24 Ocak 2012 Salı

50 Soruda SGK'da son durum ?

1 / 11 GENEL SAĞLIK SĠGORTASI UYGULAMASINA ĠLĠġKĠN SORU VE CEVAPLAR 1- 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası uygulamasındaki değiĢiklikler nelerdir? Genel sağlık sigortasından yararlanılmasında temel şartlardan birisi, Türkiye‟de ikamet etmektir. 1/1/2012 tarihinden itibaren zorunlu genel sağlık sigortası uygulamasına geçilmiştir. Buna göre; tutuklu ve hükümlüler, er, erbaş ve yedek subay okulu öğrencileri, yabancı bir ülkede sosyal sigortaya tabi olması nedeniyle sözleşmeli ülke adına sağlık yardımları karşılananlar, Kuruma devir alınacakları tarihe kadar 5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki banka ve sigorta şirketlerinin sandıkları kapsamında bulunanlar ile bunların bakmakla yükümlüleri, yabancı ülke vatandaşlarından Türkiye‟de kesintisiz olarak bir yıldan fazla ikamet etmeyenler, milletvekilleri ile Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleriyle bunların emeklileri ile dul ve yetimleri hariç olmak üzere Türkiye‟de ikamet edenler, zorunlu genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır. ĠġÇĠ, ESNAF VE MEMUR OLANLAR 2- Sosyal güvencesi bulunan iĢçi(4/a), esnaf(4/b), memur(4/c) olanlar ile bu sigortalılıklarından dolayı aylık alanların durumlarında değiĢiklik olacak mı? Sigortalılığı bulunan bu kişiler ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişilerin sağlık yardımlarının, daha önce olduğu gibi kanun kapsamında karşılanmasına aynen devam edilecektir. Yani; işçi, memur veya esnaf olarak çalışan zorunlu sigortalılar ve emekliler ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler için herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır. 3- Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olan ve kendi nam ve hesabına çalıĢanlardan (4/b’lilerin) 60 günden fazla prim borcu olanlar ne yapacaktır? Bu durumda olanların borçlarının tamamının ödenmesi veya 6183 sayılı Kanuna göre 36 aya kadar taksitlendirmesi suretiyle ilk taksitin (peşinatın) ödenmesi halinde, kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmaları mümkün bulunmaktadır. Borcun taksitlendirme işlemi, Kurum ünitelerince taksitlendirme müracaat ve çok zor durum halini gösteren (Kurum web sayfasında yer alan) belgelerin verilmesi ve peşinat tutarının ödenmesi ile yapılabilmektedir. 4- Kendi nam ve hesabına çalıĢanlardan (4/b’liler) 60 günden fazla prim borcu olan ancak ödeme veya taksitlendirmede bulunmayan sigortalıların bakmakla yükümlü oldukları eĢ ve çocukları sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacaktır? Bu durumda olanların bakmakla yükümlü olduğu eş ve 18 yaş üstü çocukları Kurumumuza genel sağlık sigortalısı olmak için Kurumumuza talepte bulunabilirler. Talepte bulunduktan sonra gelir testi için ikametlerinin bulunduğu sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına (SYDV) başvurmaları halinde gelir tespiti sonuçlarına göre prim ödemek suretiyle veya primleri devlet tarafından karşılanmak suretiyle sağlık hizmetlerinde yararlanabileceklerdir. 2 / 11 5- Kendi nam ve hesabına çalıĢanlardan (4/b’ liler) (4/a) kapsamında hizmet akdine tabi olarak çalıĢanlarsa sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacaktır? Kendi nam ve hesabına çalışanlar(4/b‟liler), bir ve birden fazla işverene bağlı olarak hizmet akdine tabi çalıştığında, Kanunun 53 üncü maddesi gereği (4/b) kapsamında sigortalılıkları sona ereceğinden, (4/a) kapsamında en az 30 gün prim ödenmek şartıyla sağlık yardımlarından kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler faydalandırılacaktır. Ancak prim borcunun ödeme yükümlülüğü devam edecektir. 18 YAġ ÜSTÜ ÇOCUKLAR 6- 18 yaĢın üzerindeki çocukların durumu ne olacaktır? 18 yaşın üzerindeki erkek çocuklar, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi durumunda ise 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayanlar, ana veya babasının sağlık güvencesinden yararlanmaya devam edecektir. Yani, bu kişilerin her yıl öğrenci belgelerini sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezine göndermesi yeterli olacaktır. 1/10/2008 öncesi bakmakla yükümlü olunan kişi olarak sağlık yardımlarından faydalanan kız çocukları ise 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren de sağlık yardımlarından, daha önce olduğu gibi sigortalı veya evli olmadığı sürece yaş şartı aranmaksızın faydalandırılacaktır. 7- 18 yaĢın üzerinde çalıĢmayan/okumayan veya 25 yaĢın üzerinde okuyan/okumayan/ çalıĢmayan erkek çocukların durumu ne olacaktır? Bu kişiler, 1/1/2012 tarihi itibarıyla 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine göre re‟sen tescil edilecektir. Bu kapsamdakiler, gelir testi yaptırmaları için ikametlerinin bulunduğu yerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına başvurmaları gerekmektedir. Gelir testi sonucuna göre de prim ödeme yükümlüsü, devlet ya da kendileri olacaktır. 8- Bakmakla yükümlülük durumu sona eren çocukların gelir testinde ana ve babasının gelirleri mi yoksa kendi gelirleri mi dikkate alınacaktır? Gelir tespitinde aile olarak aynı hane içinde yaşayan ve nüfus kayıtlarında yer alan eş, yaşlarına bakılmaksızın evli olmayan çocuk ve genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilecek kişinin ana ve babası esas alınmaktadır. Buna göre; ana ve/veya babasıyla aynı adreste ikamet eden ve yaş koşulları nedeniyle ana/babanın bakmakla yükümlüsü konumunda olmayanların gelir testi yapılırken ana, baba ve çocuğun gelirleri hesaplamada dikkate alınmaktadır. Ancak nüfus kayıtlarında göre ana ve babasından ayrı ikamet eden bakmakla yükümlülük durumu sona ermiş olanların gelir testi, ayrı olarak yapılacaktır. 9- Öğrenim görmesi nedeniyle ailesi ile aynı hanede yaĢamayan 25 yaĢından küçük çocuklar, gelir testi yapılırken dikkate alınacak mıdır? Aynı hanede yaşamayan ve öğrenimi nedeniyle başka bir hanede yaşayan evli olmayan çocuklardan öğrenim görmesi nedeniyle 25 yaşını doldurmamış olanlar, gelir testinde aynı aile içinde değerlendirilecektir. 3 / 11 18 YAġ ALTI ÇOCUKLAR 10- Ana ve babasının sosyal güvencesi olmayan çocuklar ne yapacaktır? Ülkemizde yaşayan herkes zorunlu olarak genel sağlık sigortalısı kapsamında tescil edileceğinden, bu kişilerin 18 yaşın altındaki çocukları da bakmakla yükümlü oldukları çocuk olarak Kanunun (60/g) bendi kapsamında tescili olan ana/babası üzerinden sağlık yardımlarından faydalandırılacaktır. 18 yaşın altındaki tüm çocuklara 30 gün prim ödemiş olma ve prim borcu bulunmaması şartları aranmaksızın sağlık hizmeti verilmeye devam edilecektir. 11- 18 yaĢını tamamlamadan evlenenler ile bunların çocukları genel sağlık sigortası kapsamına nasıl alınacaktır? Türk Medeni Kanununa göre evlenmeyle kişi ergin olunacağından, 18 yaşından küçük ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayan kişiler de Kanunun (60/g) bendine göre genel sağlık sigortalısı olmak için Kuruma müracaat edenler, müracaat tarihi itibariyle tescil edilecek ve bunlar da ikametlerinin bulunduğu vakfa başvurmak suretiyle gelir testi sonucuna göre işlem yapılacaktır. YEġĠL KARTLILAR ĠLE SOSYAL GÜVENCESĠ OLMAYANLAR VE BUNLARIN GELĠR TESTĠ ĠġLEMLERĠ 12- 1/1/2012 tarihinden önce 3816 sayılı Kanuna göre yeĢil kartı olanlar, sağlık yardımlarından nasıl yararlanacaktır? 1/1/2012 tarihinden önce yeşil kart sahibi olan ve bu tarihten sonra da vizesi (hak sahipliği) devam edenler, genel sağlık sigortası kapsamında sağlık yardımlarından yararlanmaya vize süresi dolana kadar devam edeceklerdir. Vize süresinin dolduğu tarihten itibaren de en geç bir ay içinde gelir testi yapılması için ikametlerinin bulunduğu sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına (SYDV) başvurmaları gerekmektedir. Yapılan gelir testi sonucuna göre aile içinde kişi başına düşen aylık ortalama gelirleri asgari ücretin üçte birinin altında olanlar, yeşil kartlı (Kanunun 60/c-1 alt bendi kapsamında) gibi primi devlet tarafından karşılanarak sağlık hizmetlerinden faydalandırılacaklardır. 13- 1/1/2012 tarihinden sonra yeĢil kart vizeleri dolanların sağlık yardımlarından yararlanması için ne yapması gerekmektedir? Söz konusu kişilerin, vize süresinin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde gelir testi yapılması için ikametlerinin bulunduğu yerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına (SYDV) başvurmaları gerekmektedir. 14- Gelir testi yaptırmak için sosyal yardımlaĢma ve dayanıĢma vakıflarına nasıl ulaĢılabilir? Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının adres ve diğer iletişim bilgilerine; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı‟nın “http://www.aile.gov.tr” veya “http://www.sydgm.gov.tr/tr/vakif” web adreslerinden erişilebilmektedir. Ayrıca gelir testine müracaat edeceklerin ikametlerinin bulunduğu il veya ilçelerdeki valilik/kaymakamlıklardan da bilgi alınarak öğrenilebilir. 4 / 11 15- Gelir testi yaptırmak isteyenler müracaat formunu nereden temin edilebilir? Gelir testi müracaat formu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı‟nın web adresinden veya vakıflara bizzat müracaat edilerek temin edilebilir. 16- Her hangi bir sosyal güvencesi olmayanlar 31/1/2012 tarihine kadar gelir testi için müracaat etmezlerse ne olacaktır? 1/1/2012 tarihi itibariyle her hangi bir sosyal güvencesi olmayanlar Kurum tarafından Kanunun (60/g) bendi kapsamında re‟sen tescil edilmişlerdir. Bu kapsamdakilere Kurum tarafından gelir testi yaptırmaları için “gelir testine müracaat bildirim” belgesi adreslerine gönderilmiştir. “Gelir testine müracaat bildirim” belgesi tebliğ edilenler, tebliğ tarihinden itibaren en geç bir ay içinde ikametlerinin bulunduğu vakıflara başvuracaklardır. Ancak bu yazının alınmasını beklemeksizin de doğrudan gelir testi için ikametlerinin bulunduğu vakıflara başvurabilirler. Dolayısı ile 31/1/2012 tarihi, son müracaat tarihi olarak değerlendirilmeyecektir. 17- Gelir testi yaptıranların daha sonra hangi iĢlemleri yapması gerekmektedir? Gelir testi yaptıranların gelir testi sonuçları, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından SGK‟ya elektronik ortamda gönderileceğinden, bu kişilerin tescil işlemi için Kuruma ayrıca başvuruda bulunmaları gerekmemektedir. Gelir testi sonucunda aile içindeki kişi başına düşen aylık ortalama gelire göre bu kişilere, SGK tarafından genel sağlık sigortası statüsünü ve ödemesi gereken prim miktarını gösteren yazılı bildirim yapılacaktır. 18- Herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar gelir testi yaptırmaları için sosyal yardımlaĢma ve dayanıĢma vakıflarına hangi sürede baĢvurmaları gerekmektedir? Herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar veya genel sağlık sigortasından yararlanma süresi sona erenler, Kurumun tebligatını beklemeksizin doğrudan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına başvurabilirler. Ancak bu kişiler Kanunun (60/g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılmakta ve bu kişilerin gelir testi yaptırmaları için adreslerine gönderilen “gelir testine müracaat bildirimi” tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde ikametlerinin bulunduğu yerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına başvurmaları gerekmektedir. 19- Genel sağlık sigortasından yararlanma hakkı olmayanlar/sona erenler gelir testi yaptırmak istememeleri durumunda ne yapmalıdır? Herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar veya genel sağlık sigortasından yararlanma hakkı sona erenler, gelir testi yapılmaması yönündeki yazılı beyanı ile Kuruma başvurması halinde, asgari ücretin iki katı üzerinden % 12 oranında hesaplanacak tutarda genel sağlık sigortası primi ödeyeceklerdir. (2012 yılı ilk altı ayı için aylık 213-TL‟dir.) 20- Gelir testi sonucu prim ödeme yükümlüsü olanların bakmakla yükümlü olduğu kiĢileri de prim ödeyecek mi? Gelir testi sonucu aile içinde kişi başına düşen aylık ortalama geliri asgari ücretin üçte biri ve üzerinde olanların genel sağlık sigortalısı olarak prim ödeme yükümlüsü (60/g bendi kapsamında) kendisidir. Bu kişilerin bakmakla yükümlü olduğu eş, çocukları, varsa ana ve 5 / 11 babası prim ödeme yükümlüsü değildir. Bunların bakmakla yükümlü olduğu eş, çocukları, ana ve babası, tescil edilen sigortalı üzerinden sağlık yardımlarından yararlanacaklardır. 21- Gelir testine baĢvurulması kiĢilere hangi hakkı sağlamaktadır? Genel sağlık sigortası kapsamında tescil edilenlerin gelir testi yaptırmaları sonucunda ödeyecekleri prim miktarı, kişinin gelir durumuna göre belirlenmektedir. Gelir testi sonucu, aile içinde kişi başına düşen gelir tutarının asgari ücretin üçte birinden az olması durumunda bu kişiler, primleri devlet tarafından karşılanmak suretiyle genel sağlık sigortasından yararlanacaklardır. Gelir testi sonucu, aile içinde kişi başına düşen gelir tutarının asgari ücretin üçte birinden fazla olması durumunda, tespit edilen gelir düzeyine göre prim ödeme yükümlüsü olacaktır. Gelir testinin yaptırılmaması halinde ise tescil edilen kişinin geliri, asgari ücretin iki katından fazla olduğu kabul edilerek asgari ücretin iki katı üzerinden prim ödemesi gerekecektir. 22- Gelir testi iĢlemi yapılırken neler dikkate alınmaktadır? Gelir testi yapılırken, genel sağlık sigortalısı ile aynı ikametgâhta yaşayan eş, evli olmayan çocuklar ile ana ve babanın gelirleri, harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak belirlenen ailenin aylık geliri, hanede yaşayan aile bireyi sayısına bölünerek aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarı tespit edilmektedir. 23- Gelir testi sonucu, gelirleri asgari ücretin üçte birinin altında olanlar prim ödeyecek midir? Gelir testi sonucuna göre; aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık ortalama tutarının, brüt asgari ücretin üçte birinden az olması halinde sağlık primi devlet tarafından karşılanmakta olup, kendileri ayrıca prim ödemeyecektir. Gelirleri bu şekilde tespit edilenler, 1/1/2012 öncesindeki yeşil kartlılarda olduğu gibi prim ödemeyecekler ve Kanunun (60/c-1) bendi kapsamında sigortalı sayılacaklardır. 24- Gelir testi sonucu aile içinde kiĢi baĢına düĢen geliri, brüt asgari ücretin üçte birinden fazla olanlar ne kadar prim ödeyecektir? 1/1/2012 - 30/6/2012 tarihleri arasındaki asgari ücret (886,5-TL) dikkate alındığında; - Kişi başına düşen aylık gelir, brüt asgari ücretin üçte biri ile asgari ücret arasında (295,50 - 886,50-TL) ise aylık 35,46 -TL, - Kişi başına düşen aylık gelir, asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında (886,50 - 1.773-TL) ise aylık 106,38 -TL, - Kişi başına düşen aylık gelir, asgari ücretin iki katından daha fazla (1.773-TL‟den) ise aylık 212,76 -TL, 1/7/2012 - 31/12/2012 tarihleri arasındaki asgari ücret (940,50-TL) dikkate alındığında; - Kişi başına düşen aylık gelir, brüt asgari ücretin üçte biri ile asgari ücret arasında (313,50 - 940,50-TL) ise aylık 37,62 -TL, - Kişi başına düşen aylık gelir, asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında (940,50 - 1.881-TL) ise aylık 112,86 -TL, 6 / 11 - Kişi başına düşen aylık gelir, asgari ücretin iki katından daha fazla (1.881-TL‟den) ise aylık 225,72 -TL, Genel sağlık sigortası primi ödenecektir. Ödenen bu prim karşılığı sigortalı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler sağlık hizmetlerinden yararlanacaktır. GELĠR TESTĠ YAPTIRMAK ĠSTEMEYENLER 25- Gelir testi yaptırmak istemeyenler ne yapmalıdır? Gelir testi yaptırmak istemeyenler, Kuruma verecekleri gelir testi yaptırmak istemediklerine ilişkin yazılı beyan üzerine asgari ücretin iki katı üzerinden prim ödeyerek genel sağlık yardımlarından kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler yararlanabilirler. 