29 Kasım 2012 Perşembe

GAYRİMENKUL VERGİLERİ

GAYRİMENKUL VERGİLERİ

Türkiye’de gayrimenkullerde vergi düzenlemesi konusu özellikle 2 konuda önem kazanmaktadır. Biri gayrimenkul üzerinden alınan emlak vergisi, biri de gayrimenkulün alım satım işlemleri sırasında alınan harç bedelleridir.
1319 sayılı Emlak Vergi Kanununa göre emlak vergisi arazi, arsa ve binalar için ödenmektedir. Bu tür taşınmazı olan mükellefler emlak vergisi ödemekle yükümlüdürler. Emlak vergisi, birinci taksiti Mart-Nisan-Mayıs aylarında, ikinci taksiti Kasım ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Dileyen mükellef tümünü birinci taksit döneminde veya daha önce de ödeyebilme imkanına sahiptir.
Gayrimenkullere (arsa,arazi,mesken ve işyeri) ait emlak vergisi ödeyeceği yıl itibariyle asgari rayiç değerleri üzerinden hesaplanır. Vergi oranları arsalar için değeri üzerinden %3, araziler için %1, meskenler için %1 ve işyerleri için %2'dir.
Emlak vergisinin zamanında ödemeyen mükellef geciken taksit için her ay 6183 Sayılı Kanun hükmüne göre tespit edilen oranda gecikme cezası ödemek zorundadır.
Gayrimenkul alım satımında da emlak vergisi konusu önem kazanmaktadır. Özellikle, kullanılmış gayrimenkul alanların, gayrimenkulün geçmiş yıllardaki emlak vergisinin ödenip ödenmediğini başka bir anlatımla, emlak vergisi borcunun olup olmadığını araştırmalarında yarar vardır. Çünkü Emlak vergisi Yasası'nın 30.maddesinin son fıkrasına göre; satış konusu gayrimenkulün, satıldığı yıl ve geçmiş yıllara ait ödenmemiş emlak vergisinin ödenmesinden, alıcı ve satıcı müteselsilen yani zincirleme olarak sorumlu tutulurlar. Gayrimenkulü satın alan kişi, ödediği geçmiş yıl emlak vergilerini faiziyle birlikte daha sonra önceki sahibine rücu edebilir.
Gayrimenkullerin alım satımında bulunanların ayrıca tapu değeri gösterilirken belirlenecek tutarın gelir vergisi ve harç yönünden taşıdığı özellikler, verilecek olan ilk emlak vergisi beyannamesi eşe yada çocuğa gayrimenkul alınması gibi hususlar dikkat etmesi gerekmektedir.
Gayrimenkullerin  tapudaki değeri birkaç açıdan büyük önem kazanmaktadır ; Gelir Vergisi Açısından, Gayrimenkullerin, iktisap yani edinme tarihinden itibaren 4 yıl içinde elden çıkarılmasından sağlanan kazanç "Değer artışı kazancı" olarak beyan edilip gelir vergisinin ödenmesi gerekmektedir. Satın aldığı gayrimenkulu 4 yıl içinde elden çıkarmaları söz konusu olanların, gayrimenkulun maliyet bedeline esas olan, alış bedelini düşük göstermemelerinde yarar bulunmaktadır. Aksi halde, 4 yıl içinde satılması sonucu ortaya gerçeğin de üzerinde bir kar çıkmak olup bu da vergilendirilmektedir. Harç Yönünden ise 2001 yılı başından itibaren gayrimenkullerin harca esas olan değeri arttığı için  Gayrimenkulün gerçek alış bedelinin tapu harcına esas olan tutardan düşük olması halinde, gerçek alış bedelinin tapu senedine yazılmasını tapu işlemleri sırasında talep etmek mümkündür. Bu durum özellikle kamu görevlilerini "mal beyanı" yönünde önümüzdeki yıllarda da, vergi mükelleflerini de "nereden buldun" sorgulaması yönünden ilgilendirmektedir.
Harcın Oranı Yönünden ise Gayrimenkul alımı sırasında, hem alıcı hem de satıcı; Tapu harcına esas değer üzerinden binde 15 oranında harcı ayrı ayrı ödemektedirler.
Ayrıca Gayrimenkulun satışından doğan ve 3,5 milyar lirayı aşan kazanç kısmı üzerinden, Gelir vergisi Kanunu'ndaki vergi "vergi tarifesine göre" yüzde 20-45 arasında değişen gelir vergisi hesaplanır. Gelir vergisinin yüzde 10'u kadar da "fon payı" tahakkuk ettirilir.

Getirilen Esas ve Yükümlülükler

Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurul Toplantılarına İlişkin Yönetmelik Uyarınca Getirilen Esas ve Yükümlülükler

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1527.maddesinin 5. fıkrasında anonim şirketlerde genel kurullara elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy vermenin, fiziki katılmanın ve oy vermenin bütün hukuki sonuçlarını doğuracağı söylenmekle hak sahiplerinin genel kurul toplantılarına elektronik katılımına cevaz verilmiştir.
Hükmün uygulanmasına ilişkin 28395 sayılı yönetmelik 01/10/2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu yönetmelikte elektronik toplantıların usul ve esasları ve taraflara getirilen yükümlülükler belirtilmiştir.
Elektronik ortamda genel kurul toplantısı yapılmasına hak tanıyacak şirketler, hak sahiplerinin genel kurulları elektronik ortamda canlı izlemelerine, görüş açıklamalarına, öneride bulunmalarına ve oy kullanmalarına olanak sağlayacak elektronik genel kurul sistemi kurmalı (EGKS) veya bu amaç doğrultusunda oluşturulmuş sistemlerden hizmet almalıdır.
Anonim şirketlerde genel kurul toplantılarına elektronik ortamda katılmak ve oy verebilmek için bu konunun esas sözleşmede düzenlenmesi gereken hüküm yönetmelikte belirtilmiş ve bu hükmün herhangi bir değişiklik yapılmadan esas sözleşmeye aktarılması zorunluluğu getirilmiştir.
Genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılmak için hak sahipleri bu taleplerini EGKS’den bildirmek zorundadırlar. Hak sahibinin temsilcisi de elektronik ortamda toplantıya katılabilir ve bu kişilerin adları hazır bulunanlar listesine dahil edilir. Elektronik ortamda toplantıya katılmak isteyen hak sahiplerinin elektronik imzalarının olması şarttır. Elektronik ortamda katılma talepleri geri alınabilir. Ancak bu talebini geri almayan hak sahibi veya temsilcisi toplantıya fiziken katılamayacaktır. Ayrıca EGKS üzerinden kullanılan oylar geri alınamaz veya değiştirilemez. EGKS’de gerçekleşen tüm işlemler hakkında ilgili kişiler SMS ve e-posta yoluyla bilgilendirilir. Toplantının ilgili mevzuattaki şartları taşıyıp taşımadığını ise komiser kontrol eder.
Şirketin kendisi veya elektronik ortamda toplantı için hizmet aldığı şirket EGKS’de yapılan tüm işlemlere ilişkin kayıtları ve genel kurula elektronik ortamda katılan hak sahiplerinin veya temsilcilerinin kimlik bilgilerini bu bilgilerin bütünlüğü ve gizliliğini sağlayarak on yıl süreyle saklamak zorundadır.
EGKS’den kaynaklanan nedenlerle hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan gerek destek hizmeti alan gerekse destek hizmeti veren şirketin sorumluluğu genel hükümlere göre belirlenecektir.
Uygulama yönetmeliğine ilişkin ana sözleşme değişikliklerinin yönetmeliğin yürürlüğe girme tarihi olan 01/10/2012’ den sonraki ilk genel kurul toplantısında yapılması zorunludur. Bununla birlikte yapılacak genel kurul toplantısında hak sahiplerinin bu toplantıya elektronik ortamda katılmaları için gerekli olan olanakların sağlanması zorunluluğu ortadan kalkmamaktadır.
Bu düzenleme ile birlikte genel kurul sürecinde yapılan ilk işlem olan komiser çağrısından başlamak üzere genel kurul tamamlandıktan sonra belgelerin tescil için MERSİS sistemine iletilmesi dahil olmak üzere tüm işlemlerin elektronik ortamda yapılabilmesine imkân tanınmıştır. Böylelikle fiziken toplantıya katılamayacak hak sahiplerinin haklarını elektronik ortamda kullanmalarının yolu açılmıştır.

