
ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı
önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak
belirler.
III. Tazminat
1. Belirlenmesi
MADDE 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve
özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.
Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence
göstermekle yükümlüdür.
2. İndirilmesi
MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın
doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün
durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara hafif kusuruyla sebep olan
tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet
de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.
IV. Özel durumlar
1. Ölüm ve bedensel zarar
a. Ölüm
MADDE 53- Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri.
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi
giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan
kayıplar.
3.
Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları
kayıplar.
b. Bedensel zarar
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır:
1. Tedavi giderleri.
2. Kazanç kaybı.
3. Çalışma gücünün azalmasından ya da
yitirilmesinden doğan kayıplar.
4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından
doğan kayıplar.
c. Belirlenmesi
MADDE 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun
hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen
rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu
tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.
Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz
veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari
eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut
bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı
zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.
d. Manevi tazminat
MADDE 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda,
olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın
manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
2. Haksız rekabet
MADDE 57- Gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilanların yapılması
ya da dürüstlük kurallarına aykırı diğer davranışlarda bulunulması yüzünden
müşterileri azalan veya onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu
davranışlara son verilmesini ve kusurun varlığı hâlinde zararının giderilmesini
isteyebilir.
Ticari işlere ait haksız rekabet
hakkında Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.
3. Kişilik hakkının zedelenmesi
MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi
zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini
isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.
4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı
MADDE 59- Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.
V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu
1. Sebeplerin yarışması
MADDE 60- Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.
2. Müteselsil sorumluluk
a. Dış ilişkide
MADDE 61- Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı
zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında
müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.
b. İç ilişkide
MADDE 62- Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında
paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine
yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde
tutulur.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.
VI. Hukuka aykırılığı kaldıran hâller
1. Genel olarak
MADDE 63- Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde
kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz.
Zarar
görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin
davranışının haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının
müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi
gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.
2. Sorumluluk
MADDE 64- Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği
zarardan sorumlu tutulamaz.
Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler.
Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda
kalan kişi, durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında
sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli
ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu
tutulamaz.
B. Kusursuz sorumluluk
I. Hakkaniyet sorumluluğu
MADDE 65- Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü bulunmayan
kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar
verir.
II. Özen sorumluluğu
1. Adam çalıştıranın sorumluluğu
MADDE 66- Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması
sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, çalışanını seçerken,
işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın
doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu
olmaz.
Bir işletmede adam çalıştıran,
işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat
etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle
yükümlüdür.
Adam çalıştıran, ödediği tazminat
için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına
sahiptir.
2. Hayvan bulunduranın sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü
MADDE 67- Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak
üstlenen kişi, hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Hayvan bulunduran, bu zararın
doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz.
Hayvan, bir başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından
ürkütülmüş olursa, hayvanı bulunduranın, bu kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Alıkoyma hakkı
MADDE 68- Bir kişinin hayvanı, başkasının taşınmazı üzerinde bir zarar
verdiği takdirde, taşınmazın zilyedi, o hayvanı yakalayabilir, zararı
giderilinceye kadar alıkoyabilir; hatta durum ve koşullar haklı gösteriyorsa
hayvanı diğer yollarla etkisiz hâle getirebilir.
Bu
durumda, taşınmazın zilyedi derhâl hayvan sahibine bilgi vermek ve sahibini
bilmiyorsa, onun bulunması için gerekli girişimleri yapmak
zorundadır.
3. Yapı malikinin sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü
MADDE 69- Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların
yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı
gidermekle yükümlüdür.
İntifa ve oturma hakkı sahipleri de,
binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte
müteselsilen sorumludurlar.
Sorumluların, bu sebeplerle
kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Zarar tehlikesini önleme
MADDE 70- Bir başkasına ait bina veya diğer yapı
eserlerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemlerin
alınmasını hak sahiplerinden isteyebilir.
Kişilerin ve malların korunması hakkındaki kamu hukuku kuralları
saklıdır.
III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme
MADDE 71- Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar
doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen
sorumludur.
Bir işletmenin, mahiyeti veya
faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu
işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça
veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli
ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir
kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu
öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme
sayılır.
Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri
saklıdır.
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir
işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar
görenler, bu işletmenin faaliyetinin
sebep olduğu zararlarının uygun
bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.
C. Zamanaşımı
I. Kural
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü
öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten
başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza
kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden
doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören
bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi
zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan
kaçınabilir.
II. Rücu isteminde
MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte
sorumlu kişinin
öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının
ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden
istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır.
Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre
yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.
D. Yargılama
I. Ceza hukuku ile ilişkisinde
MADDE 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün
bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili
hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat
kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun
değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini
bağlamaz.
II.Tazminat hükmünün değiştirilmesi
MADDE 75- Bedensel zararın kapsamı, karar verme sırasında
tam olarak belirlenemiyorsa
hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü
değiştirme yetkisini saklı tutabilir.
III. Geçici ödemeler
MADDE 76- Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar
sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine
davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir.
Davalının yaptığı geçici ödemeler,
hükmedilen tazminata mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının
aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri
A. Koşulları
I. Genel olarak
MADDE 77- Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya
emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
Bu yükümlülük, özellikle
zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe
dayanması durumunda doğmuş olur.
II. Borçlanılmamış edimin ifası
MADDE 78- Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu
ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri
isteyebilir.
Zamanaşımına uğramış bir borcun
ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine
getirilmiş olmasından kaynaklanan
zenginleşmeler geri istenemez.
Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan
edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.
B. Geri vermenin kapsamı
I. Zenginleşenin yükümlülüğü
MADDE 79- Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında
elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle
yükümlüdür.
Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli
olmaksızın elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda
kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle
yükümlüdür.
II. Giderleri isteme hakkı
MADDE 80- Zenginleşen iyiniyetli ise, yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri,
geri verme isteminde bulunandan isteyebilir.
Zenginleşen iyiniyetli değilse,
zorunlu giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut
olan değer artışının ödenmesini isteyebilir.
Zenginleşen, iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın, diğer
giderlerinin ödenmesini isteyemez. Ancak, kendisine karşılık önerilmezse, o şey
ile birleştirdiği ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri geri
vermeden önce ayırıp alabilir.
C. Geri istenememe
MADDE 81- Hukuka veya ahlaka aykırı
bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan
davada hâkim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir.
D. Zamanaşımı
MADDE 82- Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri
isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde
zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle
zamanaşımına uğrar.
Zenginleşme, zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle
gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her
zaman bu borcunu ifadan
kaçınabilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Hükümleri
BİRİNCİ AYIRIM
Borçların İfası
A. Genel olarak
I. Şahsen ifa zorunluluğunun olmaması
MADDE 83- Borcun, bizzat borçlu
tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu, borcunu
şahsen ifa etmekle yükümlü değildir.
II. İfanın konusu
1. Kısmen ifa
MADDE 84- Borcun tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen ifayı
reddedebilir.
Alacaklı kısmen ifayı kabul ederse borçlu, borcun kendisi
tarafından ikrar olunan kısmını ifadan kaçınamaz.
2. Bölünemeyen borç
MADDE 85- Bölünemeyen bir borcun birden çok alacaklısı varsa, alacaklılardan
her biri, borcun alacaklıların tamamına
ifasını isteyebilir. Borçlu, edimini
alacaklıların hepsine birden ifa etmek zorundadır.
Bölünemeyen borcun birden çok borçlusu
varsa, borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür.
Durumun gereğinden aksi
anlaşılmadıkça, ifada bulunan borçlu, alacaklıya halef olur ve diğer
borçlulardan payları oranında alacağını isteyebilir.
3. Çeşit borcu
MADDE 86- Çeşit borçlarında hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi
anlaşılmadıkça, edimin seçimi borçluya aittir. Ancak borçlunun seçeceği edim,
ortalama nitelikten daha düşük olamaz.
4. Seçimlik borç
MADDE 87- Seçimlik borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi
anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi borçluya aittir.
5. Faiz
MADDE 88- Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede
kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat
hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık
faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli
fazlasını aşamaz.
B. İfa yeri
MADDE 89- Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre
belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır;
1. Para borçları, alacaklının ödeme
zamanındaki yerleşim yerinde,
2. Parça borçları, sözleşmenin
kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde,
3. Bunların dışındaki bütün borçlar,
doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde,
ifa edilir.
Alacaklının yerleşim yerinde ifası
gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi
sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim
yerinde ifa edilebilir.
C. İfa zamanı
I. Süreye bağlanmamış borç
MADDE 90- İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin
özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur.
II. Süreye bağlı borç
1. Aya ilişkin sürelerde vade
MADDE 91- Borcun ifası için bir ayın başlangıcı veya sonu belirlenmişse,
bundan ayın birinci ve sonuncu günü; ayın ortası belirlenmişse, bundan da ayın
onbeşinci günü anlaşılır.
Borcun ifası için gün belirtilmeksizin sadece ay belirlenmişse,
bundan o ayın son günü anlaşılır.
2. Diğer sürelerde vade
MADDE 92- Bir borcun veya taraflardan birine düşen herhangi bir yükümlülüğün
sözleşmenin kurulmasından başlayarak belli bir sürenin sonunda ifası
gerekiyorsa, ifa zamanı aşağıdaki biçimde belirlenir:
1. Gün olarak belirlenmiş süre,
sözleşmenin kurulduğu gün sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz
veya onbeş gün olarak belirlenmiş süre ise, bir veya iki haftayı değil, tam
sekiz veya onbeş günü ifade eder.
2. Hafta olarak belirlenmiş süre, son
haftanın sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan gününde dolmuş olur.
3. Ay olarak veya yıl, yarıyıl ve
yılın dörtte biri gibi birden çok ayı içeren bir zaman olarak belirlenmiş süre,
sözleşmenin kurulduğu gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın bunu karşılayan
gününde dolmuş olur. Son ayda bunu karşılayan gün yoksa süre, bu ayın son günü
dolmuş sayılır.
4. Yarım aydan onbeş günlük süre
anlaşılır. Bir veya birden çok ay ve yarım ay olarak belirlenmiş sürenin dolduğu
gün, son aya onbeş gün eklenerek belirlenir.
Bu kurallar, sürenin sözleşmenin
kurulmasından başka bir andan işlemeye başladığı durumlarda da uygulanır.