26- “Gelir testi müracaat bildirim” yazısının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde vakfa müracaat etmeyenlere ne iĢlem yapılacaktır? “Gelir testi müracaat bildirim” yazısının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde vakfa müracaat etmeyenlere gelirleri asgari ücretin iki üzerinden prim tahakkuku yapılarak Kanunun (60/g) bendi kapsamında tescilli olacaktır. 27- ÇalıĢmayanlar ve ayrıca gelir testi yaptırmak istemeyenler uzun vadeli sigorta kollarına tabi prim ödemek suretiyle genel sağlık sigortasından nasıl yararlanabilirler? Hem uzun vadeli sigorta (malullük, yaşlılık ve ölüm) hem de genel sağlık sigortasından yararlanmak isteyenler, isteğe bağlı sigortalılık kapsamındaki müracaatlarına bağlı olarak, müracaat tarihini takip eden günden itibaren tescil edilirler. İsteğe bağlı sigortalı olunması halinde, en az brüt asgari ücretin % 32‟si oranında (886,50 x 32/100 = 283,68) prim ödeyerek hem emeklilik hem de 30 günlük prim ödeme şartını yerine getirerek kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, prim borcunun olmaması kaydıyla sağlık hizmetlerinden yararlanılması imkânı bulunmaktadır. ÖZEL SAĞLIK SĠGORTASI OLANLAR 28- Özel sağlık sigortası bulunanların genel sağlık sigortası kapsamına alınması zorunlu mudur? 1/1/2012 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası Kanun gereği “zorunlu” olarak uygulanmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye‟de ikamet eden herkes 5510 sayılı Kanunun belirlediği şartlar içerisinde genel sağlık sigortalısı olmak durumundadır. 65 YAġ VEYA ÖZÜRLÜ AYLIĞI ALANLAR 29- 2022 sayılı Kanuna göre 1/1/2012 tarihinden önce 65 yaĢ veya özürlü aylığı alanlar, sağlık yardımlarından nasıl yararlanacaktır? 1/1/2012 tarihinden önce 2022 sayılı Kanuna göre; 65 yaş veya özürlü aylığı alanlar herhangi bir vize ve gelir testi işlemine tabi olmaksızın aylık aldıkları sürece kendileri ile bakmakla yükümlü olduğu kişiler, genel sağlık sigortasından Kanunun (60/c-3) bendi kapsamında yararlanacaklardır. 7 / 11 1/1/2012 tarihinden önce de olduğu gibi, 18 yaş altı özürlü aylığı alan çocukların ana ve babası bu özürlü çocuğu üzerinden bakmakla yükümlü sıfatıyla sağlık yardımlarından yararlanmayacaktır. Özürlü çocuklar ise aylık aldıkları sürece sağlık yardımlarından sadece kendileri yararlanacaktır. GEÇĠCĠ KÖY KORUCULARI 30- 442 sayılı Kanuna göre geçici köy koruyucusu olan veya bu Kanuna göre aylık alanlar, 1/1/2012 tarihinden sonra sağlık yardımlarından nasıl yararlanacaktır? Bu kişiler, Kanunun (60/c-9) bendi kapsamında sigortalı sayılacaklar, gelir testine ve vize işlemine tabi olmaksızın geçici köy koruyucusu olarak görevleri devam ettiği sürece, aylık alanlar ise aylıkları devam ettiği sürece genel sağlık sigortalısı sayılacaklardır. Her ayın primi, takip eden ayın sonuna kadar Kurumun anlaşmalı olduğu (T.C. Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank) bankalara ödenecektir. AVUKATLIK STAJI YAPANLAR 31- Avukatlık stajı yapanların durumu ne olacaktır? Genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi durumunda olmayan stajyer avukatlar, genel sağlık sigortası primleri staj süresince Türkiye Barolar Birliği tarafından karşılanarak sağlık yardımlarından faydalanmaktadır. BANKA SANDIKLARINA TABĠ OLANLAR 32- Banka sandıklarına tabi sigortalı veya emekli olanların sağlık yardımlarından yararlanmak için herhangi bir iĢlem yapmaları gerekmekte midir? Söz konusu kişilerin herhangi bir işlem yapması gerekmemektedir. Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birliklerin personeli için kurulmuş bulunan sandıkların iştirakçileri, bu sandıklardan aylık veya gelir bağlanmış olanlar ile bunların bakmakla yükümlülerinin sağlık hizmetleri, Kurumca devralınıncaya kadar ilgili kuruluşlarca karşılanacağından bu kişiler, devir işlemlerinden sonra genel sağlık sigortası kapsamına alınacaktır. PRĠM GÜNÜNÜ TAMAMLAMIġ ANCAK YAġ ġARTINI BEKLEYENLER 33- YaĢlılık aylığı bağlanması için gerekli olan prim ödeme gün sayısını tamamlayıp, yaĢ Ģartının dolmasını bekleyenlerden herhangi bir sigortalılığı bulunmayanlar genel sağlık sigortasından nasıl yararlanacaktır? Söz konusu kişiler de Kanunun (60/g) bendine göre genel sağlık sigortası kapsamına alınmış olup, gelir testine başvurmaları halinde gelir testi sonucuna göre primleri ya devlet tarafından ödenecek ya da kendileri aile içinde kişi başına düşen gelir tutarına göre genel sağlık sigortası primi ödemekle yükümlü olacaklardır. 8 / 11 PART TĠME ÇALIġANLAR 34- Part-time çalıĢan kiĢilerin genel sağlık sigortasından yararlanmaları için eksik olan günlerin primlerini ödemeleri gerekecek mi? 4857 sayılı İş Kanununa göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ev hizmetlerinde ay içerisinde 30 günden az çalışanların eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini 30 güne tamamlamaları, 1/1/2012 tarihinden itibaren zorunludur. Bu şekilde çalışanlar, gelir testi yaptırmak suretiyle gelir testi sonucuna göre primlerinin devlet veya kendileri tarafından ödenmesi koşuluyla sağlık yardımlarından yararlanacaktır. Ancak bu sürelerini isteğe bağlı olarak (4/a) kapsamında prim ödeyerek tamamlamaları halinde, eksik günleri için ayrıca genel sağlık sigortası primleri ödemeyeceklerdir. 35- Part-time çalıĢanlardan kimlerin ay içindeki eksik bildirilen günlerini genel sağlık sigortası yönünden 30 güne tamamlama yükümlülüğü bulunmamaktadır? Eksik gün nedeni “puantaj” olanlar, sosyal güvenlik destek primine tabi olanlar, Kanunun 5 inci maddesi kapsamındaki haklarında bazı sigorta kolları uygulanan sigortalılar, ay içinde birden fazla işyerinde çalışıp toplam çalışma süresini 30 güne tamamlayanlar ile kamu idarelerinde 657 sayılı Kanununun 4 üncü maddesinin (B) ve (C) bentlerine tabi çalışanlar, 4857 sayılı Kanuna tabi çalışmakla birlikte 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine tabi sandıklarda çalışanlar için sandıklar Kuruma devredilinceye kadar 30 güne tamamlama yükümlülüğü aranmaz. YURTDIġINDA YAġAYAN TÜRK VATANDAġLARI 36- Ġkamet adresi Türkiye’de olmakla birlikte yurtdıĢında bulunan Türk vatandaĢlarının gelir testi için baĢvurması gerekmekte midir? Söz konusu kişilerin, kendileri ya da Türkiye„deki yakınları tarafından, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)‟nden ikametgâh adresini yurtdışındaki adresi olarak güncellemeleri halinde, genel sağlık sigortası kapsamında sayılmayacaklardır. Ancak, bu kişilerin Türkiye‟de yaşayan bakmakla yükümlü bulunduğu kişiler (eş, çocuk, ana, baba), Kanunun 60/g bendi kapsamında tescil edilecek olup, gelir testi için sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına müracaat etmeleri sonucu yapılacak gelir testi sonucuna göre işlem yapılacaktır. 37- Türkiye’de çalıĢırken iĢyerinden ücretsiz izin alarak yurtdıĢına gidenlerin durumu ne olacak? Kanuna göre (4/a) kapsamında olan kişiler yurt dışında ise ücretsiz izinli olduğu sürelerde işverenin bildirimi üzerine yurt dışında bulunduğu süre içinde bir takvim yılı içinde en fazla bir aylık sürede sağlık yardımından faydalandırılacaktır. Kanuna göre memur (4/c) olanlar ise; bir yıllık ücretsiz izinli olduğu sürelerde genel sağlık sigortalısı sayıldığından sağlık yardımlarından faydalandırılacaktır. 38- Burs kazanan eĢiyle birlikte ABD’ye veya sosyal güvenlik sözleĢmesi imzalanmamıĢ ülkeye giden, ancak kendisi ev hanımı olarak bu ülkede yaĢayan Türk vatandaĢları da genel sağlık sigortası kapsamında prim ödemek zorundalar mı? 9 / 11 Bu kişilerin ikametgâhlarının, kendileri ya da Türkiye‟deki yakınları tarafından Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi‟nden (ADNKS) yurtdışındaki adres olarak güncellenmesi halinde söz konusu kişiler genel sağlık sigortalısı kapsamında prim ödemeyecektir. 39- Çifte vatandaĢ olup, Türkiye’de sigortası bulunmayan ancak vatandaĢı olduğu yabancı ülkede çalıĢan veya sigortası/emekli olan Türkler ne yapacaktır? Çifte vatandaşlığı bulunanların, ilgili ülkenin Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi bulunması ve vatandaşı oldukları yabancı ülkede çalışmaları durumunda; Türkiye‟ye gelirken iki taraflı sosyal güvenlik sözleşmesine göre sağlık yardımlarından faydalandığına ait “formüler” denilen belgeyi, yakınları adına ise ilgili ülkeden yine bunlar için istenilen “formüleri” getirmeleri gerekmektedir. Ancak, çifte vatandaşlığı bulunanların, sözleşmesiz ülkede çalışması ve ikametgâhlarının da yurt dışında bulunması halinde söz konusu kişiler genel sağlık sigortası kapsamına alınmayacaklardır. YURTDIġINA EĞĠTĠME GĠDENLER 40- T.C. vatandaĢı olup yurt dıĢına lisans, master, doktora eğitimi için gidenlerden çalıĢmayan ve sigortası olmayanlar ne yapacak? Onlar adına aile yakını gelir testine baĢvurabilecek mi? Bu durumdaki kişilerin de kendileri ya da Türkiye‟deki yakınları tarafından ikametgâhlarının Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)‟nden yurtdışındaki adres olarak güncellenmesi gerekmektedir. Bu durumda söz konusu kişiler, ikametgâhları yurt dışında olduğundan genel sağlık sigortası kapsamında tescil edilmeyeceklerdir. Ancak Türkiye‟de bulundukları sürede bakmakla yükümlülük durumları yok ise gelir testine başvurarak gelir testi sonucuna göre genel sağlık sigortası hükümlerinden yararlanacaklardır. 41- Eğitim için yurtdıĢına giden ve sağlık sigortaları oradaki devlet veya okullar tarafından karĢılanan vatandaĢlar ne yapacaktır? Bu durumdaki kişilerin de kendileri ya da Türkiye‟deki yakınları tarafından ikametgâhlarının Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)‟nden yurtdışındaki adres olarak güncellenmesi gerekmektedir. Bu durumda söz konusu kişiler, ikametgâhları yurt dışında olduğundan genel sağlık sigortası kapsamında tescil edilmeyeceklerdir. 42- Devlet tarafından resmi burslu olarak eğitime gönderilmiĢ, 25 yaĢ üstü olup, Türkiye’de sigortası bulunmayanlar ne yapacak? Bu durumdaki kişilerin de kendileri ya da Türkiye‟deki yakınları tarafından ikametgâhlarının Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)‟nden yurtdışındaki adres olarak güncellenmesi gerekmektedir. Bu durumda söz konusu kişiler, ikametgâhları yurt dışında olduğundan GSS kapsamında tescil edilmeyeceklerdir. 43- Yabancı bayraklı gemilerde ve uluslararası sularda çalıĢan gemi adamlarının durumu ne olacaktır? Türkiye'ye döndüğü zaman mı sigorta kapsamına girecek? Yabancı bayraklı gemilerde çalışan Türk vatandaşları, sosyal güvenlikleri yönüyle ikili sosyal güvenlik sözleşmelerine göre işlem yapılacaktır. İkili sosyal güvenlik sözleşmesi yoksa 5510 sayılı Kanun hükümlerine tabi olamayacaklardır. Genel sağlık uygulaması yönüyle Türkiye‟ye döndüklerinde genel sağlık sigortası kapsamına gireceklerdir. 10 / 11 Ancak Türk bayraklı gemilerde çalışan ve uluslararası sularda bulunan gemi adamları ise 5510 sayılı Kanuna göre (4/a) kapsamında zorunlu sigortalı olmaktadır. Bu kapsamda çalışıp sefer esnasında işe alınanların sigortalılık işlemleri, sigortalıların işe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde yapılması gerekmektedir. TÜRKĠYE’DE YAġAYAN YABANCILAR 44- Türkiye’de bir yıldan uzun süredir yaĢayan ancak kendi ülkelerinde sağlık yardımlarından yararlanma hakkı bulunmayan yabancılar ne yapacaktır? Türkiye‟de kesintisiz bir yıllık ikamet süresini dolduran yabancılar, ilgili ülke kapsamında genel sağlık sigortası uygulaması yönünden sigortalı değilse bu sürenin dolduğu tarihten itibaren Kanunun (60/d) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılmışlardır. Dolayısıyla bu kişilerin genel sağlık sigortası kapsamında tescil işleminin yapılması için kesintisiz bir yıllık ikamet süresinin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde kendilerine en yakın sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezine başvurmaları gerekmektedir. Gelirleri brüt asgari ücretin iki katı kabul edilerek bu tutar üzerinden hesaplanacak genel sağlık sigortası primi tahakkuk ettirilecektir. 45- Ülkemizde bir yıldan fazla süre ile ikamet eden ve kendi ülkesinden sigortalı veya emekli olan Ġngiltere vatandaĢları, Türkiye’de sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacaktır? İngiltere vatandaşlarının Türkiye‟de bir yıldan fazla ikamet etmeleri halinde, kendi ülkelerinden sigortalı/emekli olmalarına karşın Türkiye‟de bulundukları sürede kendi mevzuatları kapsamında sağlık hizmetlerinden yararlanamamaları nedeniyle, 5510 sayılı Kanunun (60/d) bendi kapsamında müracaatlarına bağlı olarak genel sağlık sigortalısı sayılabileceklerdir. 46- Bir Türk ile evlenmiĢ ancak 3 yılını doldurmadığı için T.C. vatandaĢı olamamıĢ bir kadın, Türk eĢinin sosyal güvencesinden yararlanabilir mi? Kanuna göre bu kişiler, ikamet izni almaları durumunda genel sağlık sigortasından faydalanabilecektir. 47- Türkiye’de oturma izni almıĢ, sigortası olmayıp özel sağlık sigortası bulunan yabancıların durumu ne olacak? Kesintisiz bir yıllık ikamet süresini dolduran yabancılar, ilgili ülke kapsamında sağlık hizmetlerinden yararlanması açısından sigorta kapsamında değilse bu sürenin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezine genel sağlık sigortası giriş bildirgesi ile başvurabilirler. Bu süre içerisinde başvuruda bulunmayanlara, brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacaktır. Bu kişilerin özel sağlık sigortası kapsamında bulunması genel sağlık sigortası kapsamında sigortalı olmalarına engel teşkil etmemektedir. 48- Türkiye’de bir yıldan uzun süredir yaĢayan ancak kendi ülkelerinde sigortası bulunmayan yabancılar gelir testi için sosyal yardımlaĢma ve dayanıĢma vakıflarına baĢvuracaklar mı? 11 / 11 Gelir testine müracaat hakkı, Kanunun (60/g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılan Türk vatandaşlarına tanındığından, yabancı uyruklu olup ülkemizde ikamet edenlerin gelir testine müracaat hakları bulunmamaktadır. BAKMAKLA YÜKÜMLÜ OLUNAN KĠġĠ 49- Bakmakla yükümlü kiĢi olarak sağlık yardımı alan kiĢi, sigortalı olduğunda sağlık yardımlarından yararlanmak için 30 gün beklemek zorunda mıdır? Bakmakla yükümlü kişi olarak anası/babası/eşi üzerinden sağlık yardımı alan kişi, genel sağlık sigortalı olması durumunda sağlık yardımlarından faydalanmak için 30 gün bekleme süresine tabi olmayacak ve işe başladığı gün itibariyle sağlık yardımlarından yararlanabilecektir. 50- Hem bakmakla yükümlü statüsünde hem de sigortalı olan birisi sağlık hizmetlerini hangi kapsamda alacaktır? Kanuna göre zorunlu veya isteğe bağlı sigortalı olanlar aynı zamanda bakmakla yükümlülük statüsü bulunması halinde, kendi sigortalılığı esas alınarak sağlık yardımlarından yararlanacaklardır.