Yabancı İşçi ve İşverenlere İlişkin Özellikler

Yabancı İşçi ve İşverenlere İlişkin Özellikler

    1. Genel Olarak
“Yabancıların Çalışma Hakkına” ilişkin olarak gerek Anayasa gerekse Yabancıların İkameti ve Seyahati Hakkındaki Kanunun 15. maddesi ile genel bir kural getirilmiştir. Buna göre yabancılar ancak kanunda yasaklanmayan işleri yapabilecektir. Çeşitli kanunlarda buna ilişkin düzenlemeler vardır (Örneğin Doktorlar, Eczacılar, Veterinerler, Avukat ve Noterler ile Diş Doktorları bakımından bir çalışma yasağı söz konusudur). Yabancı avukatlar açısından ise Avukatlık Kanunun 44. maddesinde düzenlenen bir istisna vardır. Buna göre yabancı avukatlar yalnızca milletlerarası hukuk ve yabancılar hukuku alanında danışmanlık hizmetleri sunabilirler. Ancak burada da yine“karşılılık ilkesi” göz önünde bulundurulmaktadır.
    1. Çalışma İzni Alma Zorunluluğu
27.02.2003 tarihinde yürürlüğe giren Yabancıların Çalışma İzinleri hakkındaki Kanun gereği yabancılar ilk defa işe başlamadan evvel çalışma izni almakla yükümlü kılındı (Md. 4 fık. 1). Bu izin, yurt içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, yurt dışında ise Türk Konsoloslukları tarafından verilmektedir. Kanunda dört tür çalışma izni düzenlenmiştir:
a) Süreli Çalışma İzni: Çalışma izni kural olarak belirli bir iş yerindeki belirli bir mesleğin icrası için en çok bir yıllığına verilebilmektedir. İzin kararı, işpiyasasındaki durum, iş yaşamındaki gelişmeler ile sektörel ve iktisadi konjünktür değişiklikleri göz önünde bulundurulmak suretiyle verilebilmektedir. Çalışma izninin aynı meslek ve aynı işletme içindeki faaliyet için 3 yıllığına uzatılması mümkündür. Bu üç yıllık sürenin de dolmasından sonra aynı meslek için bu sefer 6 yıllığına uzatılabilir. Çocuklar ve eşler için yasal olarak beş yıl ikamet etmelerinden sonra bir çalışma izninin verilmesi mümkündür.
b) Süresiz Çalışma İzni: Yabancılara süresiz bir çalışma izninin verilmesi yasal olarak sekiz yıl ikamet etmeleri ve çalışmış olmaları şartıyla mümkündür.
c) Bağımsız Çalışma İzni: Kendi nam ve hesabına çalışmak isteyen kişiler, ilgili çalışma iznini ancak beş yıl yasal olarak ikamet etmeleri halinde alabilirler.
d)İstisnai Çalışma İzni: Kanunda belirtilen özellikleri taşıyan kişilere istisnai çalışma izninin verilmesi mümkündür ( Örneğin Vatandaşlık Kanuna göre evlenmiş, reşit olmalarından evvel Türkiye’ye yerleşmiş ve üniversite eğitimlerini Türkiye’de tamamlamış kişilere ve “kilit personel” olarak adlandırılanlara istisnai çalışma izni verilebilmektedir).
1.3. Kilit Personelin Çalışma İzni Alma Zorunluluğu
06.09.2003 tarihinde “Doğrudan Yabancı Yatırımlarda Yabancı Uyruklu Personelin İstihdamı hakkındaki Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelikte özellikle doğrudan yabancıyatırımlar ve irtibat bürolarında faaliyet gösterecek kilit personele ilişkin düzenlemeler getirilmektedir. İlgili yönetmeliğin 4. maddesinin (e) bendinde “Kilit Personel”kavramından ne anlaşılması gerektiği açıklanmaktadır. Buna göre şirketlerin üst yönetiminde veya yürütme pozisyonunda çalışan, şirkette denetleme görevini yapan,şirkete yeni personel alma ve işten çıkarma gibi yetkilere sahip olan kişiler kilit personel olarak tanımlanmaktadır.Bu bağlamda örneğin
a) Şirket Ortakları
b) Yönetim Kurulu Başkanı ve Üyeleri
c) Müdürler
d) Müdür Yardımcıları
e)İrtibat Bürolarında, ana şirket tarafından kendi adına verilen yetki belgesi düzenlenen kişiler
kilit personel kabul edilmektedir.
Doğrudan yabancı yatırımlarda görev alan kilit personel ilgili çalışma izni için başvuruyu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yapmalıdır (Md. 5 Yönetmelik). Ancak bu başvuruyu yine kendi ülkelerindeki Türk Konsolosluklarına yapmalarıda mümkündür (Md.7 Yönetmelik). Konsolosluklara yapılan başvurular Bakanlığa iletilmekte ve değerlendirme de bu kurumca yapılmaktadır. İznin verilmesi için gerekli olanşartlar yönetmeliğin 10. maddesinde sayılmaktadır. Çalışma izninin verildiği tarihten itibaren 90 içinde “çalışma vizesi” için ve Türkiye’ye geldikleri tarihten itibaren 30 gün içinde de “ikamet tezkesi”için başvuruda bulunulmalıdır.
Genel çalışma izinleri için başvurmak isteyen kişilerin ise en az altı ay süreli ikamet tezkerelerinin de bulunması ve bu sürenin dolmadan başvurulmuş olması şartı da aranmaktadır. Bu başvuruların değerlendirilmesine ilişkin olarak yukarıda yapmışolduğumuz açıklamalara atıf yapmakla yitiniyoruz.
1.4. Çalışma İznine İlişkin Masraflar
Çalışma iznine ilişkin başvurularda
  • 1 yıla kadar olan izinlerde 50 YTL
  • 3 yıla kadar olan izinlerde 150 YTL
  • Süresiz çalışma izni için 250 YTL
  • Bağımsız çalışma izni için 500 YTL
Ücret alınmaktadır.
1.5. Çalışma İznini Vermeye Yetkili Makam
Yurt dışında: Türk Konsolosluğu
Yurt içinde: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Eğer çalışma amacıyla uzun bir süre için Türkiye’ye yerleşmek isteniyorsa, yurt dışındaki konsolosluklara çalışma izninin alınmasından sonra çalışma vizesi için de başvurulması tavsiye edilir.
Yabancıişçi işe başlatılmadan önce işvereni tarafından Bakanlığa bildirilmekle yükümlüdür. Ancak “Yabancıların Çalışma İzinleri hakkındaki Kanunun” 4. maddesinin 2. fıkrasında bunun istisnası düzenlenmiştir. Buna göre “ülke menfaatlerinin gerekli kıldığı hallerde veya mücbir nedenlere bağlı olarak, çalışmaya başlamadan önce ilgili makama bilgi vermek koşuluyla, çalışma süresi bir ayı geçmemek ve Bakanlık onayı alınmak suretiyle çalışma izni işe başladıktan sonra da verilebilir”. Bu istisnai düzenlemedeki unsurlar şunlardır:
  1. Ülke menfaatlerinin gerekli kıldığı bir halin ve mücbir bir sebebin mevcudiyeti
  2. Çalışma İzni için çalışmaya başlamadan evvel başvurulmuş olunması
  3. Çalışma İzni olmaksızın çalışılan sürenin 1 ayı geçmemiş olması
  4. Bakanlıktan onay alınmış olması
  1. İşçilerin Sosyal Güvenliği
Sosyal Güvenlik Kanununun 1. maddesinde sigortalı kavramıtanımlanmıştır. Bu tanıma göre sigortalılık ilişkisinin mevcudiyeti için kişinin vatandaşlığı veya çalışma iznin hukuka uygunluğu veya aykırılığı önem arz etmemektedir. Vatandaşlığa bakılmaksızın bir iş sözleşmesine dayalı olarak bir gerçek veya tüzel kişiye bağlı çalışan her kişi, sigortalı olmak zorundadır. Sigortalı kabul edilmek için çalışma izninin alınmış olması şartı aranmaktadır.
İşçiyi çalıştırmaya başladıktan sonra sosyal güvenlik kurumuna bildirim yükümlülüğü yerine getirmeyen işverenler açısından oldukça yüksek para cezalarıöngörülmektedir.
Ancak yabancı bir tüzel kişiliğinin nam ve hesabına çalışan ve bu tüzel kişiliğinin ülke kanunlarına göre sigortalısayılan kişilerin sigorta kurumuna bildirilmesi gerekmemektedir. Kendi ülkelerinde sigortalı olan yabancıların yine sigorta poliçelerini Türk Konsoluslukları tarafından onaylattırmaları gerekmektedir.
Sosyal Sigortalar Kanununa göre yabancı personelin bütün sigorta kollarında ( İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sigortası, Sağlık Sigortası, Analık Sigortası, Maluliyet ve Yaşlılık Sigortası)sigortalı olması gerekiyor.
İşsizlik Sigortasına ilişkin kanunda yine hükümler bulunmakla beraber uygulama alanının çok kısıtlı olması ve karmaşıklığınedeniyle burada buna ilişkin açıklamalara yer verilmemiştir.

KARŞILIKLI BORÇ YÜKLEYEN SÖZLEŞMELERDE, KENDİ ÜZERİNE DÜŞEN EDİMİ İFA ETMEYEN TARAFA KARŞI YAPILMASI GEREKENLER

KARŞILIKLI BORÇ YÜKLEYEN SÖZLEŞMELERDE, KENDİ ÜZERİNE DÜŞEN EDİMİ İFA ETMEYEN TARAFA KARŞI YAPILMASI GEREKENLER

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmeler, iki tarafın da bir edimi ifayı, yani sözleşmede kararlaştırılan yükümlülüklerin yerine getirilmesini üstlendiği sözleşmeler olup, kendi yükümlülüğünü yerine getirmekten kaçınan tarafa karşı izlenebilecek yollar Yeni Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiştir.
Sözleşmenin bir tarafının ifada gecikmesi üzerine, kendi yükümlülüklerini yerine getiren tarafın, karşı tarafı “borçlu temerrüdüne” düşürmesi gerekecek ve böylece Kanunda belirlenen seçimlik haklarını kullanmasının yolu açılmış olacaktır. Borçlunun temerrüdü (gecikmesi, direnimi), halen ifası mümkün olan ve ödeme zamanı gelmiş bir borcun, borçlu tarafından zamanında ifa edilmemesi, yani borcun ifasında gecikilmiş olmasıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesinde “Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer.” hükmü ile temerrüdün gerçekleşmesinin yolu gösterilmiştir. Borçlu temerrüdünün (gecikmesi, direniminin) söz konusu olabilmesi için, borcun ödenebilir hale gelmiş olması yeterli olmaz. Bundan başka, alacaklının borcun ifası için borçluya ihtarda bulunması da gereklidir. Ancak bu iki şartın yerine gelmesi ile borçlu temerrüt haline sokulmuş olur. İstisna olarak; borçlu ile alacaklı arasındaki sözleşmede ifa için kesin bir gün belirlenmiş ise ihtara gerek olmaksızın temerrüt gerçekleşecektir. Örneğin; taraflar borcun ifa edileceği anı (vadeyi) beraberce belirlemiş olabilirler. Bu anın gelmesiyle birlikte borçlu temerrüt (gecikme, direnim) haline girmiş olur; artık alacaklının ayrıca bir ihtarda bulunmasına gerek yoktur.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, edimini ifa etmeyen tarafı temerrüde düşüren taraf, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir. Süre verilmesine gerek olmayan haller kanunda sayılmıştır. Buna göre; borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa (örneğin; borçlu hal ve davranışları ile borcu yerine getirmeyeceğini açıkça veya üstü kapalı bir şekilde belli etmiş ise) veya borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa (örneğin; bir davette giyilmek üzere sipariş edilen elbisenin dikiminin gecikmesi, sezonluk malın tesliminin gecikmesi gibi hallerde geciken ifanın alacaklıya sağlayacağı bir fayda kalmamıştır) alacaklının ihtar çekmesine gerek yoktur.
Temerrüt (gecikme, direnim) halinde bulunan borçlu kendisine verilen uygun süreye karşın yine de borcunu ifa etmeyecek olursa, ya da ihtar çekip süre verilmesine gerek olmayan haller gerçekleştiyse; alacaklı kanunda kendisine tanınan üç haktan birini seçmekte serbesttir. Alacaklıya tanınmış olan bu haklar şunlardır:
1. Alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Bu halde, talep edilebilecek miktar; alacak tutarına ek olarak gecikme tazminatı olacaktır. Bu hakkın kullanımı borcun imkânsızlaşmamış olmasına bağlıdır, borcun aynen ifa edilebilmesi mümkünse, alacaklı ifaya ek olarak gecikme sebebiyle uğradığı zararı isteyebilir, ifadan vazgeçerek tazminat isteme hakkı yoktur.
2. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir. Bu halde, artık gecikmiş ifanın yapılması talep edilemeyecek; ancak uğranılan zararın bir tazminat olarak istenmesi söz konusu olacaktır.
3. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu halde; alacaklı ödemeden ve buna ek olarak talep edebileceği tazminatı istemek yerine sözleşmenin geriye etkili olarak ortadan kaldırılmasını tercih edecektir. Bunun sonucu olarak, sözleşme kapsamında ödenen bedeller geri alınabilecektir ve yükümlülükler sona erecektir.
Şayet, borçlunun temerrüde düşmede kusuru varsa, alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de ayrıca talep edebilecektir.
Bunun dışında, karşılıklı ve sürekli edimlerin söz konusu olduğu sözleşmelerde, yani borçlanılmış edimin zaman içinde sürekli bir davranışla yerine getirilmesi (örneğin kiralayan-kiracı ilişkisi, hizmet sözleşmesinde işçi-işveren ilişkisi) söz konusu ise; Kanunda farklı bir uygulama kabul edilmiştir. Karşılıklı edimlerin ifasına başlanmış ve borçlu temerrüdü meydana gelmiş ise; alacaklının iki seçeneği vardır:
- Aynen ifa ve gecikme tazminatı isteyebilir. Bu halde, sözleşmede taahhüt edilen edimin yerine getirilmesi ve buna ek olarak tazminat talebinde bulunabilecektir.
- Sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir. Burada söz konusu olan “fesih” devam eden sürekli edimlerin yerine getirilmesini ileriye yönelik olarak durduracak ve sözleşmenin sona ermesi yüzünden uğranan zarar ifadan kaçınan taraftan istenebilecektir