Borçlu, belirli bir süre içinde yerine
getirilmesi gereken bir borcu, bu sürenin dolmasından önce ifa etmekle
yükümlüdür.
3. Tatil günleri
MADDE 93- İfa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul
edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk
güne geçer.
Aksine anlaşma geçerlidir.
III. İş saatlerinde ifa
MADDE 94- Borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul edilir.
IV. Sürenin uzatılması
MADDE 95- Süre uzatılmış ise yeni
süre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, önceki sürenin sona ermesini izleyen
birinci günden başlar.
V. Erken ifa
MADDE 96- Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun
gereğinden tarafların aksini kastettikleri anlaşılmadıkça borçlu, edimini
sürenin sona ermesinden önce ifa edebilir. Ancak, kanun veya sözleşme ya da âdet
gereği olmadıkça borçlu, erken ifada bulunması sebebiyle indirim
yapamaz.
VI. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
1. İfada sıra
MADDE 97- Karşılıklı borç yükleyen
bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan
tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı
olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.
2. İfa güçsüzlüğü
MADDE 98- Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birinin
borcunu ifada güçsüzlüğe düşmesi ve özellikle iflas etmesi ya da hakkındaki
haciz işleminin sonuçsuz kalması sebebiyle diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse
bu taraf, karşı edimin ifası güvence altına alınıncaya kadar kendi ediminin
ifasından kaçınabilir.
Hakkı tehlikeye düşen taraf, ayrıca
uygun bir sürede istediği güvence verilmezse sözleşmeden dönebilir.
D. Ödeme
I. Ülke parası ile
MADDE 99- Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması
kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade
bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.
Ülke parası dışında başka bir para
birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade
de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının
aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile
ödenmesini isteyebilir.
II. Mahsup
1. Kısmen ödemede
MADDE 100- Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı
ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz.
Alacaklı, alacağın bir kısmı için
kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi,
güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına
sahip değildir.
2. Birden çok borçta
a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre
MADDE 101- Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan
hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir.
Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan
ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda
gösterdiği borç için yapılmış sayılır.
b. Kanuna göre
MADDE 102- Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık
bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç
muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış
olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan
borç için yapılmış olur.
Birden çok borcun vadesi aynı zamanda
gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme,
güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.
III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi
1. Borçlunun hakkı
MADDE 103- Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı ödenmişse, buna
ilişkin borç senedinin geri verilmesini veya iptalini isteyebilir.
Borcun tamamı ödenmemiş veya borç
senedi alacaklıya başkaca haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz
verilmesini ve ödemenin borç senedine işlenmesini isteyebilir.
2. Hükümleri
MADDE 104- Faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerden biri için, alacaklı
tarafından çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait
edimler de ifa edilmiş sayılır.
Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz
vermişse, faizlerini de almış olduğu kabul edilir.
Borç senedi borçluya geri verilmişse,
borç sona ermiş sayılır.
3. Senedin geri verilememesi
MADDE 105- Alacaklı, borç senedini kaybettiğini iddia ederse, borçlunun istemi
üzerine, borcu ödeme sırasında, kendisine borç senedinin iptalini ve borcun sona
ermiş olduğunu gösteren resmen düzenlenmiş veya usulüne göre onaylanmış bir
belge vermek zorundadır.
Kıymetli evrakın iptaline ilişkin
hükümler saklıdır.
E. Alacaklının temerrüdü
I. Koşulları
MADDE 106- Yapma veya verme edimi gereği gibi
kendisine önerilen alacaklı,
haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi
için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan
kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.
Alacaklı, müteselsil borçlulardan
birine karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş
olur.
II. Hükümleri
1. Bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde
a. Tevdi hakkı
MADDE 107- Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri
alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan
kurtulabilir.
Tevdi yerini, ifa yerindeki hâkim
belirler. Bununla birlikte ticari mallar, hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye
tevdi edilebilir.
b. Satma hakkı
MADDE 108- Sözleşmenin konusu olan şeyin niteliği veya işin özelliği tevdi
edilmesine uygun düşmez veya teslim edilecek şey bozulabilir ya da bakımı,
korunması veya tevdi edilmesi önemli bir gideri gerektirir ise, borçlu,
alacaklıya önceden ihtarda bulunması koşuluyla, hâkimin izniyle onu açık artırma
yoluyla sattırıp bedelini tevdi edebilir.
Teslim edilecek şey, borsada
kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa ya da yapılacak gidere oranla değeri az ise,
satışın açık artırma yoluyla yapılması zorunlu olmadığı gibi, hâkim, önceden
ihtarda bulunma koşulunu aramaksızın satışa izin verebilir.
c. Tevdi konusunu geri alma
MADDE 109- Alacaklı, tevdi edilen şeyi kabul ettiğini açıklamış veya tevdi bir
rehnin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuş olmadıkça borçlu, tevdi edilen
şeyi geri alabilir.
Tevdi
edilen şey geri alındığı anda alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını
sürdürür.
2. Diğer edimlerde
MADDE 110- Borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa, alacaklının
temerrüdü hâlinde borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre
sözleşmeden dönebilir.
F. Diğer ifa
engelleri
MADDE 111- Borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime ait olduğunda veya
alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan kaynaklanan diğer
kişisel bir sebeple borç, alacaklıya veya temsilcisine ifa edilemezse borçlu,
alacaklının temerrüdünde olduğu gibi, tevdi ya da sözleşmeden dönme hakkını
kullanabilir.
İKİNCİ AYIRIM
Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları
A. Borcun ifa edilmemesi
I. Giderim borcu
1. Genel olarak
MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi
ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat
etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle
yükümlüdür.
2. Yapma ve yapmama borçlarında
MADDE 113- Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı,
masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından
ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı
saklıdır.
Yapmama borcuna aykırı davranan
borçlu, bu aykırı davranışının doğurduğu zararı gidermekle
yükümlüdür.
Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun
ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere
kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.
II. Sorumluluğun ve giderim borcunun kapsamı
1. Genel olarak
MADDE 114- Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun
sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle
borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak
değerlendirilir.
Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin
hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.
2. Sorumsuzluk anlaşması
MADDE 115- Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden
yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Borçlunun alacaklı ile hizmet
sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına
ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak
hükümsüzdür.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet,
meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin
önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk
MADDE 116- Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın
kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler (Şaban Abacı) ya da yanında çalışanlar
gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi
yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle
yükümlüdür.
Yardımcı kişilerin fiilinden doğan
sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet,
meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu
olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
B. Borçlunun temerrüdü
I. Koşulları
MADDE 117- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde
düşer.
Borcun ifa edileceği gün, birlikte
belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri
usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün
geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise
zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak
sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim
şarttır.
II. Hükümleri
1. Genel olarak
a. Gecikme tazminatı
MADDE 118- Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat
etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle
yükümlüdür.
b. Beklenmedik hâlden sorumluluk
MADDE 119- Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan
sorumludur.
Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru
olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa
konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan
kurtulabilir.
2. Temerrüt faizi
a. Genel olarak
MADDE 120- Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede
kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat
hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık
temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının
yüzde yüz fazlasını aşamaz.
Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla
birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz
oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi
oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.
b. Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi
MADDE 121- Faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar parayı ödemekte
temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden
başlayarak, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür.
Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar,
ceza koşulu hükümlerine tabi olur.
Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt
faizi yürütülemez.
3. Aşkın zarar
MADDE 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu
kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle
yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı
görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas
hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.
4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
a. Süre verilmesi
MADDE 123- Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde
düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya
uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.
b. Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar
MADDE 124- Aşağıdaki durumlarda süre verilmesine gerek yoktur:
1. Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre
verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa.
2. Borçlunun temerrüdü sonucunda
borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa.
3.
Borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde
gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden
anlaşılıyorsa.
c. Seçimlik haklar
MADDE 125- Temerrüde düşen
borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa
etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı,
her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına
sahiptir.
Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve
gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa
edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden
dönebilir.
Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar,
karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri
edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda
borçlu, temerrüde düşmekte kusuru
olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle
uğradığı zararın giderilmesini de
isteyebilir.
d. Sürekli edimli sözleşmelerde
MADDE 126- İfasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü
hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi
feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın
giderilmesini de isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Borç İlişkilerinin Üçüncü Kişilere Etkisi
A. Alacaklıya halef olma
MADDE 127- Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası
ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur:
1. Başkasının borcu için rehnedilen
bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni
hakkı bulunduğu takdirde.
2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü
kişinin ona halef olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği
takdirde.
Diğer halefiyet hâllerine ilişkin
kanun hükümleri saklıdır.
B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme
MADDE 128- Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin
gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
Belirli bir süre için yapılan
üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı
olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği
kararlaştırılabilir.
C. Üçüncü kişi yararına sözleşme
I. Genel olarak
MADDE 129- Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına
bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini
isteyebilir.
Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye
halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü
takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef
olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı
borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da
değiştiremez.
II. Sorumluluk sigortalarında
MADDE 130- Başkasını çalıştıran kişi, çalıştırdığı kişiye karşı hukuki
sorumluluğunu güvence altına almak üzere sigorta yaptırmışsa, sigortadan doğan
haklar doğrudan doğruya çalışana ait olur.
Ancak, çalışana ödenecek sigorta
tazminatı, genel hükümlere göre ödenecek tazminattan indirilir.
Diğer hukuki sorumluluk sigortalarına
ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
Borçların ve Borç
İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı
BİRİNCİ
AYIRIM
Sona Erme
Hâlleri
A. Asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesi
MADDE 131- Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin,
kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş
olur.
İşlemiş faizin ve ceza koşulunun
ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle
saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa,
bu faizler ve ceza koşulu istenebilir.
Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel
hükümler saklıdır.
B. İbra
MADDE 132- Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı
tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra
sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.
C. Yenileme
I. Genel olarak
MADDE 133- Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak
tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur.
Özellikle mevcut borç için kambiyo
taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet
senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme
sayılmaz.
II. Cari hesaplarda
MADDE 134- Çeşitli kalemlerin bir cari hesaba sadece kaydedilmiş olması,
borcun yenilenmiş olduğu anlamına gelmez.