13 Ocak 2012 Cuma

Ev hanımları sağlık primi ödeyecek mi?

Ev hanımları sağlık primi ödeyecek mi? Son günlerin en çok konuşulan konusu 1 Ocak’ta yürürlüğe giren zorunlu genel sağlık sigortası. Esasen tüm vatandaşların genel sağlık sigortası kapsamına alınması son derece önemli. Bu konu hem yeşil kartlıları, hem sosyal güvencesi olmayanları, hem de kısmi süreli çalışanları ilgilendiriyor. İşte okurların merak ettikleri ve tepkileri: A. Özdemir: Üniversite öğrenimi için başka bir ilde yaşıyorum. Hem boş vakitlerimi değerlendirip aileme yük olmadan çalışarak okumak, hem de okul sonrası çalışma hayatına alışkın olmak için part-time bir iş buldum ve çalışıyorum. Duyduğuma göre part-time çalışanlar artık genel sağlık primi ödeyecekmiş. Zaten az kazanıyorum ve ancak geçiniyorum. Şu sınav zamanı gelir testini nasıl yaptıracağım, ailem uzakta ben nasıl gidip geleceğim? Mehmet Can Baytemur: İşveren tarafından işçinin genel sağlık primi ödenmektedir. Bu sadece işçiyi mi bağlar yoksa işçinin bakmakla yükümlü olduğu anne eş ve çocukları da ayrıca GSS ödemek zorundalar mı? Başak Zorlu: Annem SSK emeklisi ve ben 1975 doğumlu bir bekarım. Geçen seneden beri annemin üzerinden sağlık sigortasından faydalanıyorum. Bu yeni genel sağlık sigortası yasası beni de kapsıyor mu? Ayrıca yurt dışında yasayan bir erkek kardeşim var. Şu an için çalışmıyor ve sigortası yok. Onun durumu ne olacak? İlhan Demirkıran: Babam SSK emeklisi, annem ve kız kardeşimle yaşıyor. Kız kardeşim bekar ve 42 yaşında. Babam genel sağlık sigortası için başvuruda bulunacak mı? Gelir tespitinde neye bakılacak? Gelir tespitinde aile olarak, aynı hane içinde yaşayan eş, yaşlarına bakılmaksızın evli olmayan çocuk ve genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilecek kişinin ana ve babası esas alınacak. Aynı hanede yaşamayan ve öğrenim nedeniyle başka bir hanede yaşayan evli olmayan çocuklardan 25 yaşını doldurmayanlar gelir tespitinde aile içinde değerlendirilecek. Gelir tespiti işlemlerinde hane olarak adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde yer alan adres dikkate alınacak. Aynı adreste birden fazla aile olması halinde her bir aile için ayrı ayrı gelir tespiti işlemi yapılacak. Vatandaş tepkili Bize gelen çok sayıda mailden seçtiklerimi paylaştım. Vatandaş konuyu tam olarak anlayamadığı için genelde tepkili. Burada bir hususu özellikle açıklamak gerekiyor. Çalışan sigortalılarla SGK’dan emekli olanlarla (sosyal güvencesi olan kişiler) bunların eşleri, hak sahibi çocukları ve hak sahibi anne-babası GSS primi ödenmeden sağlıktan yararlanacak. Bunların ayrıca GSS primi ödemesine gerek yok. İşsizlik sigortası kapsamında sağlık yardımı alanlar da bu dönemde prim ödemeyecek. Ancak bunların haricindeki, part-time, çağrı üzeri ve ev hizmetlerinde 30 günden az çalışanlar, işsiz olup sosyal güvencesi olmayan vatandaşlar zorunlu genel sağlık sigortası kapsamında prim ödeyerek veya primleri devletçe ödenerek sigortalı yapılacak. Bu kapsamdaki kişileri SPAS adlı programı marifetiyle kapsama alıp, ödeyecekleri primleri SGK tahakkuk ettirecek. Bu kişiler primlerini de bankadan ödeyecekler. Ancak sistemde önemli sorunlar var. Rapor, puantaj kaydı, iş kanununa göre verilen ücretsiz izinler veya buna benzer nedenlerle eksik günü olanların GSS primlerini 30 güne tamamlama zorunluluğu olmadığı için, uygulamada bir çok kişi part-time olanların statüsünü değiştirecek. Bence, SGK part-time işçilere zorunlu GSS primi ödemesi zorunluluğunu kaldırmalıdır. Atılan taş, ürkütülen kurbağaya değmiyor. SGK’ya da, çalışana da, işverene de yazık ediliyor. Kaynak:stargazete.com

SGK’nın bu üç mektubundan birisi size de gelebilir

SGK’nın bu üç mektubundan birisi size de gelebilir Dikkat! Bu üç mektuptan biri size gelebilir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), genel sağlık sigortası uygulamasını anlatmak üzere yaklaşık 2 milyon kişiye gönderilmek üzere 3 ayrı mektup hazırladı.
Hürriyet.com.tr’nin henüz gönderilmeden ulaştığı bu mektuplar “Değerli Genel Sağlık Sigortalımız” cümlesiyle başlıyor. SGK Prim Hizmetleri Genel Müdür Vekili Mustafa Kuruca, imzasını taşıyor. SİGORTASI DA YEŞİL KARTI DA OLMAYANLAR SGK’nin ilk mektubu hiçbir sosyal güvencesi olmayan, yeşil karta da başvurmayan yaklaşık 1 milyon 700 bin kişiye gidiyor. 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle Genel Sağlık Sigortası uygulamasının başladığı belirtilerek, “T.C. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi ile Kurumumuz ve yeşil kart kayıtları dikkate alınarak MERNİS sorgulaması sonucunda, herhangi bir sosyal güvencenizin olmadığı tespit edilmiştir” deniyor. Genel sağlık sigortası tescilinin yapılması için en yakın sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına giderek ‘gelir testi’ yaptırmaları isteniyor. Testin sonucuna göre prim ödemeden sağlık yardımından yararlanabilecekleri vurgulanıyor. Ancak hanedeki gelirin asgari ücretin üçte biri ile asgari ücretin iki katına kadar olması durumunda yüzde 12 oranında ‘sağlık primi’ ödemeleri gerektiği belirtiliyor. BAŞVURMAYANIN GELİRİ 1800 TL SAYILACAK Mektupta gelir testi yaptırmamaları durumunda aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarının asgari ücretin iki katından fazla olduğu (1.773 TL) varsayılacağı söyleniyor. Tescil işleminin de bu gelir üzerinden yapılacağı vurgulanıyor. 1 AY İÇİNDE BAŞVURUN Bu sözlerin ardından “Bu nedenle, gelir testi yaptırmak için bu yazının tarafınıza ulaştığı tarihten itibaren en geç bir ay içinde ikamet ettiğiniz il/ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına başvurmanız gerekmektedir. Aynı hanede birden fazla aile yaşaması halinde; ailelerden birine yapılan bildirim hane içerisinde yaşayan tüm ailelere yapılmış sayılacaktır” deniliyor. Bu mektubun aynı adreste yaşayan 18-20 yaş arasında lise öğrenimi gören veya yükseköğrenim gören 25 yaşından küçük ve evli olmayan çocuklar adına gönderilmesi durumunda anne veya babanın Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na başvurmasının yeterli olacağı belirtiliyor. EV İŞLERİNDE VEYA PARTTİME İŞLERDE ÇALIŞANLAR BU MEKTUP SİZE! SGK, ikinci mektubu ise kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ev hizmetlerinde 30 günden az çalışanlara gönderiyor. Mektupta, “İşvereninizce verilen sigortalı işe giriş bildirgesinde 4857 sayılı Kanun gereğince kısmi süreli/çağrı üzerine ya da ev hizmetlerinde 30 günden az çalıştığınız tespit edilmiş olup, genel sağlık sigortalılığınız asgari ücret üzerinden hesaplanan prim üzerinden re’sen başlatılmıştır” deniyor. Genel sağlık sigortası kapsamında ödenmesi gereken prim tutarın belirlenmesi için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvurarak gelir testi yaptırmaları gerektiği vurgulanıyor. Gelir durumuna göre de ödenmesi gereken prim tutarları hakkında bilgi veriliyor. Gelir testi yaptırılmaması halinde ise gelirlerinin asgari ücretin 2 katından fazla olduğu kabul edilerek yüksek oranlı prim tahsil edileceği vurgulanıyor. İSTEĞE BAĞLI PRİM ÖDEYİN! Bu bilginin ardından kısmi çalışanlara gelir testi yerine isteğe bağlı sigortalı olmaları öneriliyor. “4857 sayılı Kanun gereğince kısmi süreli/çağrı üzerine ya da ev hizmetlerinde 30 günden az çalışmanız nedeniyle eksik sürelerinizi (4/a) kapsamında isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödemeniz mümkün olup isteğe bağlı sigortaya müracaat etmeniz halinde ayrıca genel sağlık sigortası primi ödemenize gerek bulunmamaktadır” deniliyor. YABANCILAR SGK’YE Üçüncü mektup ise Türkiye’de 1 yıl ve üzeri süredir ikamet eden ancak ülkelerinde sosyal güvencesi olmayan yabancılara gönderilecek. Mektupta 5510 sayılı yasa gereği 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren ülkede yaşayan herkesin genel sağlık sigortası kapsamına alındığı belirtildi. Bu çerçevede Türkiye’de kesintisiz 1 yıllık ikamet süresini dolduran yabancı ülke vatandaşlarının da başka bir ülke mevzuatı kapsamında sigortalılığının bulunmaması nedeniyle ‘tescil’ işlemi yaptırmaları gerektiği vurgulandı. Mektupta, “T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nden alınan kayıtlara göre ülkemizde kesintisiz bir yıldan fazla ikamet ettiğiniz tespit edilmiştir. İlgili bulunduğunuz ülke mevzuat kapsamında sigortalı değilseniz, 1/1/2012 tarihinden itibaren bir ay içinde genel sağlık sigortası giriş bildirgesi ile ikamet ettiğiniz yerdeki sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezine başvurmanız gerekmektedir” denildi. BAŞVURMAYANA 886 LİRA CEZA KESİLECEK Mektupta bu durumda olan yabancıların başvurmamaları halinde, tescil işleminin re’sen yapılacağı ve gelirlerinin brüt asgari ücretin 2 katı üzerinden varsayılarak aylık yüzde 12 prim ödemeleri gerekeceği vurgulandı. 31 Ocak’a kadar başvurulmaması halinde brüt asgari ücret yani 886 TL tutarında idari para cezası kesileceği duyuruldu. KRONİK HASTALIKLAR KAPSAM DIŞI Ayrıca Genel sağlık sigortası kapsamına girmeden önce kronik hastalıkları olan yabancı ülke vatandaşlarının bu hastalıklara ilişkin giderlerinin SGK tarafından karşılanmayacağı belirtildi.