4857 SAYILI İŞ KANUNU BAKIMINDAN İŞ AKDİNİN SONA ERMESİ HALİNDE DÜZENLENMESİ GEREKEN BELGELER

4857 SAYILI İŞ KANUNU BAKIMINDAN İŞ AKDİNİN SONA ERMESİ HALİNDE DÜZENLENMESİ GEREKEN BELGELER

İşveren ve işçi açısındaki iş sözleşmesinin sona ermesinin doğuracağı sonuçlar, sona erme sebebi ve şekline göre değişiklik gösterir. Bu açıdan iş sözleşmesinin sona ermesinde gerek işveren gerekse işçi açısından meydana gelebilecek olumlu veya olumsuz sonuçların yönetilmesi gerekmektedir. Özellikle işveren bakımından, iş sözleşmesinin sona ermesi halinde izlenecek yolun ve düzenlenmesi gereken belgelerin tespiti ve tanziminin yasal mevzuata uygun olması, olası yargılama safhasının daha kolay geçirilmesini sağlayacaktır.
İş sözleşmesi, işçi ile işveren arasında, bağımlılık esasına olarak, belirli bir süre için ya da süre sınırlaması yapılmaksızın, iş görme karşılığında ücret ödenmesi şartına bağlanmış bir sözleşme türüdür. İş akdinin sona ermesi, yasal düzenleme içinde belirli şekillerle mümkün olabilmektedir. İş akdinin feshi de bu sona erme hallerinden biri olup, fesheden taraf ile fesih nedenine göre değişik sonuçlar göstermektedir.
İş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedilebilmesi, İş Kanununun 17 ve devamı maddeleri gösterilmektedir. Geçerli sebebe dayalı olarak iş sözleşmesinin feshi, belirli bildirimlerin yapılmasına bağlanmıştır. Yasa koyucu, bildirim sürelerini işçinin kıdemi ile orantılı olarak belirtmiştir. Buna göre, “İş sözleşmeleri; a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra, b) İşi altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra, c) İşi birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra, d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra, feshedilmiş sayılır.” Bu bildirim sürelerine uyulmasının yanı sıra, bu sürelere ilişkin ücretin peşin olarak ödenmesi koşulu ile iş akdinin feshedilmesi de mümkündür.
İş sözleşmesinin geçerli neden ile feshedilmesi halinde, bildirimin yazılı olarak ve fesih nedeninin açık olarak belirtilmek suretiyle yapılması zorunludur. Buna göre, iş akdinin geçerli nedenle feshedilebilmesi İş Kanunu 18. Madde gereğince, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebebin varlığı ile mümkün olabilmektedir. Sadece sebebin varlığı değil, aynı zamanda iş akdinin yürütülmesinin de olanağı kalmamış olması gerekmektedir. Bir diğer deyişle fesih son çare olmalıdır.
İşçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebeple fesih yoluna gidilmesi halinde, bu sebebin gerekçelerinin belirtilmesi gerekmektedir. Özellikle yeterlilik halinin belirlenmesi durumunda, örneğin işçinin performansında meydana gelen değişim ya da verim azalımı sebeplerinin araştırılması ile işçinin bu duruma ilişkin savunmasının alınması gerekmektedir. İşçiden alınacak savunma için, yazılı olarak talepte bulunmak ve savunma isteme yazısının işçiye tebliği gereklidir. Bu talep yazısında, işçinin hangi hususlara ilişkin olarak savunma vermesinin talep edildiği ile savunmanın hangi tarihe kadar verilmesinin istendiği de açık olarak görülmelidir.
İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebeple yapılacak olan fesihte de özellikle, işverenin bu ihtiyacı açık olarak belirtilmelidir. Örneğin; ekonomik daralmanın ya da meydana gelen iş hacminin azalması ya da istihdam fazlasının ortaya çıkması gibi durumların meydana gelişi ve iş akdine etkisi ile mevcut iş ilişkisinin devam ettirilmesinin mümkün olmayışı açık olarak belirtilmelidir.
Fesih bildiriminin yazılı tebliği sonrasında, işçiye ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarına ilişkin olarak, yapılacak ödemeler bakımından ibraname düzenlenmesi söz konusu olacaktır. Buna göre, işçiye yapılan tüm ödemelerin tek tek belirtilmesi ile karşılık meblağlarının bir tablo şeklinde görülebildiği bir ibranamenin düzenlenmesi gerekmektedir. 6098 Sy. Türk Borçlar Kanunu ile ibranamenin geçerlilik koşullarının ağırlaştırılmıştır. Buna göre, ödemelerin banka kanalı ile yapılması zorunluluğu yanı sıra tarafların ibralaşmaları, ödemeyi izleyen bir ay sonrasında mümkün olabilecektir. İbranamenin olası yargılama safhasında, en kötü ihtimalle makbuz niteliğinde kabul edilmesi ve belirtilen ödemelerin yargılamada belirlenen alacak kalemlerinden mahsup edilmesi gündeme gelmektedir. Zira işçiyi koruma ilkesi açısından, uygulama içinde ibranamenin geçerlilik ve etki alanı dar yorumlanmaktadır.
İş sözleşmesini sona erdiren bir başka yöntem de haklı nedenle fesih, bir diğer deyişle derhal ve tazminatsız sona erdirilmesi, iş ilişkisinin devam ettirilmesinin mümkün olmadığının bir göstergesidir. Yasa düzenlemesinde, haklı nedenlerin neler olduğu sıralanmıştır. Haklı neden sıralaması, iş sözleşmesinin her iki tarafı için de karşılıklı- paralel olarak düzenlenmiştir. Buna göre, haklı nedenler üç temel grupta toplanmış olup, sağlık nedenleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri ile zorlayıcı sebepler olarak belirlenmiştir.
İş akdinin haklı nedene dayanılarak feshedilmesi esnasında, işveren tarafın işçiden savunma talep etmesi yasal düzenleme içinde yer almamaktadır. Fakat uygulama içinde haklı nedenin varlığını ve kabul edilmesini kolaylaştırması bakımından büyük önem taşımaktadır. Haklı nedenle fesihte işçiye hiçbir tazminat ödenmediğinden işçinin korunması ilkesine uygun hareket edilmelidir.
Haklı nedenle iş akdinin feshi nedenlerinde, fesih nedenini oluşturan olayın tutanak ile tespit edilmesi gerekecektir. İşçinin işe devamsız olması halinde, devamsız günlerinin şahitler huzurunda tutanak ile belirlenmesi, yapılacak feshin haklılığının ispat edilmesini kolaylaştıracaktır. İşçinin hatırlatıldığı halde görevini yerine getirmemesi halinde, işverence gerekli hatırlatmanın yapılmış olduğu ve bu hatırlatma sonrasında gereği gibi görevin ifa edilmediği tanzim edilecek tutanak ile ispatlanacaktır.
İş sözleşmesinin haklı nedenle feshinin kaçınılmaz olması halinde, fesih ihtarnamesinin noter marifetiyle ikamet adresine tebliği ya da bizzat işçinin kendisine tebliğ edilmesi de mümkündür. Fakat bu fesih hakkının kullanılabilmesi, yasa koyucu tarafından hak düşürücü süreye bağlanmıştır. Buna göre, fesih hakkı, haklı nedenin öğrenilmesini izleyen altı günlük süre içinde kullanılmalıdır. Her halde akdin feshini gerektirecek olayın gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonrasında haklı nedenle fesih hakkının kullanılmalıdır. Bu sürelerin kaçırılması sonrasında belirtilen sebebe dayanılarak iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilme imkanı ortadan kalmaktadır.

19 Kasım 2012 Pazartesi

MUTLAKA OKUMANIZI TAVSİYE EDİYORUM !


MUTLAKA OKUMANIZI TAVSİYE EDİYORUM !

-Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.
-İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
-Kimseye yalvarma.

-Asla dönüp arkana bakma.
-Sır tutmasını bil.
-Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için do
stlarını, dostların için sevgilini satma.

-Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
-Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
-Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
-Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
-Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
-Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.

-Kendini öven insanlardan kaç.
-Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
-Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
-Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütleri gözardı etme.
-Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
-Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.

-Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
-Kendini sev.
-Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
-Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
-İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
-Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
-İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
-Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.

Üstün Dökmen

OKUDUYSAN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ LÜTFEN

Akıllı kimlik kartları geliyor


Akıllı kimlik kartları geliyor

'Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Projesi'nin pilot uygulaması Bolu'da 3 aşamalı olarak tamamlandı.

Akıllı kimlik kartları geliyor
'Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Projesi' çalışmaları devam ediyor. Pilotuygulama 1 Kasım 2010 tarihi itibarıyla tamamlandı. Pilot uygulaması yapılan bu kartta biyometrik veri olarak 'parmak izi' yer aldı. Pilotuygulamada 220 bin Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı dağıtıldı.

Kimlik kartının ülke geneline yaygınlaştırılmasına yönelik yürütülen hazırlık çalışmaları kapsamında, pilot uygulamada elde edilen sonuçlar İçişleri Bakanlığı tarafından değerlendirildi. Yaygınlaştırma ihalesi yapıldı ve 16 Mayıs 2012 tarihinde işe başlandı. Proje ile "10 yıllık kullanım ömrüne sahip, polikarbon materyalden oluşan, temaslı ve temassız çip içeren ve uluslararası standartlara uygun, en gelişmiş güvenlik öğelerini içinde barındıran" bir kimlik kartının üretilip vatandaşlara dağıtılması hedefleniyor. Kimlik kartlarının 2013 yılından itibaren 3-4 yıl içerisinde tüm vatandaşlara dağıtılması öngörülüyor. Proje ile şu yeneliklerin getirilmesi hedefleniyor:

Kimlik kartı ile vatandaş farklı belge, kart vb. taşımak durumunda kalmadan kimlik doğrulaması yapılabilecek.T.C. Kimlik No uygulamasında olduğu gibi tek kart-tek şifre dönemine geçilecek. Sahtecilikten kaynaklanan vatandaş mağduriyeti önlenecek. e-Devlet kapsamında sunulan hizmetlere, internetin bulunduğu her yerden (ev, iş yeri vb.) kimlik kartı ile erişilebilecek. Kimlik kartı seyahat belgesi olarak kullanılabilecek. Kimlik Kartı, elektronik imza olarak kullanılabilecek. Kimlik kartı, kamu kurumlarının vatandaşa yönelik sunacakları hizmetlerde elektronik iş süreçlerini destekleyerek bürokrasiyi azaltacak. Kamu hizmetlerinden yararlanan kişilerin hak sahipliği denetimi kolay ve güvenli bir şekilde yapılacak. Yetersiz kişi doğrulamasından kaynaklanan usulsüzlük, yolsuzluk ve mali kayıplar (sosyal güvenlik, sağlık, sigorta, bankacılık vb.) asgariye inecek. Sağlayacağı güvenli kişi doğrulaması nedeniyle e-Devlet hizmetlerinin niteliği ve sayısı artacak. 

Başarılı İnsanlarla Başarısız İnsanlar Arasındaki 7 Fark


Başarılı İnsanlarla Başarısız İnsanlar Arasındaki 7 Fark

Çevremize baktığımızda arkadaşlarınızın bir kısmının hayatta başarılı olduğunu gözlemlerken diğer bir kısmının başarılı olamadığını ve hayata tutunmakta zorlandığını görürsünüz Neden bir kısım insanlar başarılı olurken diğerleri başarılı olamamaktadır…   
 
 Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farkı zeka, çevre, eğitim gibi faktörlere bağlayabiliriz. Ancak başarıyı etkileyen çok daha önemli faktörler vardır ki bunlar kurduğumuz cümleler, hayallerimiz ve düşüncelerimizdir. Kısaca diyebiliriz ki  başarılı insanları başarılı yapan, kurdukları cümleler, hayaller ve düşüncelerdir.     
 
Şimdi bunları kısaca görelim:

1. Keşke – Bundan Sonra
Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki önemli farklardan biri olumsuz bir olayla karşılaştıklarından kurdukları cümlelerdir. Başarısız insanlar olumsuz bir olayla karşılaştıklarında “keşke” ile başlayan cümleler kurlar. “Keşke o işi şöyle yapmasaydım”, “Keşke şuna danışsaydım”, “Keşke daha dikkatli olsaydım” gibi cümleler kurarlar.

Ancak bu cümleler yaşanan olumsuz olayın etkisini hafifletmez. Üstelik kişide bir suçluluk duygusu oluşturur. Ve kişiye herhangi bir gelişime sağlamaz. Bunun yerine başarılı insanlar “Bundan sonra” cümlesini kullanırlar. “Bundan sonra daha dikkatli olacağım”, “Karar alırken A şahsına danışacağım” gibi cümlelere yargı bildirir ve hedef gösterir. Böylece kişi geleceği için kendisine plan yapmış olur ve yaşadığı olumsuzluk durumundan ders çıkarmış olur.     
 
 2. Neden – Nasıl
Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farklardan biri de sordukları sorular arasındaki farktır. Olumsuz bir olayla karşılaşıldığında başarısız insanlar “neden”li sorular sorarlar. “Neden bunlar benim başıma geldi?”,”Neden denemede puanlarım düştü?”,”Neden işler bir türlü yoluna girmiyor?”. Bu cümlelerdeki neden kelimeleri olumsuzluğunun sebeplerini bulmaya yönelik kelimeler değil şikayet kelimeleridir.

Başarılı insanlar ise olumsuz bir durumla karşılaştıklarında “Nasıl”lı sorular sorarlar. “Nasıl hareket edersem işleri daha iyi yürütebilirim?”, “Nasıl çalışırsam denemede puanlarım yükselir?” gibi cümleler kurarlar. Bu cümleler onları düşünmeye ve çözüm üretmeye sevk eder. Ve onlara yol göstererek başarının kapılarını aralar.
 
 3. Olumsuz Hayal – Olumlu Hayal
Başarılı insanlarla başarısız insanların kurdukları hayaller de birbirinden çok farklıdır. Başarısız insanların hayalleri hep olumsuzdur. Hayallerinde işler hep ters gider, giriştikleri işi eline yüzüne bulaştırırlar ve hep kaybedecekleri korkusu ile hareket ederler.

Bu konuda o kadar çok hayal kurarları ki sonunda kurdukları hayaller onların kaderi olur ve başarısız olurlar. Başarılı insanlar ise devamlı olumlu hayallar kurarlar. Bir işe girdiklerinde hayallerinde o işi başarırlar. Hep kazanmanın, başarılı olmanın hayallerini kurarlar ve bir süre sonra onların da hayalleri kaderleri olur.     
 