Ancak, hesabın kesilmiş ve hesap
sonucu diğer tarafça kabul edilmiş olması durumunda, borç yenilenmiş
olur.
Kalemlerden birinin güvencesi varsa,
aksi kararlaştırılmadıkça, hesap kesilip sonucun kabul edilmiş olması, güvenceyi
sona erdirmez.
D. Birleşme
MADDE 135- Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona
erer. Ancak, üçüncü kişilerin alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları
birleşmeden etkilenmez.
Birleşme geçmişe etkili
olarak ortadan kalkarsa, borç varlığını sürdürür.
Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka
ilişkin özel hükümler saklıdır.
E. İfa imkânsızlığı
I. Genel olarak
MADDE 136- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle
imkânsızlaşırsa, borç sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi
sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz
kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya
sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu
durumlar, bu hükmün dışındadır.
Borçlu ifanın imkânsızlaştığını
alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri
almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
II. Kısmi ifa
imkânsızlığı
MADDE 137- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen
imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak,
bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin
yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen
sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya
razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı
olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam
imkânsızlık hükümleri uygulanır.
III. Aşırı ifa güçlüğü
MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve
öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir
sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları,
kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede
borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın
aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa
borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün
olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli
sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını
kullanır.
Bu madde hükmü yabancı para
borçlarında da uygulanır.
F. Takas
I. Koşulları
1. Genel olarak
MADDE 139- İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer
edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri
alacağını borcuyla takas edebilir.
Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile
takas ileri sürülebilir.
Zamanaşımına uğramış bir alacağın
takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması
koşuluyla ileri sürülebilir.
2. Kefalet hâlinde
MADDE 140- Asıl borçlunun takası
ileri sürme hakkı bulundukça, kefili
de alacaklıya
ifada bulunmaktan kaçınabilir.
3. Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde
MADDE 141- Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu ile sözleşmenin diğer
tarafından olan alacağını takas edemez.
4. Borçlunun iflası hâlinde
MADDE 142- Borçlunun iflası hâlinde alacaklılar, muaccel olmasalar bile,
alacaklarını, müflise olan borçları ile
takas edebilirler.
II. Hükümleri
MADDE 143- Takas, ancak borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirmesiyle
gerçekleşir. Bu durumda her iki borç, takas edilebilecekleri anda daha az olan
borç tutarınca sona erer.
Cari hesapla ilgili ticarete ilişkin özel teamüller
saklıdır.
III. Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar
MADDE 144- Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan sonra,
ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir:
1. Tevdi edilmiş eşyanın geri
verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.
2. Haksız olarak alınmış veya aldatma
sonucunda alıkonulmuş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin
alacaklar.
3.
Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup,
özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken
alacaklar.
IV. Takastan feragat
MADDE 145- Borçlu, takas hakkından önceden de feragat edebilir.
İKİNCİ AYIRIM
Zamanaşımı
A. Süreler
I. On yıllık zamanaşımı
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm
bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.
II. Beş yıllık zamanaşımı
MADDE 147- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı
uygulanır:
1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve
ücret gibi diğer dönemsel edimler.
2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü
gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme
bedelleri.
3. Küçük sanat işlerinden ve küçük
çapta perakende satışlardan doğan alacaklar.
4. Bir ortaklıkta, ortaklık
sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık
arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık
veya ortaklar arasındaki alacaklar.
5. Vekâlet, komisyon ve acentalık
sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık
sözleşmesinden doğan alacaklar.
6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır
kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan
alacaklar.
III. Sürelerin kesinliği
MADDE 148- Bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri, sözleşmeyle
değiştirilemez.
IV. Zamanaşımının başlangıcı
1. Genel olarak
MADDE 149- Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.
Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde,
zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye
başlar.
2. Dönemsel edimlerde
MADDE 150- Ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı
için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye
başlar.
Alacağın tamamı zamanaşımına
uğramışsa, ifa edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış
olur.
V. Sürelerin
hesaplanması
MADDE 151- Süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve
zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş
olur.
Zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında da, borçların ifasındaki
sürelerin hesaplanmasına ilişkin hükümler uygulanır.
B. Bağlı alacaklarda zamanaşımı
MADDE 152- Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur.
C. Zamanaşımının durması
MADDE 153- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa
durur:
1. Velayet süresince, çocukların ana
ve babalarından olan alacakları için.
2. Vesayet süresince, vesayet altında
bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları
için.
3. Evlilik devam ettiği sürece,
eşlerin diğerinden olan alacakları için.
4. Hizmet ilişkisi süresince, ev
hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için.
5. Borçlu, alacak üzerinde intifa
hakkına sahip olduğu sürece.
6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri
sürme imkânının bulunmadığı sürece.
7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı
kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması
durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.
Zamanaşımını durduran sebeplerin
ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce
başlamış olan işlemesini sürdürür.
D. Zamanaşımının kesilmesi
I. Sebepleri
MADDE 154- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir:
1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen
ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse.
2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla
mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas
masasına başvurmuşsa.
II. Birlikte borçlulara etkisi
MADDE 155- Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun
borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş
olur.
Zamanaşımı asıl borçluya karşı
kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur.
Zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş
olmaz.
III. Yeni sürenin başlaması
1. Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması hâlinde
MADDE 156- Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye
başlar.
Borç
bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise,
yeni süre her zaman on yıldır.
2. Alacaklının fiili hâlinde
MADDE 157- Bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava
süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her
kararından sonra yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse,
alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı, iflas masasına başvurma sebebiyle kesilmişse, iflasa ilişkin hükümlere göre
alacağın yeniden istenmesi imkânının doğumundan itibaren yeniden işlemeye
başlar.
E. Davanın reddinde ek süre
MADDE 158- Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık
yapılması yahut vaktinden önce
açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak
düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını
kullanabilir.
F. Taşınır rehni ile güvenceye bağlanmış alacakta
MADDE 159- Alacağın bir taşınır rehniyle güvenceye bağlanmış olması, bu
alacak için zamanaşımının işlemesine engel olmaz; bununla birlikte alacaklının,
hakkını rehinden alma yetkisi devam eder.
G. Zamanaşımından feragat
MADDE 160- Zamanaşımından önceden feragat edilemez.
Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmiş olması, diğerlerine
karşı ileri sürülemez.
Bölünemez bir borcun borçlularından
birinin feragat etmiş olması durumunda da aynı hüküm uygulanır.
Asıl
borçlunun feragati de kefile karşı ileri
sürülemez.
H. İleri sürülmesi
MADDE 161- Zamanaşımı ileri
sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Özel Durumlar
BİRİNCİ AYIRIM
Teselsül
A. Müteselsil borçluluk
I. Doğuşu
MADDE 162- Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından
sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.
Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil
borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.
II. Dış ilişki
1. Hükümleri
a. Borçluların sorumluluğu
MADDE 163- Alacaklı, borcun
tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse
yalnız birinden isteyebilir.
Borçluların sorumluluğu, borcun
tamamı ödeninceye kadar devam eder.
b. Borçluların
savunmaları
MADDE 164- Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi
arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan
doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir.
Müteselsil borçlulardan biri ortak
def’i ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur.
c. Borçluların bireysel davranışı
MADDE 165- Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri
kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz.
2. Borcun sona
ermesi
MADDE 166- Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir
kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış
olur.
Borçlulardan biri, alacaklıya ifada
bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya
borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler.
Alacaklının borçlulardan biriyle
yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki
borca katılma payı oranında borçtan kurtarır.
III. İç ilişki
1. Paylaşım
MADDE 167- Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki
ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan
ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada
bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.
Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu
edebilir.
Borçlulardan birinden alınamayan
miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.
2. Alacaklıya halef olma
MADDE 168- Diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa
ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur.
Alacaklı diğerlerinin zararına olarak
borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına
katlanır.
B. Müteselsil alacaklılık
MADDE 169- Müteselsil alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan her birine borcun
tamamını isteme hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği durumlarda doğar.
Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı
ifayla, bütün alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya
mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği
birine ifada bulunabilir.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya
alacaklılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça,
alacaklılardan her birinin edim üzerindeki hakları eşittir.
Kendisine düşen paydan fazlasını elde
eden alacaklı, bu fazlalığı payını alamamış olan diğer alacaklılara ödemekle
yükümlüdür.
İKİNCİ AYIRIM
Koşullar
A. Geciktirici koşul
I. Genel olarak
MADDE 170- Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği
bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur.
Aksi kararlaştırılmamışsa,
geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak
hüküm ifade eder.
II. Koşulun askıda olduğu sıradaki durum
MADDE 171- Koşul gerçekleşinceye kadar borçlu, borcun gereği gibi ifasını engelleyecek her türlü davranıştan kaçınmakla yükümlüdür.
Koşula bağlı hakkı tehlikeye düşürülen
alacaklı, alacağı koşula bağlı olmayan alacaklıların haklarını korumak üzere
başvurabilecekleri önlemleri alabilir.
Koşulun gerçekleşmesinden önce yapılan
tasarruflar, koşulun hükümlerini zedelediği oranda geçersiz olur.
III. Koşul gerçekleşinceye kadar elde edilen yararlar
MADDE 172- Borcun konusunu oluşturan şey, koşulun gerçekleşmesinden önce
kendisine verilen alacaklı, koşul gerçekleşirse, koşulun gerçekleşmesine kadar
elde ettiği yararların sahibi olur.
Koşul
gerçekleşmezse alacaklı, elde ettiği yararları geri vermekle
yükümlüdür.
B. Bozucu koşul
MADDE 173- Sona ermesi önceden gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir
olguya bırakılan sözleşme, bozucu koşula bağlanmış olur.
Bozucu koşula bağlanmış sözleşmenin
hükümleri, koşulun gerçekleştiği anda ortadan kalkar.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin
niteliğinden anlaşılmadıkça sona erme, geçmişe etkili olmaz.
C. Ortak hükümler
I. Koşulun gerçekleşmesi
MADDE 174- Koşul, taraflardan birinin bizzat yerine getirmesi gerekli bir
davranış değilse, o tarafın ölümü hâlinde mirasçısı onun yerine
geçebilir.
II. Dürüstlük kurallarına aykırı engelleme
MADDE 175- Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş
sayılır.
Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına
aykırı biçimde sağlarsa, koşul gerçekleşmemiş sayılır.
III. Yasak koşullar
MADDE 176- Bir koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya yapmama
fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak
hükümsüzdür.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Bağlanma Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu
A. Bağlanma parası
MADDE 177- Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para,
cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır.
Aksine sözleşme veya yerel âdet
olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.
B. Cayma parası
MADDE 178- Cayma parası kararlaştırılmışsa, taraflardan her biri sözleşmeden
caymaya yetkili sayılır; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa verdiğini
bırakır; almış olan cayarsa aldığının iki katını geri verir.
C. Ceza koşulu
I. Alacaklının hakları
1. Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi
MADDE 179- Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için
bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun
ya da cezanın ifasını isteyebilir.
Ceza, borcun belirlenen zaman veya
yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça
feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla
birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.
Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa
ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu
ispat etme hakkı saklıdır.
2. Ceza ile zarar arasındaki ilişki
MADDE 180- Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın
ifası gerekir.
Alacaklının uğradığı zarar
kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu
ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez.
3. Kısmi ifanın yanması
MADDE 181- Ceza koşuluna ilişkin hükümler, dönme durumunda ifa edilmiş olan
kısmın alacaklıya kalacağını öngören sözleşmelere de uygulanır.
Taksitle satışa ilişkin hükümler
saklıdır.
II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi
MADDE 182- Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler.
Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi
kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple
imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması
veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle
gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez.
Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu
kendiliğinden indirir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri
BİRİNCİ AYIRIM
Alacağın Devri
A. Koşulları
I. İradi devir
1. Genel olarak
MADDE 183- Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı,
borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye
devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek
alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin
kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.
2. Şekli
MADDE 184- Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına
bağlıdır.
Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı
değildir.
II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi
MADDE 185- Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse,
bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek
olmaksızın, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
B. Devrin hükümleri
I. Borçlunun durumu
1. İyiniyetle yapılan ifa
MADDE 186– Borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından
kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse,
son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak
borcundan kurtulur.
2. İfadan kaçınma ve tevdi
MADDE 187- Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın borçlusu, ifadan
kaçınabilir ve alacağın konusunu hâkim tarafından belirlenen yere tevdi etmekle
borçtan kurtulur.
Borçlu, alacağın çekişmeli olduğunu bildiği hâlde ifada bulunursa,
bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.
Dava konusu olan çekişme mahkemece
henüz sonuca bağlanmamış ve borç da muaccel ise, taraflardan her biri borçluyu,
edimi tevdi etmeye zorlayabilir.
3. Borçluya ait savunmalar
MADDE 188- Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu
savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir.
Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel
olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel
olması koşuluyla borcu ile takas edebilir.
II. Öncelik hakları ve bağlı hakların geçişi
MADDE 189- Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki
öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer.
Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler
de devredilmiş sayılır.
III. Senet ve belgelerin teslimi ve bilgi verilmesi
MADDE 190- Devreden, devralana alacak senedi ile elinde bulunan ispatla
ilgili diğer belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri sürebilmesi için gerekli
bilgileri vermekle yükümlüdür.
IV. Garanti
1. Genel olarak
MADDE 191- Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir
sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti
etmiş olur.
Alacak bir edim karşılığı olmaksızın
devredilmiş ya da kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki
alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu
değildir.
2. İfaya yönelik devir
MADDE 192- Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte
borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse devralan, ancak borçludan aldığı
veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup
etmek zorundadır.
3. Sorumluluğun kapsamı
MADDE 193- Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden aşağıdaki istemlerde
bulunabilir:
1. İfa ettiği karşı edimin faizi ile
birlikte geri verilmesini.
2. Devrin sebep olduğu
giderleri.
3. Borçluya karşı devraldığı alacağı
elde etmek için yaptığı ve sonuçsuz girişimlerin yol açtığı
giderleri.
4. Devreden kusursuzluğunu ispat
etmedikçe uğradığı diğer zararlarını.
C. Özel hükümlerin saklılığı
MADDE 194- Bazı hakların devrine özgü olarak kanunla konulmuş bulunan
hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Borcun Üstlenilmesi
A. İç üstlenme sözleşmesi
MADDE 195- Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa
ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma
yükümlülüğü altına girmiş olur.
Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden
doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini
isteyemez.
Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence
isteyebilir.
B. Dış üstlenme sözleşmesi
I. Öneri ve kabul
MADDE 196- Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması,
borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur.
İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen
veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme
sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir.
Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince
ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile
yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul
etmiş sayılır.
II. Önerinin bağlayıcılığı
MADDE 197- Borcun üstlenilmesine ilişkin
öneri alacaklı tarafından her zaman kabul
edilebilir. Ancak, üstlenen veya önceki borçlu, kabul için bir süre koyabilir.
Alacaklı bu sürenin bitimine kadar susarsa, öneri reddedilmiş
sayılır.
Önerinin alacaklı tarafından kabul
edilmesinden önce yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci
üstlenmeye ilişkin olarak alacaklıya öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan,
önerisi ile bağlı olmaktan kurtulur.
C. Borçlunun değişmesinin sonuçları
I. Bağlı hak ve borçlar
MADDE 198- Borçlu değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun kişiliğine özgü
olanlar dışındaki bağlı hakları saklı kalır.
Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin
ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak
rıza göstermeleri hâlinde devam eder.
II. Savunmalar
MADDE 199- Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı, yeni
borçluya geçer.
Dış üstlenme sözleşmesinden aksi
anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği
kişisel savunmalarda bulunamaz.
Yeni
borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı
ileri süremez.
D. Sözleşmenin hükümsüzlüğü
MADDE 200- Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse, iyiniyetli üçüncü
kişilerin hakları saklı kalmak üzere, eski borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte
varlığını sürdürür.
Bundan başka, borcu üstlenen üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle
gelmesinde ve alacaklının zarara uğramasında kendisine bir kusur
yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklı, önceden sağlanmış güvenceyi
yitirmesi yüzünden veya başka herhangi bir sebeple uğradığı zararın
giderilmesini üstlenenden isteyebilir.
E. Borca katılma
MADDE 201- Borca katılma, mevcut bir
borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan
ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir
sözleşmedir.
Borca
katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu
olurlar.
F. Malvarlığının veya işletmenin devralınması
MADDE 202- Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile
birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için
Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan
gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara
karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur.
Bununla birlikte, iki yıl süreyle
önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu
süre, muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel
olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar.
Borçların bu yoldan üstlenilmesinin
sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir.
Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine
getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.
G. İşletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi
MADDE 203- Bir işletme, başka bir işletme ile aktif ve pasiflerin karşılıklı
olarak devralınması ya da birinin diğerine katılması yoluyla birleştirilirse,
her iki işletmenin alacaklıları, bir malvarlığının devralınmasından doğan
haklara sahip olup, bütün alacaklarını yeni işletmeden alabilirler.
Bir
tek kişiye ait olup da, kollektif veya komandit ortaklık hâline dönüştürülen bir
işletmenin borçları hakkında da aynı hüküm uygulanır.
H. Özel hükümlerin saklılığı
MADDE 204- Mirasın paylaşılması ve
rehinli taşınmazların devri konusundaki borcun üstlenilmesine ilişkin özel
hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma
A. Sözleşmenin devri
MADDE 205- Sözleşmenin devri,
sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve
devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve
borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır.
Sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede
kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma
da, sözleşmenin devri hükümlerine tabidir.
Sözleşmenin devrinin geçerliliği,
devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır.
Kanundan doğan halefiyet hâlleri ile
diğer özel hükümler saklıdır.
B. Sözleşmeye katılma
MADDE 206- Sözleşmeye katılma,
mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin yanında yer almak üzere, katılan ile
bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında yer aldığı
tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir
anlaşmadır.
Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa,
sözleşmeye katılan ile yanında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına
karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar.
Sözleşmeye katılmanın geçerliliği, katılma konusu sözleşmenin
şekline bağlıdır.
İKİNCİ KISIM
Özel Borç İlişkileri
BİRİNCİ BÖLÜM
Satış Sözleşmesi
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
A. Tanımı ve hükümleri
MADDE 207- Satış sözleşmesi, satıcının,
satılanın zilyetlik ve mülkiyetini
alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu
üstlendiği sözleşmedir.
Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça
veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa
etmekle yükümlüdürler.
Durum ve koşullara göre belirlenmesi
mümkün olan bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir.
B. Yarar ve hasar
MADDE 208- Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel
koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır
satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar
satıcıya aittir.
Taşınır satışlarında, alıcının
satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri
gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer.
Satıcı alıcının isteği üzerine
satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın
taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer.
İKİNCİ AYIRIM
Taşınır Satışı
A. Konusu
MADDE 209- Taşınır satışı, Türk
Medenî Kanunu uyarınca taşınmaz
sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin
satışıdır.
Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve
taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti
devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır.
B. Satıcının borçları
I. Zilyetliğin devri
1. Kural
MADDE 210- Satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini
alıcıya devretmekle yükümlüdür.
2. Devir ve taşıma giderleri
MADDE 211- Aksine sözleşme veya âdet yoksa, ölçme ve tartma gibi devir
giderleri satıcıya, satılanı devralmak üzere yapılan giderler ve satılanın ifa
yerinden başka yere taşınması gerektiğinde, taşıma giderleri alıcıya aittir.
Gidersiz devir kararlaştırılmışsa,
satıcı taşıma giderlerini üstlenmiş sayılır.
Liman ve gümrük giderleri
olmaksızın devir kararlaştırılmışsa satıcı, dış satım, transit ve dış alım
vergilerini üstlenmiş sayılır; ancak satılanın alıcı tarafından devralındığı
sırada ödenmiş olan tüketim vergilerini üstlenmiş sayılmaz.
3. Satıcının temerrüdü
a. Kural ve ayrık durum
MADDE 212-
Satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun
temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.
Zilyetliğin devri için
belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde düşerse
alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının
giderilmesini istediği kabul edilir.
Alıcı, satılanın
devredilmesini isteme niyetinde ise, belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya
hemen bildirmek zorundadır.
b. Giderim borcu ve kapsamı
MADDE 213-
Borcunu ifa etmeyen satıcı, alıcının bu
yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı borcunu ifa etmezse
alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını
satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki
farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya
piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma
zorunda olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı
arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.