İş kanununa göre kısmi süreli ve çağrı üzerine çalışanlar ile ev hizmetlerinde ay içinde 30 günden az çalışanların genel sağlık sigortalılığı hakkında

İş kanununa göre kısmi süreli ve çağrı üzerine çalışanlar ile ev hizmetlerinde ay içinde 30 günden az çalışanların genel sağlık sigortalılığı hakkında 5510 sayılı Kanunun genel sağlık sigortasına ilişkin hükümlerinin tamamı, 1/1/2012 tarihinde yürürlüğe girecek olup Kanunun 88 inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince 4857 sayılı İş Kanununun 13 ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ev hizmetlerinde ay içerisinde 30 günden az çalışan sigortalıların da 1/1/2012 tarihinden itibaren eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur. Söz konusu hüküm gereğince; 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında ki sigortalılardan eksik günlerini isteğe bağlı sigortalı olarak tamamlayanlar hariç olmak üzere; 1/1/2012 tarihinden itibaren ilk defa çalışmaya başlayacak olanların işverenleri tarafından verilen sigortalı işe giriş bildirgesinde, “4857 sayılı Kanunun 13 ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine yada ev hizmetlerinde 30 günden az çalışıyor mu ?” alanı bu sigortalıların genel sağlık sigortalısı olup olmadıklarının belirlenmesini teminen zorunlu alan haline getirilmiştir. İşverenler, bu kapsamda çalıştıracakları sigortalılar için “Evet” seçeneğini işaretlemeleri halinde “Zorunlu çalışılan gün sayısı” alanını da işaretleyeceklerdir. 1/1/2012 tarihinden önce kısmi süreli veya çağrı üzerine yada ev hizmetlerinde 30 günden az çalışanlar ise 2011 Kasım ayında aylık prim ve hizmet belgesinde eksik gün nedeni “06- Kısmi isdihdam” ve “17- Ev hizmetlerinde 30 günden eksik çalışma” seçeneği işaretleyen işverenlere e-sigorta menüsü üzerinden bir defaya mahsus seçim yaptırılarak tescil edilmesi sağlanacaktır. Bildirim yapmayan ya da eksik bildirim yapan işverenler için aylık prim ve aylık prim ve hizmet belgesinin verilme süresinden sonra (ayın 1’i ila 30’u arasında ücret alanlar için takip eden ayın 23 ü, ayın 15 i ila 14 ü arasında ücret alanlar için takip eden ayın 7 si) sigortalılar re’sen tescil edileceklerdir. Bu kapsamda çalıştırdığınız sigortalıların için genel sağlık sigortası primi asgari ücret üzerinden oluşturulmuş olup aile içindeki kişi başına düşen gelirin tespiti için sigortalıların ikametlerinin yer bulunduğu sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına müracaat etmeleri gerekmekte olup, sigortalıların gelir testi yaptırmak istememeleri halinde aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarının, asgari ücretin iki katından fazla olduğu kabul edilerek prim tahsilatı yapılacaktır. 30 günden az çalışan sigortalıların bu sürelerini (4/a) kapsamında isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödemeleri mümkün olup isteğe bağlı sigortaya müracaat ettiklerinde ayrıca genel sağlık sigortası primi ödemelerine gerek bulunmamaktadır. İşverenlerin sigortalılara genel sağlık sigortalılıkları hak ve yükümlülüklerine ilişkin bilgi vermeleri hususu önemle duyurulur. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU

Ev taşırken, eşyası kaybolanlara tazminat ödenecek

Ev taşırken, eşyası kaybolanlara tazminat ödenecek Yılbaşında yürürlüğe girecek yeni Ticaret Kanunu, tüketicileri korumaya dönük önemli maddeler de içeriyor. Örneğin, Kanunda yer alan 'özel çekme hakkına' göre ev ve ya iş yeri taşırken eşyaları kaybolanlara tazminat ödenecek. Türk Ticaret Kanunu, 7 Ocak 2012'de yürürlüğe girecek. Bazı maddeleri tartışma konusu olan kanun pek çok alanda yeni düzenleme getiriyor. Bunlardan bir tanesi de tayine tabi çalışanları yakından ilgilendiren bir düzenleme. Artık eşyaların taşınmasında ve gemi yolculuğunda ortaya çıkan kayıp veya hasar nedeniyle tüketicilerin zararları karşılanacak. Bunun için 'Özel Çekme Hakkı' sistemi getiriliyor. Bu sayede, yolcunun ölüm ve yaralanması ile kabin bagajının, araçlar ile içlerinde taşınan her çeşit bagajın uğradığı kayıp ve hasar tazmin edilecek. Özel Çekme Hakkı sistemi, yolcunun veya eşyanın taşıma amacıyla taşıyıcıya teslim edildiği tarihteki veya taraflarca kararlaştırılan diğer bir tarihteki, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca belirlenecek değere göre Türk Lirası'na çevrilmesiyle belirlenecek. Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan ilgili maddeye göre taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içinde, eşyanın ziyaından, hasarından veya teslimindeki gecikmeden doğan zararlardan sorumlu olacak. Eşyanın taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki değere göre ödenecek tazminat, gönderinin net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için Özel Çekme Hakkı olarak hesaplanacak. Gönderinin bir kısmı değerini yitirmişse, değerini yitiren kısmının net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlı olacak. Evden veya bürodan alınıp benzeri bir yere taşınan, eşyaların kayıp veya hasarı nedeniyle oluşan tazminat, yükleme hacminin metreküpü başına 1500 Özel Çekme Hakkı olacak. Tüketicileri Koruma ve Eğitim Vakfı Başkanı Bayram Kısıklı, bu rakamın lira olmadığını Merkez Bankası'nın belirleyeceği oranla tespit edileceğini kaydetti. Kısıklı, "Gemi yolculuklarında, yolcunun gemi kazası yüzünden ölmesi veya yaralanmasından doğan tazminat için taşıyanın sorumluluğu, zarar gören yolcu başına her bir gemi kazası için 250 bin özel çekme hakkı ile sınırlıdır. Yolcunun ölümü veya yaralanmasından dolayı bedensel bütünlüğün zedelenmesinden doğan taşıyanın sorumluluğu, hiçbir hâlde, her kaza (olay) için yolcu başına 400 bin Özel Çekme Hakkını geçmeyecektir." dedi

İşveren ücrete zam yapmak zorunda mıdır? Bu konudaki keyfi uygulamaların sonuçları nelerdir?

İşveren ücrete zam yapmak zorunda mıdır? Bu konudaki keyfi uygulamaların sonuçları nelerdir? Ücret iş ilişkisinin temel unsurlarından birisidir. İş Kanunu ücretin ödenmesine ilişkin son derece önemli düzenlemeler getirmektedir. Ücret; enflasyon veya yaşam koşulları çerçevesinde kimi zaman yetmemekte, çalışan, ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına zam talebi veya beklentisi içerisine girmektedir. Peki işveren çalışanın ücretine zam yapmak zorunda mıdır? Öncelikle kuralı ifadelim: Eğer sözleşme veya toplu iş sözleşmesi ile işveren zam yapma taahhüdünde bulunmadı ise, çalışanın ücretine zam yapmak zorunda değildir. Bu çerçevede eğer işyerinde işveren zam yapmama kararı aldı ise, bu durum çalışana iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkı kazandırmamaktadır. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2003/3506 Esas, 2003/16024 Karar, 03.10.2003 tarihli kararında bu husus şu şekilde belirtilmiştir: “Davalı tanıkları davacının zam talebinin işveren tarafından kabul edilmemesi sebebiyle davacının işyerini terkettiğini bildirmişlerdir. Davacı tanıklarından birisi fesih konusunda bilgi vermemiş, diğeri ise işyerinde davacı ile birlikte gelindiğini, isveren tarafından işe alınmadığını bildirmiştir. Fesih konusunda bilgi veren davacı tanığı işyerinde çalışan kişi olmadığı ve tanık olduğu olayın tarihi ile ilgili somut bilgi vermediği anlaşıldığından işyerinde çalışan ve görgüye dayalı bilgi veren davalı tanıklarının beyanlarına itibar edilmesi gerekir. Ücret zammı talebinin kabul edilmemesi sebebiyle işyerini terk 1475 Sayılı Yasanın 16.maddesine uygun akdin feshi sebebi sayılamaz.” Peki işveren emsal nitelikteki çalışanlardan birisinin ücretine zam yapıp, diğerine zam yapmayabilir mi? Ücrete zam yapılması işverenin yönetim hakkı kapsamında kalan bir husustur. Yönetim hakkı; işverenin keyfi ve tutarsız işlemler yapması anlamına gelmemelidir. Keyfi ve sübjektif fiillerin yargı denetime tabi olacağı unutulmamalıdır. İş Kanunu madde 5’te yer alan “eşit işlem ilkesinden” yola çıkarak, işverenin performanstan vd objektif koşullardan kaynaklanan nedenler gerektirmedikçe, emsal konumda çalışanlar arasında farklı bir uygulamaya gitmemesi gerektiği kanaatindeyiz. İşveren, ücretlere yapılacak zam konusunda hangi kriterleri uygulayacaksa, bunu öncelikli olarak çalışana tebliğ etmeli, eğer bu konuda performansa dayalı ilkeler varsa bu konuda çalışanını mutlaka bilgilendirmelidir. Performansa dayalı bir zam politikası söz konusu olduğunda ise, işçiden beklenen yeterlilik seviyesi ile dönem sonundaki işçinin yeterlilik düzeyi objektif bir şekilde ölçümlenmeli, işçinin kendisi dışında kalan sebepler (ekonomik kriz, sektörel daralma vs) gibi unsurlar da gözetilerek çalışanın zamma esas performansı doğru ve gerçekçi bir şekilde tespit edilmelidir. Şu halde zamda farklılık oluşturan sebeplerin objektif ve tutarlı temellere dayanması şart olup, keyfi bir şekilde işlem yapılması hukuka aykırılık teşkil edecektir. Yargıtay’ın bu konudaki yaklaşımını da dilerseniz iki örnek karar ile açıklamaya çalışalım. Bu kararlardan ilkinde, işyerinde çalışan tüm işçilere zam yapılıp sadece bir işçiye zam yapılmaması halinde çalışanın haklı nedenle derhal sözleşmeyi feshetme hakkının olduğu şu ifadelerle belirtilmektedir: “ Dosya içeriğinden davalı işverenin işyerinde davacı dışındaki tüm işçilere ücret zammı yaptığı halde davacının ücretine zam yapmadığı, bu hususu davalı ile davacının görüştüğü buna rağmen davalı işverenin davacı ücretine zam yapılmayacağını açıklaması üzerine mesai bitiminde davacının işyerinden ayrıldığı; anahtarı işyerine bıraktığı; bir daha işyerine gelmemek suretiyle iş akdinin davacı tarafından sona erdirildiği anlaşılmaktadır. İşveren diğer işçilerin ücretlerine zam yaptığı halde davacı ücretlerine zam yapmamak suretiyle eşit işlem yapma borcuna aykırı davrandığı davacının ısrarına rağmen bu eylemini sürdürdüğü; bu nedenle hizmet akdini davacının feshetmekte haklı olduğu sonucuna varıldığından”[1] Diğer kararda ise verimsizlik yönünde herhangi bir tespit bulunmamasına rağmen, bir işçiye diğerinden daha az zam yapılması durumu gündeme getirilmekte ve bu durumda maaşına daha az zam yapılan işçinin yaptığı feshin haklı nitelikte olduğu şu ifadelerle belirtilmektedir: “Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, işyerinde çalışan işçilere Nisan 2003 tarihinde 90.000.000. TL zam yapıldığı halde, davacı işçiye verim düşüklüğünden söz edilerek bu ücret artışının 20.000.000.TL uygulandığı anlaşılmaktadır. Davacı işçinin verimsiz çalıştığına dair işverence yapılmış bir tespit de bulunmamaktadır. İşverenin gerekçesiz olarak davacıya emsallerinden daha az ücret artışı yapması, işçiye iş sözleşmesini haklı olarak fesih imkanı vermektedir. Davacı işçinin işverenin bu beyanı üzerine işyerinden ayrıldığı işverence tutulan tutanaklar ile dinlenen tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Davacı işçinin iş sözleşmesini feshi haklı nedene dayandığından kıdem tazminatı isteğinin kabulü gerekir.”[2] Şu halde yukarıda yer alan Yargıtay kararlarından da açık bir şekilde görüldüğü üzere, eşit işlem ilkesine aykırı bir şekilde emsal çalışanlar arasında objektif ve verime ilişkin nedenler zorunlu kılmadıkça yapılan farklı zam uygulamalarını çalışan kabul etmek zorunda değildir. Çalışanın bu durumlarda kıdem tazminatını talep ederek haklı nedenle işten ayrılma hakkı bulunmaktadır. Böyle bir durumun öğrenilmesi halinde çalışanın öncelikle işverene; zam uygulamasının keyfi ve hukuka aykırı olduğunu, bu uygulamayı bir an önce değiştirmesi ve eksik olarak ödenen ücretin kendisine ödenmesi gerektiği aksi takdirde sözleşmeyi haklı nedenlerle feshedeceği yönünde bir ihtar göndermesi ve bu ihtarın neticesine göre hareket etmesinin yerinde olacağını düşünmekteyiz. Sonuç itibariyle; bir taahhüt verilmedikçe, işveren işyerindeki tüm çalışanlara zam yapmakla mükellef değildir. Böyle bir durumda çalışanın zam talebi işveren tarafından yerinde görülmediğinden işçi tarafından yapılacak fesih haklı nedenli sayılamayacak ve işçi kıdem tazminatına hak kazanamayacaktır. Buna karşılık işveren işçilere zam yapmak istediği takdirde, bunun koşul ve şartlarını açık bir şekilde belirtmeli; bölüm, departman ve bölge kapsamında farklı uygulamalara gidiyorsa buna ilişkin objektif kıstaslarını ortaya koymalıdır. Bu ifademizden işyerinde çalışan her işçiye aynı oranda zam yapılması gerektiği şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. İşveren, zam konusunda farklı uygulamalara gidebilir ancak bu farklı uygulamanın yukarıda belirttiğimiz gibi kendi içerisinde tutarlı, objektif, gerçek ve denetime elverişli sebeplerinin bulunması gerekmektedir. İşverenin bu konudaki fiilleri kesinlikle keyfi ve sübjektiflikten uzak bir nitelik arz etmelidir. Aksi takdirde çalışan tarafından yapılacak fesih haklı nedenle fesih sonucunu doğuracaktır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] 9. HUKUK DAİRESİ E. 2004/8671K. 2004/24558 T. 1.11.2004 [2] 9. HUKUK DAİRESİ E. 2005/9518K. 2005/12140 T. 05.04.2005 Kaynak: alomaliye.com Av.Alper YILMAZ alperytr@gmail.com