 

4. Geçmiş Odaklı – Gelecek Odaklı
Başarılı insanlarla ve başarısız insanların düşüncelerinin odaklandıkları yer de farklıdır. Başarısız insanların düşünceleri geçmişte takılı kalmıştır. Onlar geçmişte yaşarlar. Şu andaki başarısızlıklarını hep geçmişlerine bağlarlar.

O başarısızlıkları tekrar tekrar yaşar morallerini bozalar. Başarılı insanlar da geçmişe bakarlar ancak onlar geçmişe sadece ders almak için bakarlar. Sonra düşüncelerini geleceğe çevirirler. Geçmişte yaptıklarından ders alarak geleceklerini inşa ederler. Geçmişteki olayları bir tecrübe olarak yorumladıklarından moralleri bozulmaz. Bilakis onlar her olumsuz deneyimden daha da güçlenmiş olarak çıkarlar.     
 
 

5. İç Motivasyon – Dış Motivasyon
Başarılı ve başarısız insanların motivasyon stratejileri de birbirinden çok farklıdır. Başarısız insanlar dıştan motive olan insanlardır. Yani bu kişiler birilerinin devamlı kendilerini motive etmesini beklerler. Başkalarının motivasyonu ve sözü ile harekete geçerler.

İçlerinde kendilerini harekete geçirecek güç yoktur. Bu kişiler itmeyle hareket eden araba gibidirler. İten olmazsa hareketleri durur. Başarılı insanlar ise harekete geçmek için birilerinin motive etmesini beklemezler. Kendi enerjilerini kendileri üretirler ve kendilerini motive ederler. Bunu iç konuşmalarla yaparlar.       
 
 6. Problem Odaklı – Çözüm Odaklı
Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farklardan biri de probleme yaklaşım tarzlarıdır. Başarılı insanlar problemle yüzleşirken problemde takılır kalırlar. Bir türlü problemin ötesini düşünmezler. Problemi zihinlerinde yeniden canlandırıp morallerini bozarlar. Neden böyle bir problemin kendilerini bulduğunu sorgulayıp şikayetçi olurlar. Sonuçta problemin içinde boğulurlar. Başarılı insanlar ise bir problemle karşılaştıklarında bunu hayatın olağan bir durumu olarak kabul edip problemin zararlı etkilerini azaltacak ve kendilerini bu problemin içinden kurtaracak çözüm arayışlarına girerler. Zihinleri devamlı çözüm üretmekle meşguldür ve bulunan çözümlerden makul olanlarını seçerler ve hemen uygulamaya koyarlar.
 
 
7. Panik – Plan
Başarılı insanlarla başarısız insanları ayıran önemli bir noktada istemedikleri durumla karşılaştıklarında verdikleri tepkilerdir. Başarısız insanlar olağandışı bir durumla karşılaştığında paniğe kalırlar, ne yapacaklarını şaşırırlar. “Eyvah”, “mahvoldum” gibi cümlelerle panik yaparak kontrolü kaybederler.        Başarılı insanlar ise böyle durumlarda panik yerine plan yaparlar. Önlerinde kalan günleri hesaplayıp yapmaları gereken işleri de bir kenara yazarlar. Ve iyi bir planlama ile yapılması gereken işleri ve çözülmesi gereken problemleri zamana yayarlar. Bu şekilde olağanüstü durumun üstesinden gelirler. 
 
 
Başarılı bir insan olabilmek için çevresel faktörler alyehinizde olabilir. Lakin sadece düşüncelerinizi, hayallerinizi ve kurduğunuz cümleleri değiştirmekle başarılı olmak noktasında önemli bir adım atabilirsiniz.
Başarılı İnsanlarla Başarısız İnsanlar Arasındaki 7 Fark

Çevremize baktığımızda arkadaşlarınızın bir kısmının hayatta başarılı olduğunu gözlemlerken diğer bir 
kısmının başarılı olamadığını ve hayata tutunmakta zorlandığını görürsünüz Neden bir kısım insanlar başarılı olurken diğerleri başarılı olamamaktadır…

Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farkı zeka, çevre, eğitim gibi faktörlere bağlayabiliriz. Ancak başarıyı etkileyen çok daha önemli faktörler vardır ki bunlar kurduğumuz cümleler, hayallerimiz ve düşüncelerimizdir. Kısaca diyebiliriz ki başarılı insanları başarılı yapan, kurdukları cümleler, hayaller ve düşüncelerdir.

Şimdi bunları kısaca görelim:

1. Keşke – Bundan Sonra
Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki önemli farklardan biri olumsuz bir olayla karşılaştıklarından kurdukları cümlelerdir. Başarısız insanlar olumsuz bir olayla karşılaştıklarında “keşke” ile başlayan cümleler kurlar. “Keşke o işi şöyle yapmasaydım”, “Keşke şuna danışsaydım”, “Keşke daha dikkatli olsaydım” gibi cümleler kurarlar.

Ancak bu cümleler yaşanan olumsuz olayın etkisini hafifletmez. Üstelik kişide bir suçluluk duygusu oluşturur. Ve kişiye herhangi bir gelişime sağlamaz. Bunun yerine başarılı insanlar “Bundan sonra” cümlesini kullanırlar. “Bundan sonra daha dikkatli olacağım”, “Karar alırken A şahsına danışacağım” gibi cümlelere yargı bildirir ve hedef gösterir. Böylece kişi geleceği için kendisine plan yapmış olur ve yaşadığı olumsuzluk durumundan ders çıkarmış olur.

2. Neden – Nasıl
Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farklardan biri de sordukları sorular arasındaki farktır. Olumsuz bir olayla karşılaşıldığında başarısız insanlar “neden”li sorular sorarlar. “Neden bunlar benim başıma geldi?”,”Neden denemede puanlarım düştü?”,”Neden işler bir türlü yoluna girmiyor?”. Bu cümlelerdeki neden kelimeleri olumsuzluğunun sebeplerini bulmaya yönelik kelimeler değil şikayet kelimeleridir.

Başarılı insanlar ise olumsuz bir durumla karşılaştıklarında “Nasıl”lı sorular sorarlar. “Nasıl hareket edersem işleri daha iyi yürütebilirim?”, “Nasıl çalışırsam denemede puanlarım yükselir?” gibi cümleler kurarlar. Bu cümleler onları düşünmeye ve çözüm üretmeye sevk eder. Ve onlara yol göstererek başarının kapılarını aralar.

3. Olumsuz Hayal – Olumlu Hayal
Başarılı insanlarla başarısız insanların kurdukları hayaller de birbirinden çok farklıdır. Başarısız insanların hayalleri hep olumsuzdur. Hayallerinde işler hep ters gider, giriştikleri işi eline yüzüne bulaştırırlar ve hep kaybedecekleri korkusu ile hareket ederler.

Bu konuda o kadar çok hayal kurarları ki sonunda kurdukları hayaller onların kaderi olur ve başarısız olurlar. Başarılı insanlar ise devamlı olumlu hayallar kurarlar. Bir işe girdiklerinde hayallerinde o işi başarırlar. Hep kazanmanın, başarılı olmanın hayallerini kurarlar ve bir süre sonra onların da hayalleri kaderleri olur.



4. Geçmiş Odaklı – Gelecek Odaklı
Başarılı insanlarla ve başarısız insanların düşüncelerinin odaklandıkları yer de farklıdır. Başarısız insanların düşünceleri geçmişte takılı kalmıştır. Onlar geçmişte yaşarlar. Şu andaki başarısızlıklarını hep geçmişlerine bağlarlar.

O başarısızlıkları tekrar tekrar yaşar morallerini bozalar. Başarılı insanlar da geçmişe bakarlar ancak onlar geçmişe sadece ders almak için bakarlar. Sonra düşüncelerini geleceğe çevirirler. Geçmişte yaptıklarından ders alarak geleceklerini inşa ederler. Geçmişteki olayları bir tecrübe olarak yorumladıklarından moralleri bozulmaz. Bilakis onlar her olumsuz deneyimden daha da güçlenmiş olarak çıkarlar.



5. İç Motivasyon – Dış Motivasyon
Başarılı ve başarısız insanların motivasyon stratejileri de birbirinden çok farklıdır. Başarısız insanlar dıştan motive olan insanlardır. Yani bu kişiler birilerinin devamlı kendilerini motive etmesini beklerler. Başkalarının motivasyonu ve sözü ile harekete geçerler.

İçlerinde kendilerini harekete geçirecek güç yoktur. Bu kişiler itmeyle hareket eden araba gibidirler. İten olmazsa hareketleri durur. Başarılı insanlar ise harekete geçmek için birilerinin motive etmesini beklemezler. Kendi enerjilerini kendileri üretirler ve kendilerini motive ederler. Bunu iç konuşmalarla yaparlar.

6. Problem Odaklı – Çözüm Odaklı
Başarılı insanlarla başarısız insanlar arasındaki farklardan biri de probleme yaklaşım tarzlarıdır. Başarılı insanlar problemle yüzleşirken problemde takılır kalırlar. Bir türlü problemin ötesini düşünmezler. Problemi zihinlerinde yeniden canlandırıp morallerini bozarlar. Neden böyle bir problemin kendilerini bulduğunu sorgulayıp şikayetçi olurlar. Sonuçta problemin içinde boğulurlar. Başarılı insanlar ise bir problemle karşılaştıklarında bunu hayatın olağan bir durumu olarak kabul edip problemin zararlı etkilerini azaltacak ve kendilerini bu problemin içinden kurtaracak çözüm arayışlarına girerler. Zihinleri devamlı çözüm üretmekle meşguldür ve bulunan çözümlerden makul olanlarını seçerler ve hemen uygulamaya koyarlar.


7. Panik – Plan
Başarılı insanlarla başarısız insanları ayıran önemli bir noktada istemedikleri durumla karşılaştıklarında verdikleri tepkilerdir. Başarısız insanlar olağandışı bir durumla karşılaştığında paniğe kalırlar, ne yapacaklarını şaşırırlar. “Eyvah”, “mahvoldum” gibi cümlelerle panik yaparak kontrolü kaybederler. Başarılı insanlar ise böyle durumlarda panik yerine plan yaparlar. Önlerinde kalan günleri hesaplayıp yapmaları gereken işleri de bir kenara yazarlar. Ve iyi bir planlama ile yapılması gereken işleri ve çözülmesi gereken problemleri zamana yayarlar. Bu şekilde olağanüstü durumun üstesinden gelirler.


Başarılı bir insan olabilmek için çevresel faktörler alyehinizde olabilir. Lakin sadece düşüncelerinizi, hayallerinizi ve kurduğunuz cümleleri değiştirmekle başarılı olmak noktasında önemli bir adım atabilirsiniz.

15 Kasım 2012 Perşembe

TÜRKİYE'DE ÇAY İÇMEK

TÜRKİYE'DE ÇAY İÇMEK
İngiltere deki öğlen çayından veya Japonya’da özenle hazırlanan çay ikramlarından biraz farklı. Daha az karmaşık ve çok daha sadedir. Tıpkı Türk insanı gibi. Çayınızı alıyorsunuz isteğinize göre 1 ya da 2 şeker atıyorsu...
nuz, sonrada çay kaşığınızla karıştırırken çıkarabildiğiniz kadar ses çıkarıyorsunuz. Bardağı ucundan tutuyorsunuz çünkü çok çok sıcak. Yavaşça küçük bir yudum alıyorsunuz çünkü çok sıcak. Ayrıca birkaç bardak bu çaydan içmek zorunda kalacağınızı aklınızdan çıkarmayın. Tıpkı bir patates cipsi gibi bir tane alırsınız ve ardından birkaç tane daha yemek zorunda kalırsınız. Türkiye’de günün her saatinde bir bardak çay içebilirsiniz. Daha öncede dediğim gibi benim gözümde bir bardak çay Türkiye’yi temsil ediyor.
Türk çayı için tavsan kanı derler, siyah ya da yeşil değil kırmızıdır. Tıpkı her vatansever Türkün damarlarından akan kan gibi. Tıpkı göklerde gururla dalgalanan bayrakları gibi. Eşsiz güzellikteki halılarındaki kırmızı yün gibi. Tıpkı ilkbaharda açan ateş kırmızısı laleler gibi. Lalenin şekli kendisine çok benzeyen bu çay bardağına yansır.