II. Zapttan sorumluluk
1. Konusu
MADDE 214-
Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var
olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi
tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı sorumlu
olur.
Alıcı, elinden alınma
tehlikesini sözleşmenin kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı, ayrıca üstlenmiş
olmadıkça bundan dolayı sorumlu olmaz.
Satıcı, üçüncü kişinin hakkını gizlemişse, sorumluluğunu kaldırma
veya sınırlama konusunda yapılmış olan anlaşma kesin olarak
hükümsüzdür.
2. Yargılama usulü
a. Davanın bildirimi
MADDE 215- Satılanın elinden alınması tehlikesi ile karşılaşan alıcı,
kendisine karşı açılan davayı satıcıya bildirdiği zaman satıcı, durumun gereğine
göre ve yargılama usulü uyarınca ya alıcının yanında davaya katılmak ya da alıcı
yerine geçerek üçüncü kişiye karşı davayı takip etmek ve savunmak
zorundadır.
Bildirme, davaya katılmaya ve
savunmaya elverişli bir zamanda yapılmışsa, alıcının aleyhinde verilen hüküm,
onun ağır kusuru yüzünden verildiği ispat edilmedikçe, satıcı için de sonuç
doğurur.
Dava, kendisine
yüklenilemeyen sebeplerden dolayı satıcıya bildirilmemişse satıcı, zamanında
bildirilmiş olsaydı daha elverişli bir hüküm elde edilebileceğini ispatladığı
ölçüde sorumluluktan kurtulur.
b. Mahkeme kararı olmaksızın satılanı verme
MADDE 216- Satıcının zapttan sorumluluğu aşağıdaki hâllerde devam
eder:
1. Alıcı, bir mahkeme kararı
beklemeksizin üçüncü kişinin hakkını dürüstlük kurallarına uygun olarak tanımış
ve satılanı ona vermişse.
2. Alıcı, üçüncü kişinin kendisine
karşı dava açmasını beklemeden, satıcıyı satılan üzerindeki hak iddiasına
ilişkin uyuşmazlığı dava yoluyla çözümlemesi, aksi takdirde tahkim yoluna
başvuracağı konusunda gecikmeksizin uyarmış ve bundan sonuç alamadığı için
tahkim yoluna başvurmuşsa.
Satıcının sorumluluğu, alıcının satılanı üçüncü kişiye vermekle
yükümlü olduğunu ispat etmesi durumunda da devam eder.
3. Alıcının hakları
a. Tam zapt hâlinde
MADDE 217- Satılanın tamamı alıcının elinden alınmışsa, satış sözleşmesi
kendiliğinden sona ermiş sayılır ve alıcı satıcıdan aşağıdaki istemlerde
bulunabilir:
1. Satılandan elde ettiği
veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu
satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini.
2. Satılanı elinden alan üçüncü
kişiden isteyemeyeceği giderleri.
3. Davayı satıcıya bildirmekle
kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama
dışındaki giderleri.
4. Satılanın tamamen elinden alınması
yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları.
Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe,
alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da
gidermekle yükümlüdür.
b. Kısmi zapt hâlinde
MADDE 218- Satılanın bir kısmı elinden alınmış veya satılan sınırlı ayni bir
hakla yüklenmişse alıcı, sadece bu yüzden uğradığı zararın giderilmesini
isteyebilir.
Ancak alıcının, satılandaki bu durumu bilseydi onu satın almayacağı
durum ve koşullardan anlaşılıyorsa, alıcı hâkimden sözleşmenin sona ermesine
karar vermesini isteyebilir. Bu durumda alıcı, satılanın elinde kalmış olan
kısmını o zamana kadar elde etmiş olduğu yararlarla birlikte, satıcıya geri
vermekle yükümlüdür.
III. Ayıptan sorumluluk
1. Konusu
a. Genel olarak
MADDE 219- Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin
satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği
etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının
ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi,
hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.
Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese
bile onlardan sorumludur.
b. Hayvan satışında
MADDE 220- Hayvan satışında satıcı,
yazılı olarak üstlenmedikçe veya ağır kusuru olmadıkça ayıptan sorumlu
olmaz.
2. Sorumsuzluk anlaşması
MADDE 221- Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise,
ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak
hükümsüzdür.
3. Alıcının bildiği ayıplar
MADDE 222- Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından
bilinen ayıplardan sorumlu değildir.
Satıcı, alıcının satılanı yeterince
gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın
bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.
4. Gözden geçirme ve satıcıya bildirme
a. Genel olarak
MADDE 223- Alıcı,
devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz
gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp
görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.
Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse,
satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle
ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür
bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir;
bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş
sayılır.
b. Hayvan satışında
MADDE 224- Hayvan satışında satıcının sorumlu olacağı süre yazılı olarak
belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın gebeliğine ilişkin değilse satıcı, ancak
ayıbın devrin yapıldığı veya alıcının
devralmada temerrüdünün
gerçekleştiği günden
başlayarak dokuz gün içinde kendisine
bildirilmesi ve ayrıca, hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre
içinde yetkili makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olur.
5. Satıcının ağır kusurunun sonuçları
MADDE 225- Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde
bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa
kurtulamaz.
Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin
bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir.
6. Satılanın başka yerden gönderilmesi
MADDE 226- Başka yerden gönderilen satılanın ayıplı olduğunu ileri süren
alıcı, bulunduğu yerde satıcının temsilcisi yoksa, satılanın korunması için
gerekli önlemleri geçici olarak almakla yükümlüdür. Alıcı, ayıplı olduğunu ileri
sürdüğü satılanın korunması için gerekli önlemleri almaksızın onu satıcıya geri
gönderemez.
Alıcı, satılanın durumunu
gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri
sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü
alıcıya düşer.
Satılanın kısa zamanda bozulma
tehlikesi varsa, alıcı onu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığıyla sattırmaya
yetkili, hatta satıcının yararı gerektiriyorsa sattırmakla yükümlüdür. Alıcı,
durumu satıcıya en kısa zamanda bildirmezse, bundan doğan zarardan sorumlu
olur.
7. Alıcının seçimlik hakları
a. Genel olarak
MADDE 227- Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı,
aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır
olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında
satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği
takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz
onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir
benzeri ile değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat
isteme hakkı saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir
benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik
haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu
haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin
indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış
bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir
benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.
b. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması
MADDE 228- Alıcıya ayıplı
olarak devredilmiş olan satılanın ayıptan, beklenmedik hâlden veya mücbir
sebepten dolayı yok
olması veya ağır
biçimde zarara
uğraması, alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasını engellemez. Bu durumda
alıcı, satılandan elinde ne kalmışsa onu geri vermekle
yükümlüdür.
Satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya
alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak
değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini
isteyebilir.
8. Dönmenin sonuçları
a. Genel olarak
MADDE 229- Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği
yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Buna karşılık alıcı
da, satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. Ödemiş olduğu satış bedelinin,
faiziyle birlikte geri verilmesi.
2. Satılanın tamamen zaptında olduğu
gibi, yargılama giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin
ödenmesi.
3. Ayıplı maldan doğan doğrudan
zararının giderilmesi.
Satıcı, kendisine hiçbir kusur
yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle
yükümlüdür.
b. Birden çok mal satışında
MADDE 230- Birden çok mal veya birden çok parçadan oluşan bir mal, birlikte
satılmış olup da bunlardan bazıları ayıplı çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak
ayıplı çıkanlar için kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya satıcıya önemli bir
zarar vermeksizin ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına imkân yoksa, dönme
hakkının satılanın tamamını kapsaması zorunludur.
Satılanın aslı için satıştan
dönülmesi, ayrı satış bedeli gösterilerek satılmış olsalar bile, eklentilerini
de kapsar; fakat eklentiler için dönme, satılanın aslını kapsamaz.
9. Zamanaşımı
MADDE 231- Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın
ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra
ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl
içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan
kalkmaz.
Satıcı, satılanı ayıplı olarak
devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden
yararlanamaz.
C. Alıcının borçları
I. Satış bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması
MADDE 232- Alıcı, satış sözleşmesinde kararlaştırılmış olduğu biçimde satış
bedelini ödemek ve kendisine sunulan satılanı devralmakla yükümlüdür.
Aksine yerel âdet veya anlaşma yoksa,
satılanın hemen devralınması gereklidir.
II. Satış bedelinin belirlenmesi
MADDE 233- Alıcı, satış bedelini belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak
bildirmişse satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden
yapılmış sayılır.
Satış bedeli, satılanın ağırlığına
göre hesaplanıyorsa, darası indirilir.
Bazı ticari malların satışında, daralı
ağırlıktan miktar olarak ya da yüzde hesabıyla bir indirim yapılmasına veya
bedelin, daralı ağırlık üzerinden belirlenmesine ilişkin ticari teamüller
saklıdır.
III. Satış bedelinin muacceliyeti ve faizi
MADDE 234- Aksine sözleşme yoksa, satılan alıcının zilyetliğine girince satış
bedeli muaccel olur.
Faiz istenebileceği konusunda bir
teamül varsa veya alıcı maldan ürün ya da diğer verimler elde etme imkânına
sahip ise ya da belirli günün geçmesiyle temerrüdün gerçekleşmesi durumunda,
ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın satış bedeline faiz istenebilir.
IV. Alıcının temerrüdü
1. Satıcının dönme hakkı
MADDE 235- Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında
devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir
işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir.
Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı,
durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır.
Satılanın zilyetliği satış bedeli
ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle
satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede
açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.
2. Zararın hesaplanması ve giderimi
MADDE 236- Borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı
gidermekle yükümlüdür.
Satıcı, satış bedelini ödemede
temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük
kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre
hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa
fiyatı bulunan mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın
alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki
farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar
A. Şekil
MADDE 237- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî
şekilde düzenlenmesi şarttır.
Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve
alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz.
Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına
bağlıdır.
B. Satış ilişkisi doğuran haklar
I. Süresi ve şerhi
MADDE 238- Önalım, geri alım ve alım hakları en çok on yıllık süre için
kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süreyle tapu siciline şerh
edilebilir.
II. Devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi
MADDE 239- Aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan önalım, alım ve geri
alım hakları devredilemez, ancak miras yoluyla geçer.
Bu hakların devredilebileceği
sözleşmeyle kararlaştırılmışsa, devir işlemi hakkın kurulması için öngörülen
şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
III. Önalım hakkı
1. İleri sürülmesi
MADDE 240- Önalım hakkı, taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa
eşdeğer her türlü işlemin yapılması hâllerinde kullanılabilir.
Taşınmazın, mirasın paylaşımında
mirasçılardan birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamu
hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bunlara benzer amaçlarla edinilmesi
hâllerinde önalım hakkı kullanılamaz.
2. Koşulları ve hükümleri
MADDE 241- Satıcı veya alıcı, satış sözleşmesinin yapıldığını ve içeriğini
önalım hakkı sahibine noter aracılığıyla bildirmek zorundadır.
Önalım hakkı kullanıldıktan sonra
satış sözleşmesi ortadan kaldırılırsa ya da alıcının şahsından kaynaklanan
sebeplerle onaylanmazsa, bu durum önalım hakkı sahibine karşı ileri
sürülemez.
Önalım hakkını kuran sözleşmede aksi
öngörülmemişse, önalım hakkı sahibi taşınmazı, satıcının üçüncü kişiyle
kararlaştırdığı satışa ilişkin koşullarla kazanır.
Ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlemlerde de yukarıdaki hükümler
uygulanır.
3. Kullanılması ve hükümleri
MADDE 242- Sözleşmeden doğan önalım hakkını kullanmak isteyen hak sahibi, bu
hak şerhedilmiş ve taşınmazın mülkiyeti alıcı adına tescil edilmişse alıcıya;
aksi takdirde satıcıya karşı, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer
başka bir işlemin kendisine bildirildiği tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde
satışın yapılmasından başlayarak iki yıl içinde dava açmak zorundadır.
C. Taşınmaz satışı
I. Koşullu satış ve mülkiyetin saklı tutulması
MADDE 243- Bir taşınmazın koşula bağlı satışında, koşul gerçekleşmedikçe tapu
siciline tescil yapılamaz.
Taşınmaz satışında mülkiyeti
saklı tutma koşulu da tescil edilemez.
II. Sorumluluk
MADDE 244- Aksine sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde
yazılı yüzölçümü tutarını kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat
ödemekle yükümlüdür.
Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme
dayanılarak tapu siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı,
özellikle üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü değildir.
Bir yapının ayıplı olmasından doğan
davalar, mülkiyetin geçmesinden başlayarak beş yılın ve satıcının ağır kusuru
varsa yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
III. Yarar ve hasar
MADDE 245- Satılanın tescilden sonraki bir zamanda alıcı tarafından teslim
alınması için sözleşmeyle bir süre belirlenmişse, onun yarar ve hasarı, alıcıya
teslimle geçer. Bu hüküm, alıcının satılanı teslim almada temerrüde düşmesi
durumunda da uygulanır.
Bu sözleşmenin geçerliliği, yazılı
şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların uygulanması
MADDE 246- Taşınır satışına ilişkin kurallar, kıyas yoluyla taşınmaz
satışında da uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
Bazı Satış Türleri
A. Örnek üzerine satış
I. Tanımı
MADDE 247- Örnek üzerine satış, tarafların sözleşmenin konusu olan malın
alıcıya veya üçüncü bir kişiye bırakılan bir örneğe ya da tespit ettikleri bir
mala uygun olması üzerinde anlaşmalarıyla yapılan satıştır.
II. İspat yükü
MADDE 248- Örnek üzerine satışta kendisine örnek verilen taraf, elindeki
örneğin kendisine verilmiş örnek olduğunu ispat yükü altında olmayıp, örneğin
biçimi değişmiş olsa bile, bu değişiklik gözden geçirmenin zorunlu bir sonucu
ise, alıcının iddiası doğru sayılır. Ancak, karşı tarafın her hâlde bunun aksini
ispat hakkı vardır.
Örnek, alıcının elindeyken bozulmuş
veya yok olmuşsa, kusuru olmasa bile, satılanın örneğe uygun olmadığını ispat
yükü alıcıya düşer.
B. Beğenme koşuluyla satış
I. Tanımı
MADDE 249- Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden
geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır.
II. Hükümleri
MADDE 250- Beğenme koşuluyla satışta alıcı, satılanı kabul etmekte veya
hiçbir sebep göstermeksizin geri vermekte serbesttir.
Satılan, alıcının zilyetliğine geçmiş olsa bile, satılanın
mülkiyeti, beğenme koşulunun gerçekleştiği ana kadar satıcıda
kalır.
III. Deneme veya gözden geçirme
1. Satıcının yanında
MADDE 251- Deneme veya gözden geçirme satıcının yanında yapılmak gerekip de
alıcı, satılanı sözleşme veya âdete göre gerekli süre içinde kabul edip etmediğini
açıklamazsa, satıcı sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
Böyle
bir süre belirlenmemişse, satıcı uygun bir süre geçtikten sonra, satılanı kabul
edip etmediğini bildirmesi için alıcıya ihtarda bulunabilir; bu
ihtara hemen cevap verilmezse
satıcı, sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
2. Alıcının yanında
MADDE 252- Satılan, denenmeksizin veya gözden geçirilmeksizin alıcıya
verilmişse, sözleşme veya âdete göre gereken süre içinde veya böyle bir süre
yoksa, satıcının ihtarı üzerine alıcı, satılanı beğenmediğini hemen bildirmez
veya onu geri vermezse, beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.
Alıcının, herhangi bir çekince
belirtmeksizin satış bedelinin tamamını veya bir kısmını ödemesiyle ya da
satılanı deneme veya gözden geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla da
beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.
C. Kısmi ödemeli satışlar
I. Taksitle satış
1. Tanımı, şekli ve içeriği
MADDE 253- Taksitle satış, satıcının, satılan taşınırı alıcıya satış bedelinin
ödenmesinden önce teslim etmeyi, alıcının da satış bedelini kısım kısım ödemeyi
üstlendikleri satıştır.
Taksitle satış sözleşmesi, yazılı
şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
Malın satıcının ticari faaliyeti
kapsamında satılması hâlinde, sözleşmede aşağıdaki hususlar
belirtilir:
1. Tarafların adı ve yerleşim
yeri.
2. Satışın konusu.
3. Satılanın peşin satış
bedeli.
4. Taksitle ödeme sebebiyle
belirtilecek ilave bedel.
5. Toplam satış bedeli.
6. Alıcının nakden veya aynen
üstlendiği diğer bütün edimler.
7. Peşinat ve taksitlerin tutarı ile
vadesi ve ikiden az olmamak üzere taksit sayısı.
8. Alıcının yedi gün içinde sözleşme
yapılması konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı.
9. Öngörülmüşse, mülkiyetin saklı
tutulmasına veya satış bedeli alacağının devrine ilişkin anlaşma
kayıtları.
10. Temerrüt veya vadenin ertelenmesi
durumunda, yasal faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere ödenecek
faiz.
11. Sözleşmenin kurulduğu yer ve
tarih.
2. Yasal temsilcinin rızası
MADDE 254- Ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı tarafından yapılmış olan taksitle satış sözleşmesinin geçerliliği, yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlıdır. Bu durumda rızanın, en geç sözleşmenin kurulduğu anda verilmiş olması gerekir.
3. Sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurması ve geri alma açıklaması
MADDE 255- Taksitle satış sözleşmesi, alıcı bakımından, taraflarca imzalanmış
sözleşmenin bir nüshasının eline geçmesinden yedi gün sonra hüküm ve sonuçlarını
doğurur. Alıcı, bu süre içinde irade açıklamasını geri aldığını satıcıya yazılı
olarak bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez. Geri alma bildiriminin
sürenin son gününde postaya verilmiş olması, sonuç doğurması için
yeterlidir.
Satıcı geri alma süresi içinde malı
alıcıya devretmişse alıcı, malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği
ölçüde kullanabilir; aksi takdirde sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurmuş
olur.
Alıcının geri alma hakkını kullanması
hâlinde, kendisinden cayma parası istenemez.
4. Tarafların hak ve borçları
a. Peşinatı ödeme borcu ve sözleşmenin süresi
MADDE 256- Alıcı, peşin satış bedelinin en az onda birini en geç teslim anında
peşin olarak, satış bedelinin geri kalan kısmını da sözleşmenin kurulmasını
izleyen üç yıl içinde ödemekle yükümlüdür.
Bakanlar Kurulu, satılanın türüne göre
peşinat miktarı ile yasal ödeme sürelerini yarıya kadar indirebileceği gibi, iki
katına kadar çıkartabilir.
Kanunda belirlenen asgari peşinatı
tamamen almaksızın, satılanı alıcıya devreden satıcı, peşinatın ödenmeyen kısmı
üzerinde istem hakkını kaybeder.
Peşinattan vazgeçilmesi karşılığında,
satış bedelinde yapılacak artırma hükümsüzdür.
b. Alıcının def’ileri
MADDE 257- Alıcı, satıcının taksitle satıştan doğan alacağı ile kendisinin
satıcıdan olan alacağını takas etme hakkından önceden feragat edemez.
Alacağın devredilmesi durumunda
alıcının, satış bedeli alacağına ilişkin def’ileri sınırlanamaz ve ortadan
kaldırılamaz.
c. Satış bedelinin tamamen ödenmesi
MADDE 258- Taksit borcu kambiyo senedine bağlanmış olmadıkça, alıcı satış
bedelinin kalan kısmını her zaman bir defada ödeyerek borcundan kurtulabilir. Bu
durumda, peşin satış bedeline ilave edilen bedelin ödenmemiş taksitlere isabet
eden kısmı, yarısından az olmamak üzere ödeme süresinin kısaltılmasına uygun
olarak indirilir.
5. Alıcının temerrüdü
a. Satıcının seçimlik hakkı
MADDE 259- Alıcı peşinatı ödemede temerrüde düşerse satıcı, sadece peşinatı
isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.
Alıcı taksitleri ödemede temerrüde
düşerse satıcı, muaccel olmuş taksitlerin veya geri kalan satış bedelinin
tamamının bir defada ödenmesini isteyebilir ya da sözleşmeden dönebilir.