Sahte 50 ve 100 liraya dikkat!

Emniyet ile Merkez Bankası'nın yürüttüğü koordineli çalışmalarda çoğunluğu 50 ve 100 lira olan yüklü miktarda sahte para ele geçirildi. Yetkililer, sahte paraların daha çok pazarlar ve alışveriş merkezlerinde görüldüğünü ifade ediyor. Emniyet Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (KOM), son zamanlarda 50 ve 100 liralık kâğıt paraların sahtelerini ele geçirmeye başladı. Merkez Bankası ile de koordineli yürütülen çalışmalar kapsamında yüklü miktarda sahte para ele geçirildi. Edinilen bilgilere göre, kalpazanların en fazla rağbet gösterdiği banknot, 50 ve 100 lira. 200 lira ise hem vatandaşın hem de esnafın alırken güvenlik özelliklerine dikkat etmesi nedeniyle fazlaca tercih edilmiyor. Merkez Bankası yetkilileri Türk Lirası banknotların güvenlik özelliklerinin fazlaca olduğuna dikkat çekerek buna dikkat edilmesi uyarısında bulunuyor. Bankaya yakın kaynaklar, düşük kupürlü paraların daha çok pazarların yanı sıra taşrada daha sık piyasaya sürüldüğüne dikkat çekerken, büyük kupürlü banknotların ise son dönemde alışveriş merkezlerinde görülmeye başlandığını ifade ediyor. Enflasyondaki artışın da etkisiyle kalpazanların en gözde sahte banknotlardan biri haline gelen 20 liralıkların üretimi ise devam etmesine rağmen bir miktar yavaşladı. KOM'un 2011 yılı verileri henüz netleşmese de önceki yılki rakamlarına göre Türkiye'de en fazla sahtesi üretilen para birimi Türk Lirası, ikinci sırada ABD Doları ve Euro yer alıyor. En fazla sahtesi üretilen banknot değerler ise 50 TL olarak öne çıkıyor. Sahte banknotların basımında ise Ankara ve Diyarbakır dikkat çekiyor. Üç yıl önce tanışılan Türk Lirası banknotlarda değişim ise tamamlandı. Piyasada bulunan kâğıt paranın yüzde 99'u TL'den oluşuyor. TAKVİM GAZETESİ

100 bin yeni memur alınacak

Memur adayları dikkat! Kamuya en büyük personel alımı bu yıl gerçekleştirilecek. 100 binin üzerinde kişiye, iş kapısı açılacak… Memur olmak isteyenlere müjdeli haber geldi. Kamuya en büyük personel alımlarından biri bu yıl yapılacak. Bütçe hazırlık aşamasında bu yıl kamuya alınacak personel sayısı 90 bin olarak tahmin ediliyordu; ancak sayı 100 bini geçecek. 2012 Yılı Bütçe Kanunu'nda yer alan düzenleme ile bu yıl içinde emekli olanların yüzde 50'si oranında kamuya personel alınması öngörülmüştü. Bütçe hazırlıkları sırasında, 180 bin kişinin emekli olacağı tahmini ile 2012'de 90 bin memur alınacağı hesaplanmıştı. YÜZDE 50 OLDU Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfü Elvan da, kamu kurumlarına bu yıl 100 binin üzerinde personel alınacağını duyurdu. Elvan, IMF ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde önceki yıllarda kamuya sadece emekli olanların yüzde 10'u düzeyinde personel alındığını hatırlatarak, "Bugün, emekli olan veya kurumundan ayrılan personel sayısının yüzde 50'si kadar dışarıdan atama yapılabiliyor. Şu an itibariyle bu yıl 100 binin üzerinde atama yapılacağını söyleyebiliriz" dedi. 9 BİN AKADEMİSYEN Bu yıl kamuya alınacak memurların hangi branşlarda olacağı ise kamu kurumlarının yapacağı çalışmalarla netleşecek. Kamu kurumları, personel ihtiyaçlarını Maliye Bakanlığı'na ve Devlet Personel Başkanlığı'na bildirecek. Maliye Bakanlığı da kamu kurumlarına kadro tahsis edecek. Öte yandan, üniversitelere de bu yıl içinde 7 bini araştırma görevlisi olmak üzere toplam 9 bin akademik personel alınacak. TAKVİM GAZETESİ

Girişimciler 2012 yılında yeni stratejiler geliştirmeli

2012'nin dünyada ekonomik ve siyasal açıdan oldukça zorlu geçmesi beklenmektedir. Euro Bölgesi'nin birikmiş sorunları, ABD ile Çin ekonomisine ilişkin belirsizlikler ekonomik sıkıntıların, İran'ın, ABD-İsrail ile yeniden karşı karşıya gelmesi, Suriye'deki gelişmeler de siyasi belirsizliklerin başlıca nedenlerini oluşturmaktadır. Türkiye'de ise hem ekonomik hem siyasi açıdan ilginç bir tablo ortaya çıkmaktadır. AB ülkelerindeki sorunlar nedeniyle güvenli liman olarak ABD'ye çekilen küresel spekülatif sermaye (sıcak para), yüksek cari açık nedeniyle Türkiye'yi riskli görmekte, bu durum da Türkiye'nin dış kaynak girişine dayalı büyümesini ötelemiş görünmektedir. Uzun yıllardır sıcak para ve iç talep ile büyüme yoluna girmiş olan Türkiye artık birbirini besleyen bu iki kanallı sürecin de sonuna gelmiş görünmektedir. Toplamda 680 milyar liraya ulaşan kredi hacmi, 218 milyar lirayı aşan tüketici kredileri, dar ve orta gelirli kesimlerinin taleplerini sınırlayacaktır. Enflasyon kadar ücret artışı yapılmasına rağmen büyümeden pay alamayan ücretlilerin taleplerini daraltmaları ise, iç talep kaynaklı büyüme imkanını sınırlandıracaktır. FARKLI YÖNTEMLER Körfez ülkelerinden İran ile bir diğer komşumuz Suriye'nin batılı ülkelerle yaşadığı sorunlar bölgemizde siyasi tansiyonu yükseltmiştir. Bu siyasi iklim, Türkiye'yi ekonomik sıkıntıların yanı sıra jeopolitik sorunlarla da karşı karşıya bırakmaktadır. Böylesi bir eko-politik iklimde tüm ekonomik birimler çok dikkatli olmak durumundadır. Önümüzdeki süreçte tüm ekonomik kesimlerin yeni yöntemler geliştirmesi, yeni pazar arayışlarına girmesi gerekmektedir. Nasıl ki yokuş çıkarken de inerken de aynı vitesi kullanmak doğru değilse, genişleyen bir ekonomi ile yavaşlayan bir ekonomide aynı stratejilerin sürdürülmesi de mümkün olmayacaktır. Ekonomik birimler karşılaştıkları sorunların çözümünde farklı yöntemler üretmek durumundadırlar. Dolayısıyla gerek esnaf ve sanatkar teşkilatlarının ve gerekse ticari faaliyetlerini sürdüren üyelerimizin, çağın gereklerine uygun olarak yapılanabilmeleri için yeni stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. MALİYET DÜŞÜRÜLMELİ 2012 yılında Türkiye'de yüksek faiz, yüksek kur, yüksek enflasyon sarmalı bir süre daha devam edecektir. Bu ortamda girişimciler maliyetleri aşağıya çekmek konusunda azami gayret göstermelidirler. Artan petrol fiyatları, yüksek faiz ve kurlar üreticilere ve yatırımcılara maliyet artışları getirmektedir. Girişimciler ise, iç ve dış piyasalarda canlı olmayan talep nedeniyle maliyet artışlarını fiyatlarına birebir yansıtamayacaktır. Bu durumda girişimciler ya karlarını azaltarak ya da maliyetlerini ve fiyatlarını aşağıya çekerek eski satış düzeylerini koruyabileceklerdir. KOBİ'ler ve sanayiciler maliyetlerini düşürmek için girdi tedariklerini mümkün olduğunca kredi kullanmadan ve yerli üreticiden temin etmelidirler. Böyle bir stratejinin sağlıklı işlemesi de, küçük sanayi siteleri, organize sanayi bölgeleri ve esnaf sanatkarlar arasında kurulacak çapraz bir işbirliği ile mümkün olabilecektir. Böylesi bir işbirliği bir taraftan ithalatın ve cari açığın azalmasına diğer taraftan da yerli üretimin artmasına ve işsizlik sorununun gerilemesine imkan verecektir. Bu çerçevede yapılacak çalışmalar için önce hem aynı hem de farklı alanlardaki esnaf sanatkarlar arasındaki potansiyel işbirliği imkanları tespit edilmeli, ikinci aşamada ise üyelerimiz ile organize sanayi bölgeleri arasında yapılacak ortak çalışmaların zemini hazırlanmalıdır. İESOB'NİN ÇALIŞMALARI Dolayısıyla organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi siteleri arasında işbirliği imkanlarının bilimsel perspektifte değerlendirilmesi ve bir yerden işe başlanması gerekmektedir. İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği bu düşünceler içersinde ilk adımları atmıştır. Birliğimiz, İzmir'de bulunan küçük sanayi siteleri üzerinde araştırma çalışması gerçekleştirmektedir. İzmir Kalkınma Ajansı Doğrudan Faaliyet Desteği kapsamında gerçekleştirilen "Oto Sanayi, Mobilya, Metal İşleri, Döküm Küçük Sanayi Siteleri Araştırma Çalışması" projesi kapsamında, kentteki 10 küçük sanayi sitesinde, yaklaşık 4 bin işyeri sahibi ile 79 sorudan oluşan bir anket yapılmıştır. Şu an raporlama aşamasında olan çalışma ile sanayi sitelerinin sağlıklı bir envanterinin çıkarılması hedeflenmektedir. Site yöneticilerinin ve esnaf sanatkarların da büyük ilgi gösterdiği projede küçük sanayi sitelerinde kümelenmiş oto sanayi, mobilya, metal işleri, dökümcülük mesleklerine ilişkin araştırma çalışması yapılmaktadır. Çalışma neticesinde, üyelerimizin çalışma koşulları-iş güvenliği, işletmelerin pazarlama, üretim, yatırım alanlarında karşılaştıkları sıkıntılar, sitelerin altyapı ve diğer sorunları gibi farklı konularda detaylı bir veri tabanı oluşturulacaktır. İESOB gerçekleştirdiği bilimsel çalışma ile küçük sanayi sitelerinin diğer ekonomik kesimlerle işbirliklerinin sağlanması yönünde ilk adımı atmıştır. Bu tür çalışmaların yaygınlaşması, reel sektörün diğer kesimleri tarafından da sahiplenmesi, yeni dönemde tüm ekonomik birimlerin yeni ve ortak stratejiler geliştirebilmelerine önemli katkılar sağlayacaktır. ZEKERİYA MUTLU / YENİ ASIR

GSS’de tezatlar diz boyunu da aştı

GSS’de tezatlar diz boyunu da aştı Hükümet 3.5 yıldan beri defalarca ertelediği "Zorunlu Genel Sağlık Sigortası"nı 1 Ocak 2012 günü devreye soktu. Ortada bilgi karmaşası olduğu gibi tezatlar da can yakmaya başlayacak 1 Ocak 2012 günü 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 1 Ekim 2008 gününden beri ertelenen seve seve GSS devreye girdi. Artık hiç kimse "Ben GSS'li olmak istemiyorum" deme hakkına sahip değil. Bu arada SGK bu yazının hazırlandığı anlarda daha genelgesini çıkarabilmiş değildi ve SGK önlerinde karmaşa had safhalardaydı. GSS'DE TEZATLAR 1- 18 yaşından sonra çocuğuna baktıramazsın ama primini ödemek zorundasın "18 yaşından sonra kendi üzerinden çocuğuna sağlık yardımı veremezsin, artık o özgür bir birey oldu" deniyor ama çocuğun için gelir testi yaparken "Ana-baba-dede-ninenin harcamalarına göre gelirlerine bakarım" diyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu; madem 18 yaşından büyük çocuğuma baktıramıyorum, git sadece çocuğun gelirine bak o zaman. 2- Borçluysan sağlık yardımı vermem ama borcunu da icrayla alırım Zorunlu GSS'ye bir kuruş bile borcun olsa sağlık yardımı vermem ama prim borçlarını her ay sana borç olarak yazar, üstüne bir de gecikme zammı ilave eder, icraya verir alırım diyor. Madem borcu zorla alacaksın, o zaman borcu olsa da sağlık yardımını ver. 3- Gelirin yok ama harcaman var Hiç gelirim yok deme şansın yok. "Kira veriyorsun, kredi kartıyla market alışverişi yapmışsın, demek gelirin var" denecek. "Anamdan borç aldım öyle yaşıyorum" desen, "Anandan aldığın borç da gelirindir" denecek, "Ödediğin kira veya ödeyemediğin kira da gelirindir" denecek ve senden zorla GSS primi istenecek. Bu arada babanın emekli aylığı var, annenin evde bakım parası var, sana devlet öğrenci bursu veriyor, bunlar da senin gelirindir denecek. 4- Eş evde oturursa prim yok ama çalışırsa GSS primi ödeyeceksin Çalışan veya emekli eşler, kadın-erkek fark etmez birbirlerine hiç GSS primi ödemeden baktırma hakkına sahipler. Bu arada siz ayda 30 gün çalışıyorsunuz ve bu durumda eşiniz evde oturuyorsa eşinize sağlık yardımını GSS primi ödemeden aldırabilirsiniz. Ancak eşiniz "Ben de ayda 10-15 gün çalışayım, eve katkıda bulunayım" derse, işte 0 zaman eşiniz 30 günden eksik çalıştığından 30 günden eksik olan çalışmaları için SGK'ya her ay GSS primi ödemek zorunda. Kısaca eş çalışmazsa bedava, çalışırsa para ödeyerek GSS'li olacak. Ayrıca, eşlerden her ikisi de ayda 30 günden az çalışıyorsa ikisi de GSS primi ödeyecek. 5- Yeşil kart vizesi almak zor Haberlerde görmüşsünüzdür, yeşil kartlılar yılda bir defa vize yani gelir testi yaptırmak zorunda. Ancak, 1 Ocak 2012 günü gelir testi değişti. Eskiden olduğu gibi gelire göre gelir testi yok, harcamaya göre gelir testi var. Bu sebeple 1 Ocak 2012 gününden sonra kaymakamlıklara gidenlere "Bugün git 15 gün sonra gel" diyorlar. "Peki bu süre boyunca sağlık yardımı ne olacak" sorusuna ise cevap veren yok. 6- Zorla GSS, özel sağlık sigortacılığını da öldürüyor Artık, "Ben SGK'nın sağlık yardımını istemiyorum, kendi cebimden ödeyerek sağlık yardımı alacağım" veya "Özel bir sigorta şirketine sağlık sigortası yaptırıp poliçe satın alacağım" deseniz de bir anlamı yok. SGK diyor ki; ister cebinden sağlık yardımı al, ister özel sağlık sigortası satın al fark etmez, bana da her ay GSS primi ödeyeceksin. 7- Emekliye de GSS primi ödetecekIer Başlığa bakıp yanlış anlamayın; emekliler kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları için prim ödemeden sağlık yardımı alırlar. Ancak 18 yaşından büyük çocukları varsa bunlara sağlık yardımı verdiremezler ve zorla GSS primi ödeyecekler. Yani, emeklinin aldığı aylık gelir sayılacak ve baktıramadığı 18 yaşından büyük çocuk için emekliden zorla GSS primi alınacak. Öte yandan, devletin verdiği özürlü aylığı, 65 yaş aylığı, sosyal yardımlar, evde bakım paraları, öğrencilere verilen burslar gelir sayılacak. *** Genel Sağlık Sigortası zirvesi Antalya'da 27 Ocak 2012 Cuma günü Antalyalılarla buluşuyorum. Herkesi uzaktan yakından ilgilendiren "Genel Sağlık Sigortası uygulamaları ve sosyal güvenlik mevzuatındaki son değişiklikler'' konularında bilgilerimi paylaşacağım seminere katılımınızı beklerim. Bilgi için, Tel.: 0242 244 13 55-247 17 32, antalya@alitezel.com Kaynak:Habertürk.com

25 yaşını dolduran üniversite öğrencileri dikkat?

25 yaşını dolduran üniversite öğrencileri dikkat
Hiçbir üniversite artık öğrencilerinin tedavi giderlerini karşılamayacak. 25 yaşını doldurmuş üniversite öğrencileri için son 20 gün. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvurmayanların, aylık bin 700 lira kazandıkları varsayılarak, her ay 213 lira prim borcu yazılacak.

Yeni Ticaret Kanunu’na göre denetim nasıl olacak

Ocak 1957 tarihinde yürürlüğe giren ve yaklaşık yarım asır başarı ile uygulanan 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu günün ihtiyaçları doğrultusunda yenilendi. 1 5 yıl süren titiz bir çalışmanın ürünü olan 6102 Sayılı Yeni Ticaret Kanunu büyük bir uzlaşı içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 13 Ocak 2011 tarihli oturumunda kabul edilerek 14 Şubat 2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı. 6102 Sayılı yeni Ticaret Kanunu birçok anlamda sermaye şirketlerine yeni hak ve yükümlülükler getirmekte. Şüphesiz yeni kanun ile sermaye şirketleri için değişen şeylerden biri de denetim olgusu. Yeni Ticaret Kanunu'na göre yapılacak denetim şu anda uygulanmakta olan yeminli mali müşavirlik tam tasdik vergi denetimi ile Sermaye Piyasası Kanunu'na göre yapılan bağımsız dış denetimden farklı. Yeni Ticaret Kanunu'na göre yapılacak bağımsız denetimi, şirketin tam tasdik vergi denetimini yapan yeminli mali müşavir ile bağımsız denetimini yapan şirket yapamayacak. Bağımsız denetim yapan kişi veya kuruluşun tam bağımsızlığı ve başka bir hizmetten dolayı şirketle ilişkisi olmaması gerekir. Eski Ticaret Kanunu'nda şirketlerin denetimi uzman bilgisine sahip olması zorunlu bulunmayan murakıplar eli ile yapılmakta idi. Yeni Ticaret Kanunu sermaye şirketlerini, bağımsız denetleme kurumu veya yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavirlerin denetimine bıraktı. Yeni Ticaret Kanunu'na göre Bağımsız Denetim 2013 yılından itibaren yürürlüğe girecek. Kimler denetçi olamayacak Yeni Ticaret Kanunu denetimde uzmanlık, bağımsızlık ve şeffaflığa büyük önem vermekte. Bu nedenle denetçinin ve denetimin vasıf ve niteliklerini büyük bir titizlikle ayrıntılı olarak düzenlemiş. Yeni Ticaret Kanunu'na göre büyük ölçekli şirketlerin denetimi ile KOBİ'lerin denetimi noktasında ikili bir ayrıma gidildi. Buna göre büyük ölçekli sermaye şirketleri için denetçi, ortakları ancak yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanını taşıyan bağımsız bir denetleme kuruluşu olabilecek. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu esasları belirleyecek Bağımsız denetleme kuruluşlarının kuruluş ve çalışma esasları ile denetleme elemanlarının nitelikleri yönetmelikle düzenlenecek. Bu konuda yeni kurulan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu yetkili olacak. Maliye Bakanlığı'na ilgili kuruluş olarak bağlanan kurul tarafından bu konuda çıkarılacak ikincil düzenlemeler ile bağımsız denetçilik yeniden tanımlanacak. Orta ve küçük ölçekli anonim ve limited şirketler, bir veya birden fazla yeminli mali müşaviri veya serbest muhasebeci mali müşaviri denetçi olarak seçebilecek. Yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavir, bağımsız denetleme kuruluşu ortaklarından biri denetim yapılacak şirketler ilişkisi ve bağlantısı bulunanların denetim yapmasını yasaklıyor. Bağımsız denetim yapan diğer denetimleri yapamıyor Ayrıca bir kişi ya da kurumun hem denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının düzenlenmesinde (denetleme dışında) faaliyette veya katkıda bulunması hem de söz konusu şirketin denetçisi olmasına izin verilmemekte. Tabiri caizse yeni TTK bir koltukta birden fazla karpuz taşınmasına müsaade etmemekte. Bu durumda halka açık şirketlerde bir denetim grubu hem Sermaye Piyasası Kanunu açısından bağımsız dış denetimi, hem de TTK'ya göre denetimi yapamayacak. Yapması durumunda yapılan denetim geçersiz sayılacak.Bunu bir yavru şirketi aracılığıyla da yapamayacak. Yeni TTK'ya göre bir bağımsız denetleme kuruluşunun, bir şirketin denetlenmesi için görevlendirdiği denetçi yedi yıl arka arkaya o şirket için denetleme raporu vermişse, o denetçi en az iki yıl için değiştirilecek. İSMAİL KÖKBULUT / BUGÜN

Kaybolan faturalara ilişkin yapılacak işlemler ve karşılaşılması muhtemel riskler