Türk çayı sıcaktır. Anadolu topraklarını ısıtan güneş gibi, içimizi ısıtan coşkulu müzikleri gibi, yemekleri, şehirleri, spor takımları hayatın her anındaki yaşama sevinci gibi. Türk çayı demlenir, bir Türk sallama çayı çay saymaz. Karadeniz bölgesinde yetiştirilen çay Türkiye’nin her bir köşesinde sürekli demlenir her zaman servise hazırdır. Türkiye’de kahvaltı hazır demezsiniz çay kaynadı dersiniz. Çay Türkiye gibi bir mozaiktir miras, kültür, tarih, gelenek ve birçok etnik grubun bir araya gelip kaynaşması gibi. Türk olmak demek Türkiye Cumhuriyeti ile bütünleşmiş olmak demektir. Türk çayı sadedir berraktır, sütle beraber içilmez çayın sade içilmesi gerekir. Berraktır tıpkı bir türkün yüzü gibi. Her zaman anlaşılabilir, bir şey saklamaz komşulara gösterdikleri kalpleri gibi berraktır. Türk çayı sürekli içilebilir. Çay keyfinin bitmesinin imkânı yok bütün gün boyunca içebilirsiniz. Çayın altı sabahtan akşama kadar her zaman açıktır. Ülkenin dağları ovaları doğal güzellikleri ve çalışkan insanları kadar cömert. Türk çatı müzik gibidir, müzik kültürü ile yetişmiş ve birçok yetenekli müzisyeni barındıran bir ülkedir Türkiye. Sanırım dün gece konserde çok eğlendiniz. Türkiye arabeskten popa ondan halk müziğine uzaman bir çizgide çok renkli bir müzik yelpazesine sahip yinede çay bardağına kaşığın temasıyla çıkan çın-çın sesi başka hiçbir şeye benzemez. Eğer bu sesin bütün Türkiye’de çayhanelerden, evlerden, vapurlardan, işyerlerinden ülkenin her köşesinden yükseldiğini hayal ettiğinizde bunun ülkenin milli senfonisi olduğunu da söyleyebilirsiniz.
Türk çayı arkadaş canlısıdır. O hiçbir zaman yalnız içilmez illaki yanınızda biri olmalıdır. Eğer bir Türk sizinle arkadaş olmak istiyorsa ilk teklif edeceği şeydir çay. Türkler yalnız tek başına iş yapmazlar, başkalarıyla birlikte olmayı severler. Geniş düzlüklerde aileleri ve hayvanları ile sıcak ilişki geliştirebilmiş ataları gibi hayatı başkaları ile paylaşılarak değerli kılınan bir şey olarak görürler.
Türk çayı sadedir dolaysızdır. Demokratik bir içecektir, herkes içebilir. Demokratiktir atalarının izinde kurdukları ve 88 yıldır yaşattıkları devletleri gibi sade dolaysızdır. Kolayca demlenir ve bu yönüyle Türklerin hayatı yaşamak için seçtikleri tarzı yansıtır. Çay sade olabilir ama her zaman Türklerin hayat tarzının temeli olan saygı ve sevgi ile ikram edilir. Türk çayının acelesi yoktur, yoğun bir günün ortasında asude ve dingin bir iklime çağırır insanı. Türkiye’ye gittiğinizde öğreneceğiniz ilk ifadelerden biri “problem değil” dir. Çay yavaş yeme hareketinin önemli bir üyesidir. Bu yaz Türkiye’de çayı gereğinden biraz daha hızlı içtiğim için birisi tarafından hafifçe azarlandım. Türk çayı barışçıldır. Bir bardak çay nereye giderseniz gidin size ikram edilir. Ofislerde, evlerde, işyerlerinde size ikram edildiğinde bir barış mesajı ve jestini de size taşır. 13. Yüzyılın büyük sufi şairi Rumi’yi hatırlatır. “Gel tanış olalım, yavaş yavaş bu çayı içer gibi. Gel şu günün hayhuyunu bir kenara koyalım, birbirimizi tanıyalım. Gel bir bardak çay paylaşalım, belki ısınırız onunla ve arkadaşlığımızla. Gel hayatı ısıtalım.” Bunun için kitabımın adını “Evet, Bir Bardak Daha Çay İsterim” koydum. Türkiye’nin orta doğudaki barış yapıcı rolü üzerine çok tartışma var. Ben bir siyaset bilimci değilim. Ben hikâyeler anlatırım ama barış dolu bir dünyada yaşamak istiyorum. Bu kitabı yazmaktaki amacım Türkiye hakkındaki ümidimi Amerikalı kardeşlerimle paylaşmak Türkiye bölgenin yükselen bir değeri olarak bizlere bölgenin rasyonel, entelektüel ve barışçıl yüzünü gösterebilir ve daha iyi bir geleceğin inşasında taşıyıcı bir rol üstlene bilir. O halde benimle beraber bir bardak çaya evet deyin, iki ülke arasındaki diyaloga evet deyin. Bir bardak çayı fırsat bilerek diyaloga evet deyin.
Ketrin BRENİNG
Devamını Gör
4

SAĞANAK YAĞIŞTA ETKİN GÖRÜŞ




Yağmurda otomobil sürmek! Bu yazı hayatınızı kurtarabilir..
SAĞANAK YAĞIŞTA ETKİN GÖRÜŞ
Yoğun bir sağanak altında otomobil kullanırken nasıl iyi bir görüş elde edilir?
Neden bu kadar etkin olduğundan emin değiliz; bu metodu yoğun yağmur altında sadece bir deneyin.
Bana bu metodu, deneyen ve gerçekten işe yaradığını tespit eden bir polis arkadaşım verdi.
...
Çok yararlı, hatta gece sürüşünde dahi..
Bu metod yıllarca Kanada Askeri Sürücüleri tarafından kullanılmış.
Birçok sürücü yoğun sağanak sırasında silecekleri yüksek ya da en hızlı konumda çalıştırır ve buna rağmen ön camdaki görüntü netliği yeterli olmaz.

Böyle bir durumla karşılaştığınızda hemen güneş gözlüklerinizi takın (modeli fark etmez), ve mucize!!! Aniden görüşünüz, yağmur yağmıyormuşçasına mükemmel bir netlik kazanacak.
Aracınızda her zaman bir güneş gözlüğü bulundurduğunuzdan emin olun.

Sadece net bir görüşle emniyetli bir sürüş gerçekleştirmekle kalmayın, bu fikri arkadaşınızla paylaşarak onun da hayatını kurtarın.
Deneyin ve arkadaşlarınızla deneyiminizi paylaşın.

İnanılmaz, cam üzerindeki damlaları hâlâ görüyorsunuz ama yağmur suyunun oluşturduğu tabakayı görmüyorsunuz.

Yağmurun yoldaki sıçramasını görebiliyorsunuz. Aynı zamanda, sollanan ya da takip edilen aracın sıçrattığı sudan kaynaklanan körlüğü de bertaraf edebiliyorsunuz (ya da güneş gözlüğü kullanmayıp şikâyet edeceksiniz).

Sürücü eğitimlerinde bu küçük ipucunu mutlaka öğretmeliler. Gerçekten de işe yarıyor.
Yoğun BEYAZ ışık veren sis farlarının, işe yaramamasının nedeni de benzerdir.
SARI ışık veren sis farları ise gece, tipi ve kar yağışlı havalarda çok işe yarar, kar taneleri hemen hemen görünmez olur.

Ama SARI sis farları daYAĞMUR ve SİS' te hiç işe yaramaz.

Sıradaki uyarı da çok önemli! Kaç kişi bunu biliyor merak ediyorum.
36 yaşındaki bir kadın sürücü, birkaç hafta önce bir kaza geçirdi ve araç pert oldu.

Kinburn, Ontario'da yaşayan sürücü, Kinburn ile Ottawa arasında seyahat etmekteydi.

Her ne kadar aşırı değilse de, hava yağmurluydu. Araçaniden kızaklama yaptı ve kelimenin tam anlamıyla havada uçtu...

Kadın ciddi bir şekilde yaralanmadı ama aniden meydana gelen bu durum karşısında çok şaşkındı.
Durumu otoyol polisine anlattı ve memur, herkesin bilmesi gereken şeyler söyledi:

YAĞMURLU HAVADA ARACINIZI ASLA CRUISE KONTROL KONUMUNDA SÜRMEYİN.

Aslında kadın cruise kontrol konumunda sürerek ihtiyatlı davrandığını ve tutarlı bir hızla sürerek emniyetli bir davranış sergilediğini düşünüyordu.

Ama memur ona yağmurlu havada aracının cruise kontol konumunda olmasının, kızaklama yapmasına ve lastiklerin asfaltla temasının kesilmesi ile aracın yüksek oranda hızlanmasına ve tıpkı bir uçak gibi kalkışa geçmesine neden olabileceğini anlattı.

Kadın başına gelenin aynı memurun anlattığı gibi olduğunu söyledi.
Memur tüm araçların güneşliklerinde hava yastığı uyarısı ile birlikte şu uyarının da yazılı olması gerektiğini söyledi:

YOL ZEMİNİ ISLAK YA DA BUZLU İSE KESİNLİKLE CRUISE KONTROL KONUMUNDA SÜRMEYİNİZ.

Bizler genç çocuklarımıza cruise kontrol konumunda güvenli bir hızda sürmelerini söylüyoruz, ama cruise kontrolünü sadece yol zemini KURU iken kullanın demiyoruz.

NOT: Eğer bu bilgiyi diğerleri ile paylaşırsanız ve paylaştığınız kişilerden sadece bir kişi bile bilmiyor olsa, her şeye değecektir!...
Bir hayat kurtarmış olabilirsiniz!...

Selam ve Sevgiler..

Manda yoğurdundaki müthiş şifa

Manda yoğurdundaki müthiş şifa

Manda yoğurdunun kalın bağırsak kanser riskini önlemede yüzde 80 oranında etkili olduğu tespit edildi.

Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde(AKÜ) fareler üzerinde yapılan bir araştırmada manda yoğurdunun kalın bağırsak kanser riskini önlemede yüzde 80 oranında etkili olduğu tespit edildi.

Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından desteklenen projede 2 yıl boyunca 440 fare üzerinde araştırma yapıldı. Manda yoğurdunun kanser oluşmadan önce veya en azından kanserojen maddeye aynı anda maruz kalma döneminde alındığında kanser görülme sıklığının önemli ölçüde azaldığı gözlemlendi.

AKÜ Veteriner Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Demirkan, yaptıkları bilimsel çalışmada manda yoğurdunun kalın bağırsak kanser riskini önemli oranda azalttığını tespit ettiklerini söyledi. Demirkan, “Bir guruba 14 gün boyunca yoğurt verip kanser oluşturduk ve yoğurda devam ettik. Diğer gruba da aynı anda yoğurt ve kansorejen madde uyguladık. Bir diğer gruba da kanser oluştuktan sonra yoğurt verdik. Sonuçta, bu gruplara baktığımızda kanser olmadan veya kanserojen maddeye maruz kalmayla aynı dönemde manda yoğurduğunu verdiğimiz farelerde kanserin yüzde 80 oranında görülmediğini tespit ettik. Ancak kanser oluştuktan sonra yoğurt verildiğinde ise kanserde herhangi bir azalma görülmedi.” dedi.

Demirkan, manda yoğurdunun içine bir çeşit mikroorganizma olan probiyotikler katılarak yoğurdun anti kanserojen etkisinin arttırıldığını da anlattı. Bu mikroorganizmaların piyasada rahatlıkla temin edilebilen bir çeşit maya olduğunu ifade eden Demirkıran, düzenli olarak manda yoğurdunun içine katılarak tüketildiğinde normal beslenmenin ötesinde ciddi faydalar sağlandığının görüldüğünü dile getirdi.

Prof. Dr. Demirkan yapılan çalışma sonucunda manda yoğurdunun tümörden koruyucu ve tümör oluşumunu önlemede etkisinin daha fazla olduğunu belirlediklerini ifade ederek, bu durumun manda sütü yağının bileşiminde doymuş yağ asitlerinin oranının daha fazla olması, manda yağının kıvamı, donma ve erime noktaları ile iyot sayısının inek sütüne göre bir hayli farklı olmasından kaynaklandığını dile getirdi. CİHAN

Ne Olacak Bu Yahudilerin Hali?

Ne Olacak Bu Yahudilerin Hali?

Ne olacak bu Yahudilerin hali? Kudüs’ü, Filistin’i, İsrail’in zulmünden kurtarmanın yanında Yahudilerin Siyonizmden nasıl kurtarılacakları da bir insanlık sorunu olarak önümüzde duruyor.

İsrail’in Siyonist yöneticileri ve mankafa Yahudi lobisinin saldırgan militanları dünyanın İsrail’den nefret etmesi için gereken her şeyi büyük bir cesaret, aymazlık ve coşku ile yapıyorlar. İnsanlık, ahlak, hukuk. Hiçbir şeyi taktıkları yok. Yahudilerin Türkiye’deki dostları, Ergenekoncu, “malum kayınpederler” ise, onlar “kendisi himmete muhtaç bir dede, nerde ki gayrıya himmet ede”. Bu vesile ile anlamak istemeyenler de anlıyorlar terör, ekonomik kriz ve siyasi krizin arkasındaki karanlık yüzleri.

Siyonistler, zaten Musevi inancını baskı altına aldılar. Zaten Yahudi halkı siyonizmin elinde tutsak, şimdi tüm dünya Yahudileri için yeni bir felaketin kapısını aralamak için var güçleri ile çalışıyorlar.
Eğer aklı başındaki Yahudiler kendi halkları, ırkları ve dinleri adına yeni bir tarihi trajediyi önlemek istiyorlarsa, ellerini çabuk tutmak zorundalar.

İsrail giderek Yahudiler için emin bir sığınak olmaktan hızla çıkıyor. Aksine insanlığın öfke şimşeklerini üzerine çeken bir ölüm tarlasına dönüşüyor.

İsrail’den kurtulmak Yahudiler için en az Filistinliler için olduğu kadar önemli. Birbiri ile savaşan iki halkın kaderi, her ikisi için de aynı yerde düğümleniyor, ne ilginç değil mi?
İsrail’den kurtulmak, Filistinliler ve Museviler için olduğu kadar bölge ve dünya barışı için de bir kazanım olacak. Bu işte asıl sorumluluk bu belayı bölgenin başına saran İngiltere ve bu belayı bugüne kadar himaye eden Amerika’ya ait.

Gelin bir de şu habere bir göz atalım: “Siyonizm karşıtı Yahudiler, Beyaz Saray önünde Türk bayrakları ile İsrail’i protesto etti. Protesto sırasında bir Yahudi’nin, sırtına bağladığı Türk bayrağı ile dua etmesi dikkat çekti. İsrail devletinin varlığına karşı çıkan Siyonizm Karşıtı Yahudiler Birliği üyesi bir grup Yahudi, ABD’yi ziyaret eden İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşme öncesi Beyaz Saray önünde toplandı. Görüşme sırasında protestolarını sürdüren Yahudilerin, Türk ve Filistin bayrakları taşıdıkları görüldü. İsrail karşıtı slogan atan grup, Amerika’dan da İsrail’e yapılan yardımların kesilmesini istediler.”

Eskiden yoğ idi, bu işler yeni çıktı. Siyonistlerin işi artık eskisi kadar kolay değil. Siyonistlerin yalanlarına artık insaf sahibi Yahudiler bile inanmıyor. “Anti Semitizm” kalkanı da artık Siyonistler için arkasına saklanacakları bir siper olma özelliği taşımıyor.

İsrail, içine düştüğü derin yalnızlığın farkında değil.

İsrail’in yöneticileri, kuruluş felsefesine büyük ölçüde yabancılaştıklarının da farkında değiller.
Sözde Musevilerin hakkını savunacaklardı, Musevilik en büyük darbeyi Siyonistlerden yedi.
İsrail halkı dinden uzaklaştı. Siyonizm ölümcül bir ideolojidir. Zehri dermanında gizlidir.
İsrail yönetimi, Filistin halkının geleceğini bir kenara bırakıp önce kendi geleceğini konuşsun. İsrail artık ancak yok oluşunu geciktirebilir. Varlığını geleceğe taşıma iddiası gerçekçi bir iddia değil artık.
Kabbalistler geleceği okuyarak dünyayı yeniden dizayn etmeye yoğunlaşacaklarına, önce burunlarının dibindeki çukura bakmalıdır.

Bundan sonra İsrail’den kaçış hızlanacaktır. “Kim gerçek Yahudi?” tartışması önümüzdeki dönemde daha çok konuşulacak.

O kadar çok Yahudi var ki. “13 Kabile” sadece kitaplarda kaldı. Amerikan, İngiliz, İspanyol, Alman, Arap, Türk, Kürt, Rus, Selanik, Fransız, Hadramud, İran, Selanik Yahudisi var. Siyonistler ayrı bir alem. Rabbiler de öyle. O kadar çok mezhep ve tarikat var ki. Kimsenin de diğerine güveni yok. Sefarat, Eşkinazi, Afrika’da Falaşa, Magrebim’ler, Asya’da Buharalılar, Koçin Yahudileri, Paradesi Yahudileri. Avrupa’da Aşkenaz, İtalkimler, Sefaradlar. Kafkasya’da Cuhoro, Gurjim, Karaylar, Orta Doğu’da Kürt Yahudileri, Mizrahiler, Parsimiler, Romanyotlar, Samaritler, Temaniler.
Tutucu Musevilik, Ortodoks Musevilik, Hasidizm, Reformist Musevilik, Hümanist Musevilik, Yeniden Yapılanmacı Rekonstrüksiyonist Musevilik. O kadar çok Yahudi mezhebi, tarikatı var ki.



Ferisiler, Sadukiler, Ananiler, Samiriler. Bunların inançları arasında oldukça farklılıklar vardır. Misal olarak Sadikîler Ferisilerin aksine ahirete, meleklere, kadere, Mesih diye bir peygamberin geleceğine ve Talmut kitabına inanmazlar.
Kendi aralarında o kadar çok dini, ideolojik, felsefi, siyasi fraksiyon var ki. Mesela “Ülkede yaşayan Filistinlilere savaş açan İsrail devletinin ırkçı politikaları, Yahudi toplumu içinde de gerilimin yeniden su yüzüne çıkmasına neden oldu. Aşkenaz Yahudileri, çocuklarını Aşkenaz olmayan, yani Sefaradi Yahudilerle aynı okula göndermeyi kabul etmiyor.” İsrail Anayasa Mahkemesi’nin Avrupa kökenli Yahudilerle (Aşkenaziler) Ortadoğu kökenli Yahudilerin (Sefaradlar) ayrı sınıflarda okumalarını yasaklayan kararı, bu çelişkinin küçük bir dışa vurumu anlamını taşıyor. Sanayi bakanının dışişleri bakanını “şişe geçirme” tehdidinin arkasında da bu rekabet var. Zaten Falaşalılardan hastalarına kan bile almıyorlar.
Faşizm sınır tanımıyor. Siyonizm Yahudileri bugüne kadar topluma korku salarak, baskıyla, tehditle, soykırımı toplumsal bir fobiye dönüştürerek, sürekli savaş içinde bir arada tutmaya çalışıyor. Ama artık bu oyun bitti.
Türkiye’de Kemalist, ulusalcı solun, Ergenekon’un başına gelenler, Siyonistlerin de başına gelecek.
Aslında her ikisi de aynı damardan besleniyor. Derin gerçek ortaya çıktı ve yalan rüzgarı bitti.
İsrail sadece Filistinliler için değil, Museviler için de bir tehdittir.
İsrail için bugün başlayan tartışmalar, sonun başını işaret ediyor.
Adalet, barış ve özgürlüğün kazanması için, yanlış başlayan, yanlış devam eden İsrail’in kaybetmesi gerekiyor.
Selam ve dua ile.

(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2010-07-09)
Ne Olacak Bu Yahudilerin Hali?

Ne olacak bu Yahudilerin hali? Kudüs’ü, Filistin’i, İsrail’in zulmünden kurtarmanın yanında Yahudilerin Siyonizmden nasıl kurtar...
ılacakları da bir insanlık sorunu olarak önümüzde duruyor.

İsrail’in Siyonist yöneticileri ve mankafa Yahudi lobisinin saldırgan militanları dünyanın İsrail’den nefret etmesi için gereken her şeyi büyük bir cesaret, aymazlık ve coşku ile yapıyorlar. İnsanlık, ahlak, hukuk. Hiçbir şeyi taktıkları yok. Yahudilerin Türkiye’deki dostları, Ergenekoncu, “malum kayınpederler” ise, onlar “kendisi himmete muhtaç bir dede, nerde ki gayrıya himmet ede”. Bu vesile ile anlamak istemeyenler de anlıyorlar terör, ekonomik kriz ve siyasi krizin arkasındaki karanlık yüzleri.

Siyonistler, zaten Musevi inancını baskı altına aldılar. Zaten Yahudi halkı siyonizmin elinde tutsak, şimdi tüm dünya Yahudileri için yeni bir felaketin kapısını aralamak için var güçleri ile çalışıyorlar.
Eğer aklı başındaki Yahudiler kendi halkları, ırkları ve dinleri adına yeni bir tarihi trajediyi önlemek istiyorlarsa, ellerini çabuk tutmak zorundalar.

İsrail giderek Yahudiler için emin bir sığınak olmaktan hızla çıkıyor. Aksine insanlığın öfke şimşeklerini üzerine çeken bir ölüm tarlasına dönüşüyor.

İsrail’den kurtulmak Yahudiler için en az Filistinliler için olduğu kadar önemli. Birbiri ile savaşan iki halkın kaderi, her ikisi için de aynı yerde düğümleniyor, ne ilginç değil mi?
İsrail’den kurtulmak, Filistinliler ve Museviler için olduğu kadar bölge ve dünya barışı için de bir kazanım olacak. Bu işte asıl sorumluluk bu belayı bölgenin başına saran İngiltere ve bu belayı bugüne kadar himaye eden Amerika’ya ait.

Gelin bir de şu habere bir göz atalım: “Siyonizm karşıtı Yahudiler, Beyaz Saray önünde Türk bayrakları ile İsrail’i protesto etti. Protesto sırasında bir Yahudi’nin, sırtına bağladığı Türk bayrağı ile dua etmesi dikkat çekti. İsrail devletinin varlığına karşı çıkan Siyonizm Karşıtı Yahudiler Birliği üyesi bir grup Yahudi, ABD’yi ziyaret eden İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşme öncesi Beyaz Saray önünde toplandı. Görüşme sırasında protestolarını sürdüren Yahudilerin, Türk ve Filistin bayrakları taşıdıkları görüldü. İsrail karşıtı slogan atan grup, Amerika’dan da İsrail’e yapılan yardımların kesilmesini istediler.”

Eskiden yoğ idi, bu işler yeni çıktı. Siyonistlerin işi artık eskisi kadar kolay değil. Siyonistlerin yalanlarına artık insaf sahibi Yahudiler bile inanmıyor. “Anti Semitizm” kalkanı da artık Siyonistler için arkasına saklanacakları bir siper olma özelliği taşımıyor.

İsrail, içine düştüğü derin yalnızlığın farkında değil.

İsrail’in yöneticileri, kuruluş felsefesine büyük ölçüde yabancılaştıklarının da farkında değiller.
Sözde Musevilerin hakkını savunacaklardı, Musevilik en büyük darbeyi Siyonistlerden yedi.
İsrail halkı dinden uzaklaştı. Siyonizm ölümcül bir ideolojidir. Zehri dermanında gizlidir.
İsrail yönetimi, Filistin halkının geleceğini bir kenara bırakıp önce kendi geleceğini konuşsun. İsrail artık ancak yok oluşunu geciktirebilir. Varlığını geleceğe taşıma iddiası gerçekçi bir iddia değil artık.
Kabbalistler geleceği okuyarak dünyayı yeniden dizayn etmeye yoğunlaşacaklarına, önce burunlarının dibindeki çukura bakmalıdır.

Bundan sonra İsrail’den kaçış hızlanacaktır. “Kim gerçek Yahudi?” tartışması önümüzdeki dönemde daha çok konuşulacak.

O kadar çok Yahudi var ki. “13 Kabile” sadece kitaplarda kaldı. Amerikan, İngiliz, İspanyol, Alman, Arap, Türk, Kürt, Rus, Selanik, Fransız, Hadramud, İran, Selanik Yahudisi var. Siyonistler ayrı bir alem. Rabbiler de öyle. O kadar çok mezhep ve tarikat var ki. Kimsenin de diğerine güveni yok. Sefarat, Eşkinazi, Afrika’da Falaşa, Magrebim’ler, Asya’da Buharalılar, Koçin Yahudileri, Paradesi Yahudileri. Avrupa’da Aşkenaz, İtalkimler, Sefaradlar. Kafkasya’da Cuhoro, Gurjim, Karaylar, Orta Doğu’da Kürt Yahudileri, Mizrahiler, Parsimiler, Romanyotlar, Samaritler, Temaniler.
Tutucu Musevilik, Ortodoks Musevilik, Hasidizm, Reformist Musevilik, Hümanist Musevilik, Yeniden Yapılanmacı Rekonstrüksiyonist Musevilik. O kadar çok Yahudi mezhebi, tarikatı var ki.