Satıcının geri kalan satış bedelinin tamamını isteyebilmesi veya sözleşmeden
dönebilmesi, ancak bu hakkı açık biçimde saklı tutmuş olmasına ve alıcının
kararlaştırılan satış bedelinin en az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen
en az iki taksidi veya en az dörtte birini oluşturan bir taksidi ya da en son
taksidi ödemede temerrüde düşmüş olmasına bağlıdır. Ancak, satıcının dönme
dolayısıyla isteyebileceği miktar, ödenmiş olan taksitler tutarına eşit veya
daha fazla ise satıcı sözleşmeden dönemez.
Satıcı, satış bedelinin geri kalan kısmının tamamen ödenmesini
isteme veya sözleşmeden dönme haklarını kullanmadan önce, alıcıya en az onbeş
günlük bir süre tanımak zorundadır.
b. Sözleşmeden dönme
MADDE 260- Satıcı, alıcının taksitleri ödemede temerrüde düşmesi sebebiyle
satılanın alıcıya devrinden sonra sözleşmeden dönerse, her iki taraf aldığını
geri vermekle yükümlüdür. Satıcı, ayrıca hakkaniyete uygun bir kullanım bedeli
ve satılanın olağandışı kullanılması sebebiyle değerinin azalması hâlinde
tazminat da isteyebilir. Ancak satıcı, sözleşme zamanında ifa edilmiş olsaydı
elde edecek olduğundan fazlasını isteyemez.
Satıcı, alıcının peşinatı ödemede
temerrüde düşmesi yüzünden satılanın devrinden önce sözleşmeden dönerse,
alıcıdan sadece ödenmeyen peşinat üzerinden, sözleşmeden döndüğü tarihe kadar
işleyecek yasal faiz ile sözleşmenin kurulmasından sonra, satılanın uğramış
olduğu değer kaybı sebebiyle tazminat isteyebilir. Ceza koşulu
kararlaştırılmışsa, peşin satış bedelinin yüzde onunu aşamaz.
c. Hâkimin müdahalesi
MADDE 261- Hâkim, temerrüde düşen alıcının borçlarını ödeyeceği konusunda
güvence vermesi ve satıcının da bu yeni düzenleme dolayısıyla herhangi bir
zararının söz konusu olmaması koşuluyla, alıcıya ödeme kolaylıkları sağlayabilir
ve satıcının satılanı geri almasını yasaklayabilir.
6. Yetkili mahkeme ve tahkim
MADDE 262- Yerleşim yeri Türkiye’de olan alıcı, tarafı olduğu taksitle satış
sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklar konusunda, yerleşim yerindeki mahkemenin
yetkisinden önceden feragat edemeyeceği gibi, tahkim sözleşmesi de
yapamaz.
7. Uygulama alanı
MADDE 263- Taksitle satışa ilişkin hükümler, aynı ekonomik amaçla yapılan
işlemlere de uygulanır.
Bir taşınırı edinme amacıyla yapılan
ödünç sözleşmelerinde satıcının, mülkiyeti saklı tutma kaydı ile birlikte veya
bundan bağımsız olarak satış bedeli alacağını ödünç verene devretmesi veya
satıcı ile ödünç verenin başka surette anlaşarak, alıcının satış bedelini daha
sonra taksitler hâlinde ödemek
üzere malın teslimini sağlamaları
durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ödünç
sözleşmesinde, taksitle satış sözleşmelerine konulması zorunlu olan hususların
yer alması şarttır. Ancak, bunlardan peşin satış bedeli ile toplam satış bedeli
yerine, ödünç alınan miktar ile ödünç verene ödenecek toplam ödünç miktarı
gösterilir.
Peşin satışla bağlantılı taksitle
ödünç sözleşmelerinde, ödünç verene, yasal asgari peşinatın ödenmiş ve peşin
satış bedelinin ödünç sözleşmesinin yapılması sırasında herhangi bir ilave
yapılmaksızın tamamen karşılanmış olması hâlinde, taksitle satışa ilişkin
hükümler uygulanmaz.
Alıcının tacir sıfatıyla hareket
ettiği veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla
satın alınması durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümlerden sadece 259 uncu
maddenin ikinci fıkrası, 260 ıncı maddenin birinci fıkrası ve 261 inci maddesi
hükümleri uygulanır.
II. Ön ödemeli taksitle satış
1. Tanımı, şekli ve içeriği
MADDE 264- Ön ödemeli taksitle satış, alıcının taşınır bir malın satış
bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden
sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri satıştır.
Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi,
yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Sözleşmede aşağıdaki hususlar
belirtilir:
1. Tarafların adı ve yerleşim
yeri.
2. Satışın konusu.
3. Toplam satış bedeli.
4. Taksitlerin sayısı, tutarı, vadesi
ve sözleşmenin süresi.
5. Taksitleri kabule yetkili
banka.
6. Alıcıya karşı üstlenilen faiz
miktarı.
7. Alıcının yedi gün içinde sözleşme
yapılması konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı.
8. Alıcının sözleşmeden cayma hakkı ve
bu sebeple ödeyeceği cayma parası.
9. Sözleşmenin kurulduğu yer ve
tarih.
2. Tarafların hak ve borçları
a. Ödemelerin güvenceye bağlanması
MADDE 265- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde
alıcı, ödemeleri sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına açılacak gelir
getiren bir tasarruf veya yatırım hesabına yatırmakla yükümlüdür.
Banka, her iki tarafın çıkarlarını
gözetmek zorundadır. Açılan hesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme
yapılabilir. Bu rıza önceden verilemez.
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya
belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, satılanın devrine kadar 269 uncu madde
uyarınca sözleşmeden cayarsa satıcı, bu hesap üzerindeki bütün haklarını
kaybeder.
b. Alıcının malın devrini isteme
hakkı
MADDE 266- Alıcı satış bedelinin tamamını ödedikten sonra, her zaman malın
kendisine devredilmesini isteyebilir. Ancak, satıcı malı başkasından sağlayarak
devredecek ise alıcı, bunun için kendisine uygun bir süre tanımak
zorundadır.
Satıcının malı alıcıya devredebilmesi
için, taksitle satışa ilişkin koşullara uyulması gerekir.
Alıcı
birden çok şey satın almış veya seçim hakkını saklı tutmuş ise, satılanın kısım
kısım devredilmesini, ancak 256 ncı maddede öngörülen asgari peşinatı ödedikten
sonra isteyebilir. Satılanın eşya topluluğu oluşturduğu hâllerde bu istemde
bulunulamaz. Satış bedelinin tamamen ödenmemesi hâlinde, satıcıdan satılanı
kısmen devretmesi, ancak geri kalan kısmın yüzde onunun kendisine güvence olarak
bırakılması koşuluyla istenebilir.
c. Satış bedelinin ödenmesi
MADDE 267- Ödeme süresi bir yıldan
daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde satış bedelinin, satılanın devri
anında tamamen ödenmiş olması gerekir. Satılanın devredilmesini isteyen alıcı,
hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin
en çok üçte
birlik kısmını satıcı lehine serbest
bırakabilir. Ancak, sözleşmenin kuruluşu sırasında buna ilişkin taahhütte
bulunulamaz.
d. Satış bedelinin belirlenmesi
MADDE 268- Satıcının sözleşmenin kurulduğu sırada belirlenen toplam satış
bedeline ek bir bedel isteme hakkını saklı tutan bütün kayıtlar
geçersizdir.
Ödenecek toplam satış bedeli
sözleşmede belirlenmiş olmakla birlikte, devredilecek eşya önceden belirlenmemiş
ve satıcı tarafından bu eşyayı seçme hakkı alıcıya tanınmış
ise satıcı, peşin satıştaki olağan bedelleri göz önünde tutmak suretiyle
alıcının yapacağı seçime tam olarak uymakla yükümlüdür.
Buna aykırı anlaşmalar, ancak alıcının
yararına olduğu ölçüde geçerlidir.
3. Sözleşmenin sona ermesi
a. Cayma hakkı
MADDE 269- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde
alıcı, malın devrine kadar her zaman sözleşmeden cayabilir.
Sözleşmeden cayma hâlinde alıcı
tarafından ödenmesi öngörülen cayma parası, durumun özelliğine ve sözleşmenin
kurulması ile cayma arasında geçen süreye bakılarak belirlenir. Ancak, bu miktar
satıcının toplam alacağının yüzde ikisinden az ve yüzde beşinden fazla olamaz.
Alıcı, yapmış olduğu ödemelerin cayma parasını aşan kısmının, getirileri ile
birlikte kendisine geri verilmesini isteyebilir.
Alıcının ölmesi veya kazanç elde
etmekten sürekli olarak yoksun kalması sebebiyle ön ödemeleri yapamayacak duruma
düşmesi ya da sözleşmenin yerine olağan koşullarla yapılacak bir taksitle satış
sözleşmesinin konulmasına ilişkin önerisinin satıcı tarafından kabul edilmemesi
yüzünden sözleşmeden cayılmış olursa, cayma parası istenemez.
b. Sözleşmenin süresi
MADDE 270- Ön ödemeleri ifa borcu, beş yılın geçmesiyle sona erer.
Ödeme süresi bir yıldan daha
uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği hâlde satılanın
devri isteminde bulunmazsa, satıcı kendisini uyararak üç aylık süre tanır. Alıcı
bu süre içinde kayıtsız kalırsa satıcı, alıcıya sözleşmeden cayma hâlinde
tanınan haklara sahip olur.
c. Alıcının temerrüdü
MADDE 271- Alıcı bir veya daha çok ön ödemede temerrüde düşerse satıcı, ancak
vadesi gelmiş olan ödemeleri isteyebilir. Bununla birlikte, toplam alacağın en
az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen iki ön ödemenin veya toplam
alacağın en az dörtte birini oluşturan bir tek ön ödemenin ya da sonuncu ön
ödemenin vadesi gelmişse satıcı, ayrıca alıcıya tanıyacağı bir aylık ödeme
süresinin geçmesinden sonra sözleşmeden dönme hakkına sahip olur.
Satıcı, ödeme süresi bir yıl veya daha
az olan sözleşmeden dönerse, 260 ıncı maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyas
yoluyla uygulanır. Süresi bir yılı aşan sözleşmelerde satıcı, ancak 269 uncu
maddenin ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını ve alıcıya ödenmesi gereken
ortalama banka mevduat faizini aşan zararlarının giderilmesini
isteyebilir.