I- GİRİŞ Mükellefler, işletmelerinin mali durumunu, üçüncü kişilerle ticari ilişkilerini ve vergi ile ilgili hesaplarını tespit etmek amacıyla VUK’a göre belirtilen belgeleri düzenlemek ve defterleri tutmak zorundadırlar. Söz konusu tutulan defterlerin ve düzenlenen belgelerin VUK’un 253. maddesi gereğince ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmek zorundadırlar. Mükellefler defterlerin saklanması konusunda özen gösterirken defterlere kaydedilen alış ve hasılat belgelerinin saklanması konusunda gereken özeni göstermemektedirler. Yazımızda mükelleflerin defter ve belgelerinin ibrazının önemi ve mükelleflerin hasılat faturalarını ibraz etmemesi halinde karşılaşacağı muhtemel riskleri açıklamaya çalışacağız. II- DEFTER VE BELGE İBRAZ ETME ZORUNLULUĞU VE YAPTIRIMI A- DEFTER VE BELGELERİN KAYBOLMASI HALİNDE MÜKELLEFÇE YAPILACAK İŞLEMLER Defter ve belgelerin kaybolması halinde söz konusu durumun anlaşıldığı tarihte işletme içinde düzenlenecek bir tutanakla tespit edilmesidir. Düzenlenen tutanakta işletmeyle ilgili muhasebeden sorumlu kişi ve işletme sahibi veya genel müdürün imzaları bulunmalıdır. Tespit tutanağında; kaybolan belgelere ilişkin ayrıntılı bilgiler vererek gazete ilanının verileceği mahkeme tespiti ve vergi dairesine bildirim konularına yer verilir. Bu işlemden sonra bir gazeteye ilan verilerek söz konusu ilanda kayıp belgelerin Seri ve Sıra No.su ile adedine yer verilir. Olayın tutanağa bağlandığı tarihten itibaren 15 günü geçirmeden mahkemeye başvurularak tespit davası açılmalıdır. Mahkemeye başvururken gazete ilanı ve işletme içinde düzenlenen tutanakta mahkemeye ibraz edilmelidir. Mahkemeden talep edilmesi gereken ise kayıp faturaların geçersizliği ve zayi belgesi verilmesi talep edilmelidir. Mahkeme kararı alındıktan sonra (lehe veya aleyhe) bir dilekçe ekinde tutanak ve gazete ilanı ile birlikte vergi dairesine bildirimde bulunulur. B- GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN VUK’un 30. maddesinin 3. bendi gereğince tutulması mecburi olan defterlerin vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmemesi re’sen takdir nedenidir. Yani defter ve belgelerin kaybı halinde, vergi incelemesine yetkili olanlara ibraz edilemeyeceğinden re’sen vergi tarh edilir. Ancak mükellef beyannamesini vermeden defter ve belgelerini kaybetmişse matrah takdir komisyonunca saptanır. Mükellef takdir edilen bu miktarı kabul ederse beyannamesini bu miktar üzerinden verir. Bu miktarın belli bir kısmını kabul ederse kabul ettiği kısım üzerinden beyanname verir ve yargı yoluna gider. Bu durumda yargı kararına göre işlem yapılır. Mükellefe her hangi bir ceza kesilmez. Mükellef kendisine bildirilen matrahı beyan etmez veya yargı yoluna gitmezse vergi matrahı re’sen takdir edilir. Diğer taraftan VUK’un 373. maddesine göre “Bu Kanun’da yazılı mücbir sebeplerden her hangi birinin vukua geldiği malum ise veya tevsik ve ispat olunursa vergi cezası kesilmez.” denilmektedir. Burada mükellef defter ve belgelerini mücbir sebeple kaybettiğini TTK’ya göre aldığı zayii belgesi ile ispatlayabilir. Bu durumda ceza uygulaması yapılmamaktadır. Öte yandan mükellefin defter ve belgelerini mücbir sebep sayılan haller dışında kaybetmesi halinde defter ve belgelerini vergi incelemesine yetkili olanlara ibraz edemeyeceği için vergi matrahı re’sen takdir edilir. VUK’un 352. maddesine göre kesilen usulsüzlük cezası iki kat uygulanır. Ayrıca VUK’un 359. maddesi uyarınca hapis cezası uygulanması için Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulur. C- KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU’NA GÖRE KDV İNDİRİMİ Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 34/1. maddesine göre, “vergi, alış faturası ve benzeri belgelerde gösterilmesi ve bu belgelerin kanuni defterlere kaydedilmesi şartıyla indirilebilinir.” Vergi inceleme elemanları bu hüküm gereği defter ve belgelerini ibraz etmeyen mükelleflere gelir ve kurumlar vergisi yönünden çok, KDV indirimlerini ret eden raporlar düzenlemektedirler. Ancak Maliye Bakanlığı’nda mücbir sebep nedeniyle defter ve belgelerini kaybeden mükelleflerin, zayi belgesi olması şartıyla KDV indirimlerinin red edilmemesi yönünde görüş oluşmuştur. Maliye Bakanlığı defter ve belgelerini deprem ve sel felaketi nedeniyle kaybeden mükelleflerin hiçbir şart aramadan KDV indirimlerini kabul etmektedir. Deprem ve sel felaketi dışındaki (hırsızlık, yangın ve münferit su basması gibi) münferit nedenlerle defter ve belgelerini kaybeden mükellefler, mal ve hizmet alışlarını belgeleyen vesikalarını inceleme elamanına ibraz etmeleri halinde KDV indirimleri kabul edilmektedir. Defter ve belgelerini süresi içinde mücbir sebeple kaybettiğini ispatlayan zayi belgesi almayan mükelleflerin KDV indirimleri reddedilmektedir. III- BAZI HASILAT FATURALARININ KAYBOLMASI VE KARŞILAŞILAN YAPTIRIMLAR Vergi İncelemeleri genelde geçmiş yılları kapsamaktadır. Bu nedenle özellikle vergilendirme döneminin üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra yapılan vergi incelemelerinde mükellefler defter ve belgelerin ibrazında sorunlar yaşayabilmektedir. Özellikle hasılat faturalarının ibrazında mükelleflerce sorunlar yaşanmaktadır. İnceleme yılının geçmiş dönemlerle ilgili olması nedeniyle mükellefler inceleme elemanlarına bir kısım hasılat faturalarını ibraz edememektedirler. Mükelleflerce ibraz edemedikleri hasılat faturalarının kullanılmadığını da ispatlaması gerekmektedir. İptal ettirilmeyen ve kullanılmadığı kanıtlanamayan belgelerin inceleme elemanlarınca kullanıldığının kabul edileceği kuşkusuzdur. Bu belgelere göre hasılat tespitinin ise kullanıldığı herhangi bir şekilde tespit edilen belgelerde yer alan tutarların ortalaması alınarak bulunacak hasılat miktarlarına göre; tespit edilmiş bir tutar yoksa, aynı ciltte yeralan ve mükellefin beyan ettiği miktarlar, yani kullanılan faturalardan hareketle kullanılmadığı kanıtlanamayan faturalar için hasılat tespiti söz konusu olacaktır. Yine incelemeler esnasında karşılaşılan mükelleflerin fatura ciltlerinden bir kısmının çalınmasıdır. Özellikle son yıllarda sahte belge düzenleyen mükelleflerin kullandığı bir yöntem olarak incelemelerde karşılaşılmaktadır. Söz konusu bu tür durumlarda Kaybolan faturaların, bilahare herhangi birisinin bir başka işyerinde çıkması halinde genellikle faturası kaybolan yükümlü sorumlu olmakta ve tarhiyat faturası kaybolan yükümlüye yönelik yapılmaktadır. Ancak belgesi kaybolan mükellefler söz konusu belgelerin kullanılması halinde kendi firması tarafından düzenlenmediğinin ispat edilmesi halinde ilgili mükellefe ilişkin olarak herhangi bir vergisel işlem yapılmaz. Ancak bu durumu ispatlayamazsa vergi tarhiyatıyla karşı karşıya kalabilir. Hasılat faturalarının kaybolmasına ilişkin olarak verilen mahkeme kararlarının özeti aşağıdaki gibidir. Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce verilen Karar’da, “Yükümlü tarafından inceleme elemanınca verilen ifadede, fatura cildinin kullanılmak üzere şoföre verildiği, kaybolması nedeniyle ibraz edilemediği belirtilmiş ise de, bu husus somut belgelerle kanıtlanamamıştır. Ayrıca, fatura cildinin kaybolduğuna dair Vergi Dairesi’ne bilgi verildiği gibi, kaybolma olayının tespiti yoluna da gidilmediği ve incelenmek üzere ibrazının istenmesi üzerine bu hususun ileri sürüldüğü görülmüştür. Bu nedenle yükümlünün, faturaların kaybolduğu yolundaki soyut iddiasının kabulüne imkan bulunmadığından, hasılat yazılmadığı ve kasten vergi ziyaına sebebiyet verildiği açık olan fatura tutarlarına göre saptanan matrah farkı üzerinden salınan vergi miktarına göre kaçakçılık cezası kesilmesinde kanuna aykırılık görülmediğinde, kesilen kaçakçılık cezasını kusur cezasına çeviren Vergi Mahkemesi kararında yasal isabet bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle Vergi Dairesi temyiz isteminin kabulüyle Vergi Mahkemesi kararının bozulmasına oyçokluğuyla karar verildi.”(1) Yine verilen bir mahkeme Kararı’nda “Cilt halindeki faturaların belli bir sıra takip etmesi ve bu sıraya göre düzenlenmesi gerektiğinden, kullanıldığı tespit edilen faturalardan önceki faturaların da kullanıldığının kabulü gerekir. İzinsiz bastırılan bir adet faturanın kullanıldığı tespit edildiğinde ve bu husus davacı tarafından da kabul edildiğine göre, izinsiz bastırılmış olsa dahi tek faturanın bastırılması ekonomik ve ticari icaplara uygun olmadığından, kullanıldığı saptanan faturanın izinsiz olarak bastırılan bir cildin içerisindeki fatura olduğu ve numara sırasına göre, söz konusu faturadan önceki faturaların tamamının kullanıldığının kabulü, Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinin (B) bendi hükmü gereğidir. Olayda ise söz konusu faturaların basılmadığına ve kullanılmadığına ilişkin herhangi bir kanıt mevcut olmayıp, durumun özelliğine göre, matrahın belirlenmesinde kullanılan fatura tutarının esas alınmasında da hukuka aykırılık bulunmadığından, aksi yönde verilen ısrar kararında yasal isabet görülmemiştir.”(2) şeklinde karar verilmiştir. IV- SONUÇ Yukarıda izah etmeye çalıştığımız üzere son dönemlerde mükelleflerin fatura kaybetme ve fatura çalınma olayları daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazı olaylarda da söz konusu faturalar çalınmak suretiyle gerçeğe aykırı olarak düzenlenmektedirler. Bu nedenle mükellefler çalınan faturalara ilişkin olarak çalındığı tarih itibariyle yukarıda belirtilen yerlere gerekli bildirimde bulunmaları gerekmektedir. Ayrıca belgesi kaybolan mükellefler söz konusu belgelerin kullanılması halinde kendi firması tarafından düzenlenmediğinin ispat edilmesi halinde ilgili mükellefe ilişkin olarak herhangi bir vergisel işlem yapılmaz. Ancak bu durumu ispatlayamazsa vergi tarhiyatıyla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle mükellefler gerek hasılat faturaların saklanması gerekse gider belgelerinin saklanmasında gerekli özeni göstermeleri gerekmektedir.

İstirahat raporlarında sağlık kurulu onayı gerektiren süre nedir?

İstirahat raporlarında sağlık kurulu onayı gerektiren süre nedir? Sigortalılara tek bir doktor tarafından kesintisiz en çok 10 günlük rapor verilebilmektedir. Raporda belirtilmiş olması şartı ile, kontrol muayenesi sonrası bu süre 20 güne kadar uzayabilmekte, 20 günü aşan raporların sağlık kurulu tarafından verilmesi gerekmektedir. Sigortalılara bir yıl içinde tek bir doktor tarafından verilebilecek rapor süresi 40 gün olabilmekte, bu süreyi aşan durumlarda sağlık kurulu onayı gerekmektedir. SGK tarafından yayınlanan 5510 Sayılı Kanunun Kısa Vadeli Sigorta Kollarına İlişkin Uygulamaları konulu genelgede yer verilen açıklama aşağıdaki gibidir. Ayaktan tedavilerde hizmet akdiyle bir veya daha fazla işveren tarafından çalıştırılan sigortalıya tek hekim raporu ile bir defada en çok 10 gün istirahat verilebilir. İstirahat sonrasında kontrol muayenesi raporda belirtilmiş ise toplam süre yirmi günü geçmemek kaydı ile istirahat uzatılabilir. Yirmi günü aşan istirahat raporları sağlık kurulunca verilir. Sağlık kurulunun ilk vereceği istirahat süresi sigortalının tedavi altına alındığı tarihten başlamak üzere altı ayı geçemez. Tedaviye devam edilmesi hâlinde malullük hâlinin önlenebileceği veya önemli oranda azaltılabileceği sağlık kurulu raporu ile tespit edilirse bu süre uzatılır.

Temmuzdan itibaren işadamlarının rüyaları değişecek

Temmuzdan itibaren işadamlarının rüyaları değişecek BUGÜNE kadar görmedikleri rüyaları görecekler. Niye mi? Niye olacak, 1 Temmuz’dan itibaren Yeni Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girince, şimdiye kadar görmedikleri para cezaları ve hapis cezaları ile karşılaşmaları söz konusu olacak. BORÇ PARA VE İNTERNET SİTESİ Şirketten “borç” alacakları paralar veya şirket defterlerine kaydedilen ancak ortağın “özel harcaması” olarak değerlendirilen bazı giderler, “borç alınan para” olarak nitelendirilebilecek. Ardından da 300 günden başlayan ve onbinlerce lirayı bulabilen “adli para” cezaları kesilebilecek. 30 gün içinde ödenmezse, 300 günden başlayan hapis cezaları uygulanabilecek (Md.358 ve 562/5-c).

SGK Başkanı Fatih Acar Cihan TV Network’de

SGK Başkanı Fatih Acar Cihan TV Network’de SGK BAŞKANI FATİH ACAR; -İNTİBAK İLE 2 MİLYON 700 BİN EMEKLİ ARASINDAKİ ADALETSİZLİĞİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ. -VATANDAŞLARIMIZIN EMEKLİ OLMA SÜRESİNİ 1 HAFTANIN ALTINA İNDİRECEĞİZ. -KURUMUMUZ İŞ GÖREMEZLİK KAYITLARINI, VATANDAŞLARIMIZ KURUM BİRİMLERİNE GELMEDEN SİSTEM ÜZERİNDEN OTOMATİK OLARAK GÖREBİLECEK. -YEŞİL KART SAHİBİ OLAN VATANDAŞLARIMIZ HİÇBİR ENDİŞEYE KAPILMASINLAR. -VİZE SÜRESİ DOLAN VATANDAŞLARIMIZIN 1 AYLIK SÜRE İÇERİSİNDE GELİR TESTİ YAPTIRMALARI GEREKİYOR. -18 YAŞIN ÜZERİNDEKİ GENÇLER, ÜNİVERSİTEDE OKUYOR İSE DAHA ÖNCE OLDUĞU GİBİ ANNE VE BABASI ÜZERİNDEN SAĞLIK HİZMETLERİNDEN YARARLANMAYA DEVAM EDECEK. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Fatih Acar, 12 Ocak 2012 tarihinde 67 ilde 94 kanaldan canlı yayınlanan Cihan TV Network’de Anadolu’da Sabah programında Hasan Bozkurt’un konuğu oldu. Başkan Acar, emekli intibak çalışmaları, aylık bağlama süreleri, teknik altyapı güçlendirme çalışmaları, yeşil kartlıların Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmasının ardından yaşanan sürece ilişkin açıklamalarda bulundu. Acar: İntibak Düzenlemesi ile Emekliler Arasındaki Adaletsizliği Ortadan Kaldıracağız İntibak düzenlemesinin 2000 yılından önce emekli olan 2 milyon 700 bin kişiyi ilgilendirdiğini ifade eden SGK Başkanı Fatih Acar konuyla ilgili çalışmaların tamamlandığını söyledi. Emeklilere sadece bir defaya mahsus olarak seyyanen yapılan bir zam olmayacağına vurgu yapan Acar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in 16 Ocak Pazartesi günü yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısının ardından oranları açıklayacağını bildirdi. Prim ödeme gün sayısı bakımından ciddi bir uyumsuzluğun olduğunu ifade eden Acar, intibak çalışması ile emekliler arasındaki adaletsizliği ortadan kaldıracaklarını vurguladı. Acar: Vatandaşımızın Emekli Olma Süresini 1 Haftanın Altına İndireceğiz Emekli aylıklarının bağlanma süreleri ile ilgili değerlendirmelerde de bulunan Başkan Fatih Acar vatandaşların emeklilik işlemlerinin kısa sürede tamamlanması yönünde çalışma yaptıklarını söyledi. Acar “Bir vatandaşımızın emekli edilmesi için harcanan sürenin çok uzun olması üzücü bir durum. Eskiden emekli olmak için aylarca süren bir süreç söz konusuydu. Şu an bu süre 25 gün civarında. Ama yeterli değil. Tabi ki 30 yılın sorununu hemen çözmek çok zor. Üç büyük kurum birleşti ve milyonlarca kayıt var. Bütün bunları birleştirmek gerekiyor. Örneğin bir kişi farklı illerde çalışmışsa her il için ayrı kaydı bulunuyor. Bu kayıtları birleştirmek vakit alıyor. Biz bu milyonlarca hizmet bordrosunu bilgi işlem ortamına aktarmak için çok büyük bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmalarla emekli olma süresini 1 haftanın altına indireceğiz. Çalışmaları 2 yıl içerisinde sonuçlandırmayı planlıyoruz.” dedi. Acar: İş Göremezlik Kayıtlarını, Sistem Üzerinden Otomatik Olarak Görebileceğiz Teknik altyapıyı güçlendirmek için önemli çalışmalar yürüttüklerini de ifade eden Başkan Acar, geçici iş göremezlik ödemelerinin sistem üzerinde yürütülebilmesi için başlatılan çalışmaların devam ettiğini söyledi. Yakın bir zamanda vatandaşın hiçbir şekilde Kurum birimlerine gelmesine gerek kalmadan iş göremezlik kayıtlarının sistem üzerinden otomatik olarak görülebileceğine işaret eden Acar, 2012 yılı sonu itibariyle vatandaşın yorulmadığı, aynı zamanda birimlerimizde de yoğunluğun yaşanmadığı bir süreci göreceklerini ve işlemlerin çok daha hızlı yürütülebileceğini kaydetti. Acar: Yeşil Kart Sahibi Olan Vatandaşlarımız Hiçbir Endişeye Kapılmasınlar Yeşil Kart sahibi vatandaşların 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren Sosyal Güvenlik Kurumuva devredilmesinin ardından yaşanan süreci de değerlendiren Başkan Fatih Acar, vatandaşlardan rahat olmalarını ve her hangi bir endişeye kapılmamalarını istedi. Acar, “Yeşil kart sahibi olan vatandaşlarımız endişeye kapılmasınlar. Ne olacak telaşına düşmesinler. Bir problem yok. Vize süreleri dolmayanlar hizmet almaya devam edecekler. Vize süreleri dolan vatandaşlarımızın ise bir ay içinde başvuru yapmaları gerekiyor. Başvuracakları yerler daha önce il ve ilçe idare kurullarıydı. Bundan böyle Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvuracaklar. Burada gelir testi yaptıracaklar. Yeşil kart sahibi olabilmek için vatandaşımızın gelirinin, asgari ücretin üçte birinden az olması lazım. Burada vatandaşın geliri 28 ayrı sorgulamadan geçecek. Değerlendirmeler sonucunda yeşil kart hakkını elde edip etmediği anlaşılmış olacak.” dedi. Acar: “Tapu kayıtları, TÜİK kayıtları, Mernis kayıtları gibi birçok Kurumdan elde edilen 28 ayrı bilginin yer alacağı bir sistem sayesinde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca uygulanacak gelir testi ile örneğin kişinin arabası var mı? Kredi kartı harcamaları ne kadar? gibi birçok unsur incelenerek, yaşam standartlarına bakılarak gelir seviyesi tespit edilecek.” şeklinde konuştu. Acar gelir testi sonucunda, gelir düzeyi asgari ücretin üçte birinden az yani 295 TL’nin altında olan kişilerin primlerinin devlet tarafından ödenmeye devam edileceği ve sağlık hizmetlerinden eskiden olduğu gibi yararlanacaklarını hatırlattı. Başkan Acar, 295 TL’lik sınırda hane halkı kavramının önemine de değinerek şunları kaydetti, “4 kişilik bir ailede hanenin toplam geliri dörde bölünecek ve kişi başına düşen gelir 295 TL’nin altında kalıyorsa bu kişilerin primleri yine devlet tarafından ödenecek. Burada ki hane halkı kavramı bu nedenle çok önemlidir. Ayrıca vatandaş, geliri asgari ücretin üçte biri ile asgari ücret arasında ise 35 TL, geliri asgari ücretle asgari ücretin iki katı arasında ise 106 TL, geliri asgari ücretin iki katının üzerinde ise 212 TL aylık prim ödeyerek sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek. Vize süresi bittiği halde 1 aylık süre içinde gelir testi için başvurmayanlar ise 212 TL prim ödeyecekler. Bu nedenle vize süresi dolan vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamamaları için vize süresi dolum tarihinden itibaren 1 aylık süre içerisinde gelir testi yaptırmalarını önemle belirtiyorum.” Acar: 18 Yaşını Dolduran Öğrenciler veya Vatandaşların da Mağduriyeti Söz Konusu Değil 18 yaşın üzerindeki çocukların durumu hakkında da bilgilendirmede bulunan Acar, “Genel Sağlık Sigortası bütün vatandaşları şemsiyesi altına alan bir sistem. 18 yaşını dolduran öğrenciler veya vatandaşların mağduriyeti söz konusu değil. Artık yepyeni bir sistem geliyor. 18 yaşın üzerindeki genç, üniversitede okuyor ise daha önce olduğu gibi anne ve babası üzerinden sağlık hizmetlerinden yararlanmaya devam edecek. Ancak 18 yaşın üzerinde ve yüksek öğrenim görmüyor ya da 25 yaşın üzerinde, yüksek öğrenimini de tamamlamış ise bu kişilerin de gelir testine müracaat etmeleri gerekiyor.” açıklamasında bulundu. Kişi 18 yaşından sonra bir işte çalışıyor ise zaten 4/a-4/b-4/c kapsamında olacağından herhangi bir mağduriyetin söz konusu olmayacağını da vurgulayan Acar; “Yani geliri olmayan bir kişinin mutlaka prim ödemesi gerekiyor gibi bir sonuç çıkarmak son derece yanlıştır. Vatandaşlarımızı yanıltmaya yönelik açıklamalar yapılmaması gerekir.” diye konuştu. Ayrıca, 1 milyon 700 bin kişinin de 4/a-4/b-4/c ve yeşil kartlılar dışında, hiç sisteme dahil olmayan bir kesim olduğunu belirten Acar, bunlarla ilgili de geçen hafta PTT ile bir protokol imzalandığını ve mektupların gönderilmeye başlandığını vurguladı. Başkan Acar, mektupta vatandaşlara 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren yeni bir uygulamaya geçildiğini, bu uygulama kapsamında sistem dışında göründüklerini ve mutlaka 1 aylık süre içerisinde gelir testlerini yaptırmaları gerektiğini hatırlattıklarını söyledi. Bu işlemlerle ilgili olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları nezdinde gerekli önlemlerin alındığını söyleyen Acar, konu ile ilgili Başbakanlık tarafından bir genelge yayınlandığını ve gerekli önlemlerin alınması için genelgenin 81 İl Valiliğine gönderildiğini belirtti. Başkan Acar programın sonunda vatandaşların mağduriyet yaşamamaları için tekrar çağrıda bulunarak, “Şu an yeşil kartı olanlar herhangi bir şekilde paniğe kapılmayıp bu yeni dönemde neler yaptırılması gerektiğini anlamaya çalışsınlar. Vize süreleri dolana kadar sağlık hizmeti alabilirler. Ama vize süresi dolduktan sonra 1 ay içerisinde mutlaka Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına müracaat ederek gelir testi yaptırmaları gerektiğini unutmasınlar. Gelir testi yaptırmazlar ise daha sonra telafisi zor mükellefiyetlerle karşı karşıya kalabilirler. İnşallah 2012 yılında çok büyük bir rakam olan 9.1 milyon kişiyi sıkıntısız bir şekilde Genel Sağlık Sigortası kapsamına almış olacağız.” diye konuştu.

‘Gelir Testi’ Yaptırmayanlar 212,76 TL Prim Ödeyecekler

‘Gelir Testi’ Yaptırmayanlar 212,76 TL Prim Ödeyecekler 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren artık herkes Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamına alındı. Yapılan düzenleme ile bundan böyle 9 milyon 140 bin “yeşil kart” sahibi de bu kapsamda değerlendirilecek. “Gelir Testi” yaptırmayanlar 201 TL prim ödeyecekler. Gelir testi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından yapılacak. Sosyal Yardım Bilgi Sistemi (SOYBİS) kapsamında ve puanlama formülüyle 13 kurumdan 28 sorgulama yapılarak kişinin “yeşil kart” alma hakkını elde edip etmediği veya gelir düzeyine göre ne kadar prim ödemesi gerektiği tespit edilecek. Sorgulama sonucuortaya 4 farklı durum çıkıyor; · Gelir düzeyi asgari ücretin üçte birinin (295,50 TL) altında ise GSS primleri devlet tarafından ödenecek. · Gelir düzeyi asgari ücretin üçte biri (295,50 TL) ile asgari ücret (886,50 TL) arasında ise 35,46 TL, · Gelir düzeyi asgari ücret (886,50 TL) ile asgari ücretin iki katı (1.773,00 TL) arasında ise 106,38 TL, · Gelir düzeyi asgari ücretin iki katından (1.773,00 TL) daha fazla ise, 212,76 TL, GSS primi ödeyerek sağlık hizmetlerinden faydalanılabilecek. Vizesi dolan yeşil kart sahipleri, yeşil kart haklarının devam etmesi ve prim ödememeleri için, vizenin dolmasından itibaren bir ay içinde ikamet ettikleri yerdeki sosyal yardımlaşma vakfına başvurmak zorundalar. Bir ay içinde başvurmayanlar resen SGK tarafından tescil edilerek asgari ücretin iki katının yüzde 12’si oranında prim ödeme yükümlüsü olacaklar. Yani şu an ki asgari ücrete göre 212,76 TL ödeyecekler. Sisteme Kayıtlı Olmayanlar, Ocak Sonuna Kadar Kayıt Yaptırmak Zorunda Yeni kanunun uygulamaya girmesiyle birlikte daha önce herhangi bir şekilde sağlık sigortası kapsamında olmayan 1 milyon 700 bin kişi, 1 Ocak'tan itibaren sisteme tescil işlemini yaptırmak zorunda. Eğer bu kişiler Ocak sonuna kadar müracaat etmeyip gelir testi yaptırmazlarsa sistem otomatikman asgari ücretin iki katından fazla geliri olduğu kabul ederek en yüksek primden ödeme zorunluluğu getirecek. Sosyal devlet anlayışının gereği, tüm vatandaşların GSS kapsamına alınması çok önemli. Aynı zamanda yıllardır eleştiri konusu yapılan “yeşil kart” uygulamasındaki haksız kullanımların önüne geçilmek istenmesi de güzel. Ancak, özellikle sisteme ilk kez kayıt olacaklar için Ocak sonuna kadar, vizesi dolanlar içinse, bir ay içinde “gelir testi” yaptırmamaları durumunda en yüksek prime tabi olmaları bir çok vatandaşımızı mağdur edecektir. Uygulama çok yeni ve yeterince bilinmemektedir. Süre konusunda esneklik tanınması ve halkımızın aydınlatılması uygulamanın sağlıklı işlemesine katkıda bulunacaktır

12 Ocak 2012 Perşembe

Evdeki kadının vergi ve sigortası

Şükrü KIZILOT skizilot@yaklasim.com Evdeki kadının vergi ve sigortası BAŞLIKTAKİ kadın, eşiniz değil. Dışarıdan gelip, belli bir ücret karşılığı evin temizlik işlerini yapan ya da çocuğa bakan kadınlar... Eşlerin çalıştığı ya da evin hanımının hem eşi hem ev işi hem de çocukla ilgilenemediği durumlarda, dedelerimizin dedesinin zamanında, birden fazla eş alınarak, sorun pratik bir şekilde çözümleniyormuş. Şimdi bunlar çok gerilerde kaldı. Ev işleri ve çocuk bakımı için, belli bir ücret karşılığı eve temizlikçi kadın ya da çocuk bakıcısı getiriliyor. ÇALIŞANLARIN SİGORTASI Ev işlerinde çalışıp, temizlik yapan ya da çocuk bakan kadınların, çoğunun sigortalı çalıştırılmadığı göze çarpıyor. Oysa bu kadınların çalıştırılmaları “sigortalı” olmalarını gerektiriyor. Hemen belirtelim, ev hizmetlerinde çalışan ve temizlik ya da çocuk bakıcılığı yapan kadınlar, İş Kanunu değil, “Borçlar Kanunu” kapsamında değerlendiriliyorlar. Bu kadınlara da en az “yasal asgari ücret” ödenmesi gerekiyor. Bu ücret ise 16 yaşını doldurmuş olanlarda brüt 837 TL, doldurmamış olanlarda da brüt 715,50 TL. MÜREBBİYEYE VERGİ VAR Evlerde, temizlik işlerinde çalıştırılanlara ödenen ücretlerden, gelir vergisi kesintisi yapılmıyor (Gelir Vergisi Kanunu Md. 23/6). Aynı maddeye göre “sütnine” ve “dadılara” (sadece çocuk bakanlara) ödenen ücretler de gelir vergisinden müstesna tutuluyor. Ancak, “mürebbiyelere” yani çocuğun eğitim ve bakımı ile görevlendirilen kadınlara ödenen ücretler, GVK 23/6. maddenin parantez içinde yer alan bir hüküm uyarınca, istisna kapsamında değil. Yani mürebbiye ücretlerinin gelir vergisine tabi tutulması gerekiyor. YAPILACAK İŞLEMLER Evlerinde temizlikçi ya da çocuk bakıcısı kadın (çok rastlanmamakla birlikte erkek) çalıştıranların, aşağıdaki işlemleri yapmaları gerekiyor. 1- Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK), ilgili sigorta müdürlüğüne, “işyeri bildirgesi” verecekler. SGK'da işyeri tescilini yapıp, şifre verecek. 2- SGK'nın ilgili sigorta müdürlüğüne, elektronik ortamda “sigortalı işe giriş bildirgesi” verecekler. 3- Her ay, en geç ait olduğu ayı izleyen ayın 23'ü akşamına kadar elektronik ortamda “aylık sigorta prim ve hizmet belgesi”ni SGK'nın ilgili sigorta müdürlüğüne verecekler. Primleri de o ayın sonuna kadar ödeyecekler. 4- Mürebbiye dışındakilerin ücretleri, gelir vergisinden müstesna olduğu için, bunlardan gelir vergisi kesintisi yapılmayacak. Evde temizlik ve çocuk bakıcılığı işlerinde çalıştırılanların, SSK'ya bildirilmemesi durumunda, ileride bir ihbar ya da tespit nedeniyle, geriye dönük olarak, cezalı sigorta primi ödenebileceğini de hatırlatmakta yarar var...