Ferisiler, Sadukiler, Ananiler, Samiriler. Bunların inançları arasında oldukça farklılıklar vardır. Misal olarak Sadikîler Ferisilerin aksine ahirete, meleklere, kadere, Mesih diye bir peygamberin geleceğine ve Talmut kitabına inanmazlar.
Kendi aralarında o kadar çok dini, ideolojik, felsefi, siyasi fraksiyon var ki. Mesela “Ülkede yaşayan Filistinlilere savaş açan İsrail devletinin ırkçı politikaları, Yahudi toplumu içinde de gerilimin yeniden su yüzüne çıkmasına neden oldu. Aşkenaz Yahudileri, çocuklarını Aşkenaz olmayan, yani Sefaradi Yahudilerle aynı okula göndermeyi kabul etmiyor.” İsrail Anayasa Mahkemesi’nin Avrupa kökenli Yahudilerle (Aşkenaziler) Ortadoğu kökenli Yahudilerin (Sefaradlar) ayrı sınıflarda okumalarını yasaklayan kararı, bu çelişkinin küçük bir dışa vurumu anlamını taşıyor. Sanayi bakanının dışişleri bakanını “şişe geçirme” tehdidinin arkasında da bu rekabet var. Zaten Falaşalılardan hastalarına kan bile almıyorlar.
Faşizm sınır tanımıyor. Siyonizm Yahudileri bugüne kadar topluma korku salarak, baskıyla, tehditle, soykırımı toplumsal bir fobiye dönüştürerek, sürekli savaş içinde bir arada tutmaya çalışıyor. Ama artık bu oyun bitti.
Türkiye’de Kemalist, ulusalcı solun, Ergenekon’un başına gelenler, Siyonistlerin de başına gelecek.
Aslında her ikisi de aynı damardan besleniyor. Derin gerçek ortaya çıktı ve yalan rüzgarı bitti.
İsrail sadece Filistinliler için değil, Museviler için de bir tehdittir.
İsrail için bugün başlayan tartışmalar, sonun başını işaret ediyor.
Adalet, barış ve özgürlüğün kazanması için, yanlış başlayan, yanlış devam eden İsrail’in kaybetmesi gerekiyor.
Selam ve dua ile.

(Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2010-07-09)


Türkiye'nin cari işlemler hesabı açığı bu yılın dokuz ayında, geçen yılın aynı dönemine göre 21 milyar 185 milyon dolar azalarak 39 milyar 281 milyon dolara geriledi. Cari açıktaki başarı alkışı hak ediyor...

Merkez Bankası tarafından bugün açıklanan, 2012 yılı ocak-eylül dönemine ilişkin ödemelerdengesi verilerine göre, yılın dokuz ayında kaydedilen cari işlemler açığı, geçen yılın aynı dönemine göre 21 milyar 185 milyon dolar azalarak 39 milyar 281 milyon dolara geriledi. Bugelişmede, dış ticaret açığının 19 milyar 6 milyon dolar azalarak 50 milyar 736 milyon dolara gerilemesi, hizmetler dengesinden kaynaklanan net gelirlerin 1 milyar 514 milyon dolar artarak 15 milyar 816 milyon dolara ulaşması ve gelir dengesinden kaynaklanan net giderlerin de 878 milyon dolar azalarak 5 milyar 325 milyon dolara gerilemesi etkili oldu.

Hizmetler dengesi kalemi altındaki turizm gelirleri, bir önceki yılın dokuz ayına göre 477 milyon dolar tutarında azalarak 17 milyar 334 milyon dolara, turizm giderleri de 762 milyon dolar tutarında azalarak 2 milyar 805 milyon dolara geriledi.

Yatırım geliri dengesinin altında yer alan doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve faizlerden oluşan diğer yatırımlarda gerçekleşen toplam net çıkış, bir önceki yılın dokuz ayına göre 919 milyon dolar tutarında azalarak 5 milyar 169 milyon dolara geriledi.

Yurt dışında yerleşik kişilerin yurt içinde yaptıkları net yatırımlar, ocak-eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyar 394 milyon dolar azalarak 10 milyar 86 milyon dolar oldu.

Merkez Bankası ödemeler dengesi verilerine göre, yurt dışında yerleşik kişilerin yurt içinde yaptıkları net yatırımlar, bir önceki yılın ocak-eylül dönemine göre 1 milyar 394 milyon dolar azalarak 10 milyar 86 milyon dolar olurken, yurt içinde yerleşik kişilerin yurt dışında yaptıkları net yatırımlar 1 milyar 492 milyon dolar artarak net 3 milyar 144 milyon dolar tutarında gerçekleşti.

Yurt dışında yerleşik kişiler hisse senedi piyasasında eylül ayındaki 287 milyon dolar tutarında alımla birlikte dokuz aylık dönemde toplam 2 milyar 680 milyon dolar tutarında net alım yaptı.

Yurt dışı yerleşikler eylül ayındaki 1 milyar 793 milyon dolar tutarında Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) alımı ile birlikte dokuz aylık dönemde toplam 12 milyar 179 milyon dolar tutarında alım gerçekleştirdi.

Yurt dışında gerçekleştirilen tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, uluslararası sermaye piyasalarında eylül ayında gerçekleştirilen 1,5 milyar dolar tutarındaki kira sertifikası ihracıyla birlikte genel hükümet, dokuz aylık dönemde toplam net 3 milyar 823 milyon dolar tutarında kullanım gerçekleştirdi.

Bankalar, yurt dışında gerçekleştirdikleri tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, eylül ayındaki 1 milyar 350 milyon dolar tutarındaki yeni ihraçla birlikte dokuz aylık dönemde 3 milyar 613 milyon dolar tutarında net borçlanma gerçekleştirdi.

Bankaların yabancı para ve Türk Lirası cinsinden efektif ve mevduat varlıkları, Türk Lirası'ndaki 1 milyar 485 milyon dolar tutarındaki artışa karşılık yabancı paradaki 6 milyar 497 milyon dolar tutarındaki azalışın etkisiyle, dokuz ayda 5 milyar 12 milyon dolar düşüş kaydetti.

Öte yandan, diğer sektörlerin yurt dışındaki mevduatı, Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) tarafından yayımlanan 2012 yılının ikinci çeyrek verilerinin de dahil edilmesiyle ocak-eylül döneminde 1 milyar 2 milyon dolar artış gösterdi.

Genel hükümet, yurt dışı piyasalar ve diğer uluslararası kuruluşlardan (IMF dahil)sağlanan uzun vadeli kredilerle ilgili olarak, ocak-eylül döneminde 1 milyar 419 milyon dolar net geri ödemede bulundu.

-Bankacılık sektörünün net kredi kullanımı

Bankacılık sektörünün net kredi kullanımı, bir önceki yılın dokuz ayına göre 8 milyar 522 milyon dolar azalarak bu yılın aynı döneminde 1 milyar 973 milyon dolar oldu. Eylül ayında bankaların uzun ve kısa vadede net kredi geri ödeyicisi olduğu göze çarptı.

Diğer sektörlerin net kredi kullanımı, bir önceki yılın ocak-eylül dönemine göre 1 milyar 201 milyon dolar azalarak 4 milyar 656 milyon dolar oldu.

Yurt dışında yerleşik Türk vatandaşlarınca Merkez Bankası nezdinde açılan mevduat hesaplarında, yılın dokuz ayında 1 milyar 742 milyon dolar net çıkış gerçekleşti.

Yurt dışı bankaların yurt içi bankalar nezdinde tuttukları yabancı para mevduatları, Eylül ayında 3 milyar 7 milyon dolar net çıkış göstermesine rağmen dokuz aylık dönemde 4 milyar 588 milyon dolar arttı. Söz konusu dönemde Türk Lirası mevduatları da 1 milyar 747 milyon dolar artış kaydetti.

Bir önceki yılın dokuz ayında 5 milyar 393 milyon dolar artış gösteren rezerv varlıkların içinde bulunan resmi rezervler, bu yılın aynı döneminde 16 milyar 503 milyon dolar artış kaydetti.

Merkez Bankası geçici verilerine göre, Türkiye'nin cari işlemler dengesindeki gerçekleşmeler, 2011 ve 2012 yılları ocak-eylül dönemleri itibariyle şöyle:



2011 2012
(Milyon ABD Dolar) Ocak-eylül Ocak-eylül
CARİ İŞLEMLER HESABI -60.466 -39.281
DIŞ TİCARET DENGESİ -69.742 -50.736
Toplam Mal İhracatı 105.691 120.297
Toplam Mal İthalatı -175.433 -171.033
Genel Mal Ticareti -65.126 -54.683
Parasal Olmayan Altın (net) -4.466 4.013
Limanlarda Sağlanan Mallar -150 -66
HİZMETLER DENGESİ 14.302 15.816
Taşımacılık 1.678 2.925
Turizm 14.244 14.529
İnşaat Hizmetleri 518 803
Sigorta Hizmetleri -288 -269
Finansal Hizmetler -543 -481
Diğer Ticari Hizmetler -934 -1.134
Resmi Hizmetler -761 -682
Diğer Hizmetler 388 125
GELİR DENGESİ -6.203 -5.325
Gelir 3.260 3.630
Gider -9.463 -8.955
Ücret Ödemeleri -115 -156
Yatırım Geliri -6.088 -5.169
Doğrudan Yatırımlar -2.265 -1.433
Portföy Yatırımları -912 -832
Diğer Yatırımlar -2.911 -2.904
CARİ TRANSFERLER 1.177 964
Genel Hükümet 446 346
Diğer Sektörler 731 618
SERMAYE VE FİNANS HESAPLARI 50.426 32.936
SERMAYE HESABI -25 0
Göçmen Transferleri 0 0
Üretilmeyen ve Finansal Olmayan Varlıklar -25 0
FİNANS HESAPLARI 50.451 32.936
Doğrudan Yatırımlar 9.828 6.942
Portföy Yatırımları 15.262 24.926
Diğer Yatırımlar 30.754 17.571
Rezerv Varlıklar -5.393 -16.503
NET HATA NOKSAN 10.040 6.345




(Ekotrent)


1 Kasım 2012 Perşembe

Şirket Mi Kalmalı Yoksa Şahıs İşletmesi Mi Olmalı?








Kurumların başarısı en nihayetinde sahip olduğu kültüre bağlıdır. Başarının ölçütü ise karlılık, verimlilik, kalite, yenilik ve yaratıcılık, çalışanların ve müşterilerin memnuniyeti gibi performans göstergelerine göre belirlenir.
İşbu makalemizde son kanuni değişikliklerle beraber Yeni Türk Ticaret Kanuna[1] göre yeni kurulacak bir işletmenin sermaye şirketi olmasıyla, şahıs işletmesi olmasının vergisel boyutunu ve/veya avantajlarını değerlendirmeye çalışacağız.
1.ANONİM ŞİRKET
Anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir. Pay sahipleri, sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur.(TTK, MD:329)
-A.Ş’lerin kuruluş sermayesi; esas sermaye sisteminde ellibin Türk Lirasından, kayıtlı sermaye sisteminde yüzbin Türk Lirasından aşağı olamaz. Nakden taahhüt edilen payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmibeşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenir.
- Yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konu için anonim şirket kurulabilir. Ancak Yeni TTK’nın 340. Maddesinde; diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar” ifadesi ile bu duruma bazı istisnaların olabileceğinin önünü açmıştır. Bu düzenlemeye göre örneğin Kurumlar vergisi kanununda herhangi bir istisnadan yararlanma koşulu olarak esas sözleşmede o faaliyetin özellikle yazılı olması koşulunu arayabilecektir. Ancak bu tür düzenlemeler tebliğlerle değil kanunla olması gerekir.
-Belli anonim şirketler Gümrük ve Ticaret Bakanlığının izni ile kurulur.(Bankalar, Finansal Kiralama, Faktoring, v.s)
-Gerçek ve tüzel kişiler ortak olabilir. Gerçek ve tüzel kişiler yönetim kurulunda olabilir. Anonim şirketler tek kişi ile kurulabilir.
- Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.(TTK, Md:358)
- Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur. Bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel kişiyle birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından belirlenen, sadece bir gerçek kişi de tescil ve ilan olunur; ayrıca, tescil ve ilanın yapılmış olduğu, şirketin internet sitesinde hemen açıklanır. Tüzel kişi adına sadece, bu tescil edilmiş kişi toplantılara katılıp oy kullanabilir.(TTK, Md:359)
-Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.(TTK, Md:370/2) Artık tek kişilik yönetim kurulu mümkün olduğu için Yönetim kurulu üyeleri tek kişi bile olsa ortaklar dışından seçilebilir buna engel bir hüküm yoktur.[2] Ancak Muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde, finansal planlama için gerekli düzenin kurulması. Yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri arasındadır.
- Anonim şirket ortağı, hissesini ana sözleşmede aksi bir hüküm yoksa hisse devir sözleşmesi ile devredebilir. Noter huzurunda devir zorunluluğu söz konusu değildir. Hisse devrinin ticaret sicilinde tescil zorunluluğu yoktur. Ortaklar, basılı hisse senedi veya ilmühaber var ise bunları ciro ederek de hisselerini devredebilirler. Anonim şirketler halka açılabilirler. Şirketin nakit ihtiyacını karşılamak için veya yatırım amacıyla ödünç para temini amacıyla tahvil çıkarabilirler. Yönetim kurulu üyesi olmayan şirket ortağının kamu borçlarından sorumluluğu yoktur.[3]
- İç kaynaklardan yapılan artırım hariç, payların nakdî bedelleri tamamen ödenmediği sürece sermaye artırılamaz. Sermayeye oranla önemli sayılmayan tutarların ödenmemiş olması sermaye artırımını engellemez. (TTK, Md:456) Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması hâlinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz. Hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabilir.
-Pay senetleri, hamiline veya nama yazılı olur. Paylar hamiline yazılı ise yönetim kurulu, pay bedelinin tamamının ödenmesi tarihinden itibaren üç ay içinde pay senetlerini bastırıp pay sahiplerine dağıtır. Yönetim kurulunun hamiline yazılı pay senetlerinin bastırılmasına ilişkin kararı tescil ve ilan edilir, ayrıca şirketin internet sitesine konulur. Pay senedi bastırılıncaya kadar ilmühaber çıkarılabilir. İlmühaberlere kıyas yoluyla nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler uygulanır. Pay senetlerinin; şirketin unvanını, sermaye tutarını, kuruluş tarihini, bu tarihteki sermaye tutarını, çıkarılan pay senedinin tertibini, bunun tescili tarihini, senedin türünü ve itibarî değerini, kaç payı içerdiğini belirtmesi ve şirket adına imza etmeye yetkili olanlardan en az ikisi tarafından imza edilmiş olması şarttır. (TTK, Md:484-487)
-Sermaye için faiz ödenemez. Kâr payı ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir. Sadece net kârdan ve ancak kanuni yedek akçe için belirli ayrım yapıldıktan sonra pay sahiplerine ödenmiş sermayenin yüzde beşi oranında veya esas sözleşmede öngörülen daha yüksek bir oranda kâr payı dağıtılabilir.
-Yeni TTK’nın 398/1. Maddesinde;” Şirketin ve topluluğun finansal tabloları ile yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun denetimi; envanterin, muhasebenin ve Türkiye Denetim Standartlarının öngördüğü ölçüde iç denetimin, bu Bölüm hükümleri anlamında 378 inci madde uyarınca verilen raporların ve 397 nci maddenin birinci fıkrası çerçevesinde yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun denetimidir. Bu denetim, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kanuna ve esas sözleşmenin finansal tablolara ilişkin hükümlerine uyulup uyulmadığının incelenmesini de kapsar. Denetleme, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun belirlediği esaslar bağlamında, denetçilik mesleğinin gerekleriyle etiğine uygun bir şekilde ve özenle gerçekleştirilir. Denetleme, şirketin ve topluluğun, malvarlıksal ve finansal durumunun 515 inci madde anlamında dürüst resim ilkesine uygun olarak yansıtılıp yansıtılmadığını, yansıtılmamışsa sebeplerini, dürüstçe belirtecek şekilde yapılır.” Denilmiştir. Ancak Bağımsız Denetimin akıbeti şu aşamada belirsizliğini koruduğu için değerlendirmelerimizde bu kriter ölçüt olarak kullanılmayacaktır.
2.LİMİTED ŞİRKET
Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur. Ortaklar, şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler. (TTK, Md:573)
- Limited şirket, kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilir.
-Limited şirketin esas sermayesi en az onbin Türk Lirasıdır. Şirket, borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur. Esas sermayeye ve ek ödemelere faiz verilemez.
- Kâr payı, sadece net dönem kârından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden dağıtılabilir. Kâr payı dağıtımına ancak, kanun ve şirket sözleşmesi uyarınca ayrılması gereken kanuni yedek akçelerle, şirket sözleşmesinde öngörülmüş yedek akçeler ayrıldığı takdirde karar verilebilir.
- Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir. Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler. (TTK, Md:623) Limited Şirket tek bir kişi ile kurulabilir. Dışarıdan müdür atanabilir. Ancak ortaklardan birinin de aynı zamanda yönetim ve temsil hakkının bulunması gerekir.
3. TİCARİ İŞLETME(ŞAHIS İŞLETMESİ)
Türk Ticaret Kanununun 11. Maddesindeki düzenlemeye göre; Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmelerdir.[4] Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.
4.ANONİM ŞİRKET, LİMİTED ŞİRKET VE ŞAHIS İŞLETMESİNİN VERGİ KANUNLARINA GÖRE KARŞILAŞTIRMASI
- 2012 yılında 100.000 TL vergi matrahı olan A.Ş., Ltd. Şti. ve Şahıs İşletmesinin yıllık vergisi aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.
A.Ş. Kurumlar Vergisi 100.000 x%20 = 20.000 TL, Ltd. Şti. Kurumlar Vergisi 100.000x%20 = 20.000 TL ve Şahıs İşletmesi Gelir Vergisi 100.000 x artan oranlı tarife = 28.110 TL vergi ödeyecektir. Bu durumda şahıs işletmesinin vergi yükü daha fazla olacaktır.
Ancak A.Ş ve Ltd. Şti. eğer kar dağıtımına karar verdiyse dağıtılan kar tutarı üzerinden ayrıca % 15 gelir stopaj vergisi ödemesi gerekeceği için 100.000-20.000=80.000x%15=12.000 TL artı vergi yükü oluşacaktır. İlk durumda şahıs işletmesinin vergi yükü fazla olmasına rağmen kar dağıtımı yapılması durumunda sermaye şirketlerinin vergi yükü daha fazla olacaktır.
- Hisse satışında en avantajlı Anonim Şirketlerdir. Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 80. Maddesinde gelir unsurlarında biri olan “Değer artış kazancı” tanımlanmıştır. Aynı maddenin birinci bendine göre ise;”Tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazanç ise değer artış kazancı sayılmayarak vergi dışı bırakılmıştır. Anonim Şirket; geçici ilmühaber bastırmış (hisseleri ilmühabere bağlamış) ise şirkete ait hisselerin(ilmühaberin) sahiplerince iki yıldan fazla süre ile elde tutulmuş olması nedeniyle, söz konusu hisselerin(ilmühaberin) elden çıkarılmasından doğacak kazançlar değer artışı kazancı kapsamında vergilendirilmeyecektir. İstanbul Vergi Dairesinin 20.07.2011 tarihli bir muktezasında;”2001 yılında kurulan iki gerçek kişi ortağı bulunan limited şirket statüsüne sahip olan şirketinizi nev'i değişikliği yaparak anonim şirkete dönüştürmek istediğinizi belirterek, nevi değiştirme sonucunda limited şirket ortakları için anonim şirketteki hisse senetlerinin iktisap tarihi olarak hangi tarihin dikkate alınacağı ile gerçek kişilerce anonim şirket hisse senetlerinin elden çıkarılması halinde söz konusu elden çıkarmadan doğacak kazancın vergilendirilmesi hususları ile ilgili görüş talebinde, limited şirket ortağı olan iki ortağınıza verilecek anonim şirkete ait hisse senetlerinin ilk iktisap tarihi olarak söz konusu iki ortağınızın limited şirketinizin sermayesine iştirak ettikleri tarihin dikkate alınması (yani 2001yılı) gerekmektedir.” Aynı yönde görüş verilmiştir. Bu durumda A.Ş’ne dönüşen Ltd. Şti. hisselerinin sahiplerince iki yıldan fazla süre ile elde tutulmuş olması nedeniyle, söz konusu hisselerin(ilmühaberin) elden çıkarılmasından doğacak kazançlar değer artışı kazancı kapsamında vergilendirilmeyecektir.[5]
- Kurumlar vergisi kanununun 5/1-e . maddesine göre; Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75'lik kısmı istisnadır. Katma değer vergisi kanununun 17/4-r . maddesine göre; Kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile (5793 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle değişen ibare. Yürürlük; 06.08.2008) taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık (5793 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle değişen ibare. Yürürlük; 06.08.2008) taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri katma değer vergisinden istisnadır. Örneğin; A.Ş, ltd. şti. ve Şahıs İşletmesi 6 Mayıs 2010 yılında 500.000 TL bedelle arsa almış ve işletmenin aktifine kaydetmiştir. 30 Haziran 2012 yılında ise işletmenin aktifindeki bu arsayı 1.500.000 TL bedelle satmışlardır.(Diğer koşullar veri kabul edilmiştir.) Bu durumda firmaların vergi yükü aşağıdaki gibi olacaktır.
A.Ş. ve Ltd. Şti. için:1.500.000-500.000=1.000.000 x%75= 750.000 TL kurumlar vergisinden istisnadır. 250.000x%20 50.000 TL kurumlar vergisi ödeyecektir. Ancak Katma değer vergisi ödemeyecektir.
Şahıs İşletmesi için: 1.500.000-500.000=1.000.000xartan oranlı tarife= 343.110 TL gelir vergisi ödeyecektir. Buna ilave olarak 1.500.000x%18= 270.000 TL katma değer vergisi ödeyecektir.
Yukarıdaki hesaplamada da görüldüğü üzere, şahıs işletmesinin vergi yükü sermaye şirketlerine göre kat kat fazla olacaktır. Bu durumda sermaye şirketleri çok avantajlıdır.
-Kurumlar vergisi kanunun 12/1. Maddesine göre; Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır. Buna paralel olarak KVK’nın 11. Maddesine göre ise Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin Kurum kazancının tespitinde indirimlerin yapılması kabul edilmez. Bu düzenleme sadece kurumlar vergisi mükellefleri için geçerlidir. Bu anlamda işletmeden borçlanma aşamasındaki vergisel sınırlar anlamında şahıs işletmelerinin mutlak avantajı tartışmasızdır. Ancak kamu borçları açısından ise tam tersi durum söz konusudur. Şahıs İşletmesinde işletme sahibi tüm malvarlığı ile sorumlu olmasına rağmen sermaye şirketlerinde en nihayetinde şirket mal varlığı ile sorumluluk mevcuttur.
-Ancak KVK’nın 13. Maddesindeki transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı müessesesi; Gelir Vergisi mükellefleri için de aynen uygulanmaktadır.(GVK, Md:41/5) Bilindiği gibi Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançların Kurum kazancının tespitinde indirimlerin yapılması kabul edilmez. Dolayısıyla Transfer Fiyatlandırması yönlü mükelleflerin birbirine üstünlüğü mevcut değildir.

SONUÇ
Mükelleflerin sermaye şirketi mi, yoksa şahıs işletmesi olarak mı yollarına devam etmeleri gerektiği konusunda kesin bir yargıda bulunmak gerçekten zor. Her birinin diğerine göre bazı avantajları mevcut. Aslında her firmanın bir kimliği vardır. Ancak bu kimliğin oturması kurumsallaşması belki üç kuşağın geçmesiyle mümkün olacaktır.
Yine de son söz olarak, Anonim Şirket olmanın bu kurumsal kültürü oluşturmada bir başlangıç olabileceğini söyleyebiliriz.


[1] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 14.01.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 30Haziran 2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanmıştır.
[2] Ekrem Öncü, YMM, Yeni TTK’da Anonim Şirketlerin Avantajları, Gazeteport, muhasebe TR.com, 08.10.2012
[3] Ekrem Öncü, YMM, Yeni TTK’da Anonim Şirketlerin Avantajları, Gazeteport, muhasebe TR.com, 08.10.2012
[4] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 14.01.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 30Haziran 2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanmıştır.
[5] Abbas Coşar, “Limited Şirketlerin Nev’i Değişikliği ile Anonim Şirkete Dönüşmesi Sonucu Ortakların Hisselerinin Satışındaki Vergilendirmdede İlk İktisap Tarihi Ne Olacaktır?”, Yaklaşım, Sayı:235, S.395