Bir yıldan daha uzun süreli
sözleşmelerde temerrüde düşmüş olan alıcının malın devrini istemesi hâlinde
satıcı, yasal anapara faizi ile birlikte, devir isteminden sonra malın değerinde
oluşacak eksilmelerin giderilmesini isteyebilir. Ceza koşulu öngörülmüşse
miktarı, satış bedelinin yüzde onunu geçemez.
Satılanın devredilmiş olduğu hâllerde,
dönme konusunda 260 ıncı maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.
4. Uygulama
alanının sınırlanması
MADDE 272- Alıcının tacir sıfatıyla
hareket etmesi veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî
amaçlarla satın alınması durumunda,
264 ilâ 271
inci maddeler
uygulanmaz.
III. Ortak hükümler
MADDE 273- Taksitle satışa ilişkin hükümlerden yasal temsilcinin rızasına,
sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurmasına ve geri alma açıklamasına, alıcının def’ilerine, satıcının alacağının devrine, hâkim
tarafından sağlanan ödeme kolaylıklarına ve yetkili mahkeme ile tahkime ilişkin
olanlar, ön ödemeli taksitle satışa da uygulanır.
Satılanı devir süresi bir yıldan daha
uzun veya belirsiz olan taksitle satışta alıcı, satılanın devrinden önce
ödemeleri yapmakla yükümlü ise, ön ödemeli taksitle satışa ilişkin hükümler
kıyas yoluyla uygulanır.
D. Açık artırma yoluyla satış
I. Tanımı
MADDE 274- Açık artırma yoluyla satış; yeri, zamanı ve koşulları önceden
belirlenerek, hazır olanlar arasından en yüksek bedeli öneren ile yapılan
satıştır.
II. Kurulması
MADDE 275- Satıcı artırma koşullarında aksi yönde bir irade açıklamasında
bulunmamışsa, herkesin katılabileceği isteğe bağlı açık artırmalarda satış
sözleşmesi, artırmayı yönetenin en yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle
kurulmuş olur.
Cebrî artırma yoluyla satış, artırmayı yöneten memurun en yüksek
bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur.
III. Hükümleri
1. Artırmaya katılanın bağlandığı an
a. Genel olarak
MADDE 276- Artırmaya katılan kişi, satış için konulmuş olan koşullar
çerçevesinde önerisiyle bağlıdır.
Aksine bir koşul yoksa, öneride
bulunanın bağlılığı, kendisinden daha yüksek bir öneri yapılmasıyla sona erer
veya daha yüksek öneri olup olmadığının sorulması üzerine böyle bir önerinin
olmadığının anlaşılması hâlinde, önerisinin hemen kabul edilmemesiyle ortadan
kalkar.
b. Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında
MADDE 277- Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında, ihalenin veya reddinin
artırmadan hemen sonra yapılması gerekir.
Öneride bulunanın bağlılığının
artırmadan sonra da devam edeceğini öngören koşul geçersizdir. Ancak, bu kural
cebrî artırmalarda ve ihalenin bir kamu görevlisince onaylanması gerektiği
durumlarda uygulanmaz.
2. Ödemenin peşin olması gereği
MADDE 278- Artırma koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa, ihale bedelinin
peşin ödenmesi gerekir.
İhale bedeli peşin olarak veya artırma
koşulları uyarınca ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir.
3. Mülkiyetin geçmesi
MADDE 279- Artırmada taşınır bir mal alan kişi, onun mülkiyetini ihale anında
kazanır. Artırmadan alınan taşınmazın mülkiyeti, ancak tapu siciline tescille
alıcıya geçer.
Artırma görevlisi, satış tutanağında
gösterilen taşınmazın alıcı adına tescilini hemen tapu idaresine
bildirir.
Cebrî artırma sonucunda yapılan ihalelerde mülkiyetin geçmesine
ilişkin özel hükümler saklıdır.
İsteğe bağlı özel artırmalarda mülkiyetin geçmesi genel hükümlere
tabidir.
4. Zapttan ve ayıptan sorumluluk
MADDE 280- Cebrî artırmalarda zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümler
uygulanmaz.
Artırmadan mal alan kişi, o mala, tapu
siciline veya satış koşullarına ya da kanuna göre belirli olan durumu, hakları
ve yükleri ile birlikte malik olur.
İsteğe bağlı açık artırmalarda satıcı,
satılanın zaptından ve ayıplarından sorumludur. Ancak, aldatma durumu dışında,
artırma koşullarında açıkça belirtip duyurmak suretiyle bu sorumluluktan
kurtulabilir.
IV. Artırmanın iptali
MADDE 281- Hukuka veya ahlaka aykırı yollara başvurularak ihalenin
gerçekleştirilmesi sağlanmışsa her ilgili, iptal sebebini öğrendiği günden
başlayarak on gün ve her hâlde ihale tarihini izleyen bir yıl içinde ihalenin
iptalini mahkemeden isteyebilir.
Cebrî
artırmalar hakkında özel hükümler saklıdır.
İKİNCİ BÖLÜM
Mal Değişim Sözleşmesi
A.Tanımı
MADDE 282- Mal değişim sözleşmesi,
taraflardan birinin diğer tarafa bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve
mülkiyetini, diğer tarafın da karşı edim olarak başka bir veya birden çok şeyin
zilyetlik ve mülkiyetini devretmeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Tabi olduğu hükümler
MADDE 283- Satış sözleşmesine ilişkin
hükümler, mal değişim sözleşmesine de uygulanır; buna göre taraflardan her biri,
vermeyi üstlendiği şey bakımından satıcı, kendisine verilmesi üstlenilen şey
bakımından alıcı durumundadır.
C. Zapttan ve ayıptan sorumluluk
MADDE 284- Satış sözleşmesinin
zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümleri uygun düştüğü ölçüde, mal
değişim sözleşmesine de uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Bağışlama Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 285- Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak
üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı
üstlendiği sözleşmedir.
Henüz edinilmemiş olan bir haktan
feragat etmek veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir.
Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi
de bağışlama sayılmaz.
B. Bağışlama ehliyeti
I. Bağışlayan için
MADDE 286- Fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki mal rejiminden
veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama
yapabilir.
Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde
başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden
kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal
edilebilir.
II. Bağışlanan için
MADDE 287- Fiil ehliyeti bulunmayan kişi ayırt etme gücüne sahipse,
bağışlamayı kabul edebilir. Ancak, bağışlananın yasal temsilcisi bu kişinin
bağışlamayı kabulünü yasaklar veya bağışlanılan şeyin geri verilmesini
emrederse, bağışlama ortadan kalkar.
C. Kurulması
I. Bağışlama sözü verme
MADDE 288- Bağışlama sözü vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı
şekilde yapılmasına bağlıdır.
Bir taşınmazın veya taşınmaz
üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak resmî
şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz
olan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden
bağışlama hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan
bağışlamalarda bu hüküm uygulanmaz.
II. Elden bağışlama
MADDE 289- Elden bağışlama,
bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş
olur.
III. Koşullu bağışlama
MADDE 290- Bağışlama, bir koşula bağlanarak yapılabilir.
Yerine getirilmesi bağışlayanın
ölümüne bağlı olan bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır.
IV. Yüklemeli bağışlama
MADDE 291- Bağışlayan bağışlamasına yüklemeler koyabilir.
Bağışlayan, sözleşme gereğince
bağışlanan tarafından kabul edilmiş olan yüklemelerin yerine getirilmesini
isteyebilir.
Kamu yararına olarak bağışlamaya
konulmuş olan bir yüklemenin yerine getirilmesini isteme yetkisi, bağışlayanın
ölümünden sonra, ilgili kamu kurumuna geçer.
Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin
yerine getirilmesi masraflarını karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse
bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten kaçınabilir.
V. Bağışlayana dönme koşullu bağışlama
MADDE 292- Bağışlayan, bağışlananın kendisinden önce ölmesi durumunda,
bağışlama konusunun kendisine dönmesi koşulunu koyabilir.
Bağışlama konusu, taşınmaza veya
taşınmaz üzerindeki bir ayni hakka ilişkin ise, bağışlayana dönme koşulu tapu
siciline şerh verilebilir.
VI. Bağışlama önerisinin geri alınması
MADDE 293- Bir kimse başkasına bağışlamayı önerdiği bir malı, başka
mallarından fiilen ayırmış olsa bile, bağışlananın kabulüne kadar, bağışlama
önerisini geri alabilir.
D. Bağışlayanın sorumluluğu
MADDE 294- Bağışlayan,
bağışlamadan doğan zarardan bu zarara ağır kusuruyla sebep olmadıkça,
bağışlanana karşı sorumlu değildir.
Bağışlayan, bağışlanılan şey veya
alacak hakkında ayrıca garanti sözü vermişse, bununla sorumlu olur.
E. Bağışlamanın ortadan kalkması
I. Bağışlamanın geri alınması
MADDE 295- Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden
bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın
istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini
isteyebilir:
1. Bağışlanan, bağışlayana veya
yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse.
2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun
ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde
aykırı davranmışsa.
3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada
haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.
II. Bağışlama sözü vermenin geri alınması ve ifadan kaçınma
MADDE 296- Bağışlama sözü veren, aşağıdaki durumlarda sözünü geri alabilir ve
onu ifadan kaçınabilir:
1. Elden bağışlanılan bir
malın geri verilmesini isteyebileceği sebeplerden biri varsa.
2. Mali durumu, sonradan sözün yerine
getirilmesini kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse.
3. Bağışlama sözü verdikten sonra,
kendisi için yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli
ölçüde ağırlaşmışsa.
Bağışlama sözü verenin borcunu ödeme
güçsüzlüğü belirlenir veya iflasına karar verilirse, ifa yükümlülüğü ortadan
kalkar.
III. Geri alma hakkının süresi ve
mirasçılara geçmesi
MADDE 297- Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl
içinde bağışlamayı geri alabilir.
Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan
ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona
ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler.
Bağışlayan, sağlığında geri alma
sebebini öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde
bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler.
Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve
hukuka aykırı olarak öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını
engellerse, mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler.
IV. Bağışlayanın ölümü
MADDE 298- Aksi kararlaştırılmamışsa, dönemsel edimleri içeren bağışlama,
bağışlayanın ölümüyle sona erer.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder